Tuğçe Turanlar

  • Anasayfa
  • Hakkımda
  • Hizmetler
    • Bireysel Terapi
    • Çift Terapisi
    • EMDR Terapisi
  • Konular
    • İlişkiler ve Bağlanma
    • Kaygı ve Anksiyete
    • Travma ve Bedensel Bellek
    • Psikanalitik Düşünce
  • Podcast
  • İletişim

Tuğçe Turanlar

  • Anasayfa
  • Hakkımda
  • Hizmetler
    • Bireysel Terapi
    • Çift Terapisi
    • EMDR Terapisi
  • Konular
    • İlişkiler ve Bağlanma
    • Kaygı ve Anksiyete
    • Travma ve Bedensel Bellek
    • Psikanalitik Düşünce
  • Podcast
  • İletişim
  • Anasayfa
  • Hakkımda
  • Hizmetler
    • Bireysel Terapi
    • Çift Terapisi
    • EMDR Terapisi
  • Konular
    • İlişkiler ve Bağlanma
    • Kaygı ve Anksiyete
    • Travma ve Bedensel Bellek
    • Psikanalitik Düşünce
  • Podcast
  • İletişim
featured_image

Tekrarlayan Rüyalar Neden Görülür? Bilinçdışının Israrı

20 Şubat 2026 Yazar: Klinik Psikolog Tuğçe Turanlar Psikanalitik Düşünce 0 Yorum

Bazı rüyalar bir kez görülür ve kaybolur. Bazıları ise aynı duygusal çekirdeği farklı zamanlarda, farklı sahneler içinde yeniden kurar. Tekrarlayan rüyalar çoğu zaman rastlantısal değildir; zihnin henüz tam olarak temsil edemediği, anlamlandıramadığı ya da sindiremediği bir yaşantının yeniden işlenme çabası olabilir.

Bu tekrar yalnızca rüya sahnesinde ortaya çıkmaz. Bazen gündelik yaşamda, ilişkilerde, bedensel tepkilerde ya da kişinin kendini benzer durumların içinde tekrar tekrar bulmasında da görünür. Bu nedenle tekrarlayan rüyalar, yalnızca gece görülen imgeler değil; ruhsal dünyanın süreklilik taşıyan izleri olarak da düşünülebilir.

Tekrarlayan rüyaları tek bir kuramsal çerçeveyle açıklamak mümkün değildir. Psikodinamik yaklaşım yineleme, bilinçdışı çatışma ve temsil edilemeyen deneyimlere odaklanırken; nörobiyolojik araştırmalar REM uykusu, amigdala aktivasyonu ve duygusal bellek süreçlerini öne çıkarır. Evrimsel bakış ise rüyaları olası tehdit senaryolarının zihinsel provası olarak değerlendirir.

Bu yazıda tekrarlayan rüyaları psikanalitik, Jungiyen, nörobiyolojik ve klinik açılardan birlikte ele alacağız.

Tekrarlayan Rüya Nedir?

Tekrarlayan rüya, benzer bir sahnenin, duygunun ya da temanın haftalar, aylar hatta yıllar boyunca yeniden ortaya çıkmasıdır. Rüyanın içeriği her zaman birebir aynı olmayabilir. Bazen karakterler, mekânlar ya da olay örgüsü değişir; fakat rüyanın taşıdığı temel duygu aynı kalır.

Bu tür rüyalarda genellikle şu temalar dikkat çeker:

  • Kovalanmak, kaçmak ya da saklanmak
  • Düşmek veya kontrolü kaybetmek
  • Geç kalmak, hazırlıksız yakalanmak
  • Dişlerin dökülmesi ya da konuşamamak
  • Toplum içinde çıplak kalmak, görülmek ya da ifşa olmak
  • Bir evin su basması, yanması, yıkılması veya tehdit altında olması

Bu temaların ortak noktası, yoğun bir duygusal yük taşımalarıdır. Bu nedenle tekrarlayan rüyalarda asıl soru yalnızca “Bu rüya ne anlama geliyor?” değildir. Daha temel soru şudur:

Zihin neden aynı duyguyu farklı sahneler aracılığıyla tekrar tekrar üretmeye ihtiyaç duyar?

Aynı Rüyayı Tekrar Tekrar Görmek Ne Anlama Gelir?

Aynı rüyayı tekrar tekrar görmek, çoğu zaman zihnin belirli bir duygusal temayı işlemeye devam ettiğini gösterir. Bu tema bazen geçmişte yaşanmış bir deneyime, bazen güncel bir çatışmaya, bazen de kişinin henüz fark etmediği bir iç gerilime bağlı olabilir.

Rüya her seferinde birebir aynı görünmeyebilir. Fakat altında yatan duygu tanıdıktır: korku, çaresizlik, utanç, sıkışmışlık, kontrol kaybı, terk edilme ya da yakalanma hissi. Bu nedenle tekrarlayan rüyalarda yalnızca görüntülere değil, rüyanın kişide bıraktığı duyguya da bakmak gerekir.

Bir rüyanın tekrar etmesi, onun mutlaka “gizli bir mesaj” taşıdığı anlamına gelmez. Bazen tekrar, zihnin hâlâ düzenlemeye çalıştığı bir yaşantının izidir. Başka bir deyişle, tekrarlayan rüya çoğu zaman bir kehanet ya da işaret değil; ruhsal bir işleme biçimidir.

