Tuğçe Turanlar

  • Anasayfa
  • Hakkımda
  • Hizmetler
    • Bireysel Terapi
    • Çift Terapisi
    • EMDR Terapisi
  • Konular
    • İlişkiler ve Bağlanma
    • Kaygı ve Anksiyete
    • Travma ve Bedensel Bellek
    • Psikanalitik Düşünce
  • Podcast
  • İletişim

Tuğçe Turanlar

  • Anasayfa
  • Hakkımda
  • Hizmetler
    • Bireysel Terapi
    • Çift Terapisi
    • EMDR Terapisi
  • Konular
    • İlişkiler ve Bağlanma
    • Kaygı ve Anksiyete
    • Travma ve Bedensel Bellek
    • Psikanalitik Düşünce
  • Podcast
  • İletişim
  • Anasayfa
  • Hakkımda
  • Hizmetler
    • Bireysel Terapi
    • Çift Terapisi
    • EMDR Terapisi
  • Konular
    • İlişkiler ve Bağlanma
    • Kaygı ve Anksiyete
    • Travma ve Bedensel Bellek
    • Psikanalitik Düşünce
  • Podcast
  • İletişim
featured_image

Paranoid Kişilik Bozukluğu Nedir?

Yazar: Klinik Psikolog Tuğçe Turanlar15 Ocak 2026 İlişkiler ve Bağlanma0 Yorum
Paranoid kişilik bozukluğu, kişinin başkalarının niyetlerini sürekli kuşku, tehdit, aldatılma ya da zarar görme ihtimali üzerinden yorumladığı bir kişilik örüntüsüdür. Ancak bu yazıda amaç tanı koymak değil; paranoid kişilik özelliklerini, güven sorunu, sürekli tetikte olma hali, tehdit algısı ve ilişkilerde savunmacı tutumlar üzerinden anlamaktır. Hayat zaman zaman zorlayıcı olabilir....
Devamı
featured_image

Sosyal Fobi Nedir?

Yazar: Klinik Psikolog Tuğçe Turanlar11 Ocak 2026 İlişkiler ve Bağlanma0 Yorum
Sosyal fobi, kişinin sosyal ortamlarda görülme, değerlendirilme, yargılanma ya da küçük düşme ihtimali karşısında yoğun kaygı yaşamasıyla karakterize edilen bir sosyal kaygı örüntüsüdür. Klinik literatürde sosyal fobi, çoğu zaman sosyal kaygı bozukluğu adıyla ele alınır. Bu deneyim gündelik çekingenlikten farklıdır. Kişi yalnızca yeni insanlarla tanışırken biraz gerilmez; sosyal ortamı...
Devamı
featured_image

Şizoid Kişilik Bozukluğu Nedir?

Yazar: Klinik Psikolog Tuğçe Turanlar11 Ocak 2026 İlişkiler ve Bağlanma0 Yorum
Şizoid kişilik bozukluğu, kişinin yakın ilişkilerden belirgin biçimde uzak durduğu, yalnızlığı tercih ettiği ve kişilerarası ilişkilerde duygusal ifadenin sınırlı göründüğü bir kişilik örüntüsüdür. Ancak bu yazıda amaç tanı koymak değil; şizoid kişilik özelliklerini, yalnızlık ihtiyacı, iç dünyaya çekilme, duygusal mesafe ve yakınlık karşısında yaşanan gerilim üzerinden anlamaktır. Modern...
Devamı
featured_image

Obsesif Kompulsif Kişilik Bozukluğu Nedir?

Yazar: Klinik Psikolog Tuğçe Turanlar11 Ocak 2026 İlişkiler ve Bağlanma0 Yorum
Obsesif kompulsif kişilik bozukluğu, kişinin düzen, kontrol, mükemmeliyetçilik ve katı kurallar üzerinden içsel huzursuzluğunu yatıştırmaya çalıştığı bir kişilik örüntüsüdür. Ancak bu yazıda amaç tanı koymak değil; obsesif kompulsif kişilik özelliklerini, karar vermekte zorlanma, mükemmeliyetçilik, kontrol ihtiyacı, duyguları bastırma ve ilişkilerde haklı olma eğilimi üzerinden anlamaktır....
Devamı
featured_image

Aşırı düşünmeyi nasıl durdurabilirim?

Yazar: Klinik Psikolog Tuğçe Turanlar26 Aralık 2025 İlişkiler ve Bağlanma0 Yorum
Aşırı düşünmeyi nasıl durdurabilirim? Bu soru, zihni aynı konu, ihtimal ya da senaryo üzerinde tekrar tekrar dönen birçok kişinin aklından geçer. Aşırı düşünme, kişinin bir konuyu değerlendirmesinden çok, aynı düşünce döngüsünün içinde sıkışmasıdır. Bu süreç çözüm üretmek yerine kaygıyı, zihinsel yorgunluğu ve kararsızlığı artırabilir. İngilizcede sık kullanılan adıyla overthinking, çoğu zaman...
Devamı
featured_image

Freud’a Göre Rüya Yorumu Nedir?

Yazar: Klinik Psikolog Tuğçe Turanlar30 Kasım 2025 İlişkiler ve Bağlanma0 Yorum
Freud’a göre rüya yorumu, bilinçdışının işleyişini anlamak için temel bir yoldur. Sigmund Freud, rüyaları yalnızca gece zihnimizde beliren rastlantısal görüntüler olarak değil; bastırılmış arzuların, çatışmaların, anı kalıntılarının ve bilinçdışı süreçlerin dönüştürülmüş ifadeleri olarak ele alır. Freud’un Rüyaların Yorumu adlı eseri, psikanaliz tarihinde rüyaya merkezi bir yer kazandırmıştır....
Devamı
featured_image

Yaygın Anksiyete Bozukluğu Nedir?

Yazar: Klinik Psikolog Tuğçe Turanlar7 Kasım 2025 İlişkiler ve Bağlanma, Kaygı ve Anksiyete0 Yorum
Yaygın anksiyete bozukluğu, kişinin birçok farklı konuda sürekli, yoğun ve kontrol etmekte zorlandığı bir endişe yaşamasıyla karakterize edilen bir kaygı bozukluğudur. Hepimiz zaman zaman sağlığımız, işimiz, ailemiz, ilişkilerimiz ya da geleceğimiz hakkında kaygılanırız. Kaygı, belirli bir düzeyde bizi hazırlıklı olmaya, önlem almaya ve tehlikelere karşı hızlı tepki vermeye yardımcı olan...
Devamı
featured_image

Yetişkinlerde DEHB Nedir?

Yazar: Klinik Psikolog Tuğçe Turanlar2 Kasım 2025 Nöropsikoloji0 Yorum
Yetişkinlerde DEHB, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğunun yetişkinlik dönemindeki görünümünü ifade eder. İngilizce kaynaklarda ADHD olarak geçen bu nörogelişimsel örüntü, yalnızca çocukluk dönemine ait değildir; bazı kişilerde yetişkinlikte de dikkat, zaman yönetimi, dürtüsellik, duygu düzenleme ve organizasyon alanlarında belirgin zorluklara yol açabilir. Yetişkinlikte DEHB her zaman...
Devamı
featured_image

Bağlanma Stilleri Nedir?

Yazar: Klinik Psikolog Tuğçe Turanlar14 Ekim 2025 İlişkiler ve Bağlanma0 Yorum
Bağlanma stilleri, kişinin yakın ilişkilerde güven, mesafe, bağlılık, terk edilme korkusu ve duygusal yakınlıkla nasıl ilişki kurduğunu anlatan psikolojik örüntülerdir. Bu örüntüler, erken dönem bakım veren ilişkilerinden etkilenebilir; ancak yalnızca çocuklukla sınırlı kalmaz. Yetişkinlikte romantik ilişkilerde, arkadaşlıklarda ve sosyal çevre seçimlerinde yeniden görünür hale gelebilir....
Devamı
featured_image

Maladaptive Daydreaming Nedir?

Yazar: Klinik Psikolog Tuğçe Turanlar9 Ekim 2025 İlişkiler ve Bağlanma0 Yorum
Maladaptive daydreaming, Türkçede çoğunlukla uyumsuz hayal kurma olarak ifade edilen; kişinin uzun süreler boyunca canlı, ayrıntılı ve sürükleyici hayaller kurmasıyla karakterize edilen bir psikolojik örüntüdür. Her insan hayal kurar. Hayal kurmak zihnin doğal, yaratıcı ve çoğu zaman düzenleyici bir işlevidir. Ancak hayal kurma kişinin günlük yaşamını, ilişkilerini, işini, okulunu ya da...
Devamı
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6

Aldatma sonrası güvenin yeniden kurulması, yalnızc Aldatma sonrası güvenin yeniden kurulması, yalnızca “özür dilemekle” mümkün olmaz. Özür önemli olabilir; fakat asıl belirleyici olan, aldatan kişinin kendi davranışını gerçekten anlamaya çalışıp çalışmadığıdır.
“Ama sen de…” diye başlayan savunmalar, aldatılan kişinin tepkisini abartılı bulmak ya da ilişki sorunlarını aldatmanın gerekçesi gibi sunmak, onarımı zorlaştırır.
Çünkü güven, ancak sorumluluğun gerçekten alındığı bir yerde yeniden kurulabilir.
Bu konuyu daha ayrıntılı ele aldığım “Aldatma Sonrası Güven Yeniden Kurulur mu?” başlıklı yazıyı tugceturanlar.com’da okuyabilirsiniz.
🌷 
#psikoloji
Sevilmek için neden bazen sesimizi kısar, ihtiyaçl Sevilmek için neden bazen sesimizi kısar, ihtiyaçlarımızı geri çeker, kendimizden vazgeçeriz?
Bu bölümde Küçük Deniz Kızı masalını; İngiliz Psikanalist Winnicott’ın gerçek/sahte benlik ayrımı ve Klinik Psikolog Dana Crowley Jack’in kendini susturma kavramı üzerinden ele alıyoruz. 
Çünkü bazen mesele aşk için fedakârlık değil; sevilmek uğruna kendi sesini kaybetmektir.
Yeni bölüm Spotify ve Apple Podcasts’te.
Yeni bölümlerden haberdar olmak için Seans Odası Sakinleri podcastini takip edebilirsiniz ❤️
#podcast #psikoloji
Travmatik bir deneyimi anlatmak neden iyileştirir? Travmatik bir deneyimi anlatmak neden iyileştirir?
Bu sorunun cevabı, “konuşmak iyi gelir”den çok daha derine gidiyor.
Psikanalitik perspektiften bakıldığında anlatı; zihnin ham halde tuttuğu, henüz tam olarak işleyemediği deneyimi daha düşünülebilir bir forma sokma girişimidir.
Adı konulamayan şey her zaman yok olmaz. Bazen semptom olarak, beden tepkisi olarak ya da ilişkilerde tekrar eden örüntüler olarak kendini göstermeye devam eder.
Anlatmak, bu döngüyü fark etmeye ve yaşanan deneyime başka bir yerden bakmaya yardım edebilir.
Ama iyileştirici olan yalnızca anlatmak değildir. Güvenli, duyulduğunuz ve yargılanmadığınız bir ilişki içinde anlatabilmektir.
#psikoloji
Bazı duygular yalnızca geçip gitmez; ilişkilerimiz Bazı duygular yalnızca geçip gitmez; ilişkilerimizde, seçimlerimizde, tekrar eden döngülerimizde iz bırakır.
Seans Odası Sakinleri’nde, bireysel terapi ve çift terapisi alanında çalışan bir klinik psikolog olarak insanın iç dünyası, ilişkileri ve kendini anlama yolculuğu üzerine düşüncelerimi paylaşıyorum.
Bazen bir ilişkinin içindeki görünmeyen döngülere, bazen travmanın bugüne bıraktığı izlere, bazen de çocukluktan taşınan bağlanma biçimlerine bakıyoruz.
Jung, Freud, çağdaş psikanalitik düşünce, masallar, filmler ve gündelik hayattan tanıdık duygular bu yolculukta bize eşlik ediyor.
🎙️ Seans Odası Sakinleri’ni Spotify, Apple Podcasts ve diğer podcast platformlarında dinleyebilirsiniz 🤍
“İçimizde olup biteni bilinçli hale getirmediğimiz “İçimizde olup biteni bilinçli hale getirmediğimizde, onu dış dünyada kaderimizmiş gibi yaşarız.” - Jung
Bazen benzer ilişkilere çekilir, benzer insanlara öfkelenir, benzer durumlarda geri çekilir ya da aynı tür hayal kırıklıklarını farklı sahnelerde yeniden yaşarız. Dışarıdan bakıldığında bütün bunlar şanssızlık, kader ya da hayatın bize hazırladığı bir tekrar gibi görünebilir. Oysa dış dünyada sürekli karşımıza çıkan şey, bazen içimizde henüz fark edilmemiş olanın izidir.
Bilinçdışı, yalnızca bastırılmış anılardan ya da unutulmuş deneyimlerden oluşmaz. Çocuklukta geliştirdiğimiz savunmalar, ilişkiler içinde öğrendiğimiz roller, kendimize dair inançlarımız, korkularımız, arzularımız ve gölgede kalan yanlarımız da bilinçdışının parçalarıdır. 
Örneğin “Ben hep terk ediliyorum” diye düşündüğünüzde, farkında olmadan terk edilmeyi bekleyen, yakınlığı tehdit gibi algılayan ya da ilişkilerde kendinizi sürekli aynı mesafeye yerleştiren bir iç düzenekle hareket ediyor olabilirsiniz. 
Bu yaşadığınız acının gerçek olmadığı anlamına gelmez. Tam tersine, acının yalnızca dış koşullardan değil, içsel tekrar örüntülerinden de beslendiğini gösterir. Elbette her şeyin nedeni bilinçdışı değildir. Toplumsal koşullar, travmalar, kayıplar, ekonomik gerçekler ve başkalarının davranışları yaşamımız üzerinde gerçek bir etkiye sahiptir.
Fark edilmeyen duygu çoğu zaman davranışa dönüşür. Kabul edilmeyen öfke pasif saldırganlık olarak ortaya çıkabilir. Tanınmayan değersizlik hissi sürekli onay arayışına dönüşebilir. Yüzleşilmeyen korku ise kontrol ihtiyacı olarak ilişkilerimize sızabilir. 
Bilinçli hale getirmek, yalnızca zihinsel olarak “anlamak” değildir. Kendi iç dünyamızı gözlemleyebilmek, duygularımıza isim verebilmek, tetiklendiğimiz anları fark edebilmek ve eski tepkilerimizle bugünkü gerçekliği ayırt edebilmektir. 
Terapi de çoğu zaman tam olarak bu alanda çalışır: kader sandığımız tekrarları psikolojik bir dile çevirmek. İç dünyamızı tanımaya başladığımızda dış dünya tamamen değişmeyebilir. Ancak biz, aynı dünyaya aynı bilinçdışı zorunluluklarla cevap vermek zorunda kalmayız. 🌷
Klinik Psikolog Tuğçe Turanlar
#psikoloji
Hiç ilk görüşte aşık oldunuz mu?
Bazen birine gerç Hiç ilk görüşte aşık oldunuz mu?
Bazen birine gerçekten değil, onun üzerindeki kendi hayalimize, özlemimize ya da eksik kalan bir parçamıza tutuluruz. Jung’a göre aşkın ilk dönemindeki bu büyülenmede projeksiyon önemli bir rol oynar; karşımızdaki kişiyi olduğu gibi değil, içimizde taşıdığımız imgeyle birlikte görürüz.
Bu bölümde aşkı, projeksiyonu, anima-animus kavramlarını ve Her filmi üzerinden kurduğumuz o ilk büyülenmenin neden bu kadar güçlü olduğunu anlatıyorum.
Bu sorunun cevabını Jung’un kavramları üzerinden daha derinlemesine dinlemek isterseniz, profildeki linkten Seans Odası Sakinleri podcastine ulaşabilirsiniz. Bölümü Apple Podcasts ve Spotify üzerinden dinleyebilirsiniz 🩵
#podcast #psikoloji
Instagram'da takip et

  • KVKK Aydınlatma Metni
  • Web Sitesi Aydınlatma Metni
  • Çerez Politikası
  • uzmanpsikologtugceturanlar@gmail.com
  • 0532 053 39 92 WhatsApp üzerinden ulaşabilirsiniz

Adres

Kuloğlu Mah. Ağa Hamamı Sok. Yasemin Apt. No:14 D:1 Beyoğlu / İstanbul

Bu internet sitesinin içeriği ve uygulamaları, sadece bilgilendirme ve eğitim amaçlı olup, herhangi bir şekilde tıbbi öneri verme veya herhangi bir danışan sağlama amacı ile oluşturulmamıştır. Sitemizde yer alan alıntı ve görüşler açıkça belirtilmediği takdirde resmi görüşlerini yansıtmamaktadır.