Tekrarlayan Rüyalar Neden Olur?

Tekrarlayan rüyaların tek bir nedeni yoktur. Psikanalitik açıdan bakıldığında tekrar, bilinçdışı çatışmaların, bastırılmış duyguların ya da temsil edilememiş deneyimlerin yeniden sahneye çıkmasıyla ilişkili olabilir. Zihin, bir türlü yerleştiremediği yaşantıyı rüya aracılığıyla yeniden kurar.

Freud’un “yineleme zorlantısı” kavramı bu noktada önemlidir. Kişi bazen rahatsız edici, korkutucu ya da acı verici bir sahneyi rüyasında tekrar tekrar yaşar. İlk bakışta bu çelişkili görünür. Çünkü zihin neden huzursuz edici bir deneyimi yeniden üretmek istesin?

Freud’a göre bu tekrarın ardında bir tür “ustalık kazanma” çabası bulunur. Ruhsal aygıt, bir zamanlar pasif biçimde maruz kaldığı deneyimi bu kez daha kontrol edilebilir bir zeminde yeniden işlemeye çalışır.

Freud bu düşünceyi ünlü Fort-Da gözlemiyle açıklar. Bir çocuk, annesinin odadan ayrılmasıyla yaşadığı ayrılık kaygısını bir oyuna dönüştürür. Elindeki makarayı uzağa atar, sonra geri çeker. Böylece çocuk, kontrol edemediği ayrılık deneyimini oyun içinde yeniden kurar. Pasif biçimde yaşadığı acıyı, aktif bir düzeneğin içine yerleştirir.

Travmatik rüyalar da benzer bir işleyişle düşünülebilir. Zihin, kontrol edemediği bir yaşantıyı tekrar ederek onu bağlamaya, anlamlandırmaya ve ruhsal yapı içinde bir yere yerleştirmeye çalışıyor olabilir.

Lacancı açıdan ise tekrar, dile ve anlamlandırmaya tam olarak yerleşememiş bir deneyimin etrafında dönmek gibidir. Bazı yaşantılar söze dökülemez. Kişi ne yaşadığını bilir gibi olur ama onu bir anlatıya yerleştiremez. Duygu vardır, iz vardır, beden tepkisi vardır; fakat deneyim henüz simgesel bir forma kavuşmamıştır.

Bu yüzden bazı tekrarlayan rüyalar kişiye şöyle hissettirebilir:

“Bir şey anlatıyor ama ne olduğunu tam çıkaramıyorum.”

Sorun anlamın hiç olmaması değil, yaşantının henüz dile, düşünceye ve ruhsal temsile tam olarak yerleşememiş olmasıdır.

Modern psikodinamik yaklaşımda ise bazı rüyalar, gizli bir anlamdan çok kişinin o anki ruhsal durumunu yansıtır. Dağılma, parçalanma, boğulma, sıkışma ya da yok olma temalı rüyalar bazen kırılganlaşmış bir kendilik yapısının gece dilindeki ifadesi olabilir.

Bu nedenle tekrarlayan rüyalar bazen bir sembolü çözmeye değil, kişinin ruhsal durumunu anlamaya davet eder.

Jungiyen Bakışla Tekrarlayan Rüyalar Ne Anlatır?

Jung’a göre rüyalar, bilinçli tutumun tek taraflılığını dengeleyen doğal ruhsal yapılardır. Bilinç bir yönde fazla katılaştığında, rüya çoğu zaman bu tek taraflılığı telafi eden imgeler üretir.

Tekrarlayan bir rüya ise bilinçdışının aynı dengeleme çağrısını yeniden göndermesi olarak düşünülebilir. Rüyanın taşıdığı sembolik içerik anlaşılmadığında, bastırıldığında ya da yaşama entegre edilmediğinde sembol tekrar sahneye döner.

Bu bakış açısından “Neden aynı rüyayı tekrar tekrar görüyorum?” sorusunun yanıtı şudur:

Çünkü rüyanın taşıdığı ruhsal dönüşüm olanağı henüz bilinçli yaşama dahil edilmemiş olabilir.

Örneğin sürekli kovalanma teması, kişinin kendi Gölge içeriğiyle temas edememesini gösterebilir. Bu Gölge; bastırılmış öfke, güç, arzu, ihtiyaç ya da kabul edilmemiş bir yön olabilir.

Su baskını, taşan duygulanımın bilinçli sınırları aşmaya başladığını düşündürebilir. Karanlık bir figür, travmatik bir çekirdeğin ya da bastırılmış bir yönün bedenleşmiş ifadesi olabilir. Kaybolmak ya da yönünü bulamamak ise bireyleşme sürecinde iç pusulanın zayıfladığı dönemlere eşlik edebilir.

Jungiyen klinik çalışmada sık görülen bir durum şudur: Kişi rüyadaki figürden kaçmak yerine onunla temas etmeye başladığında, rüyanın formu değişebilir. Sembol dönüşür, sahne farklılaşır ya da tekrarın yoğunluğu azalır. Bu değişim, bilinçdışı içeriğin daha fazla temsil edilebilir hale geldiğini gösterebilir.

Tekrarlayan Kabuslar ve Duygusal Bellek Arasındaki İlişki

Rüyaların yoğun duygusal tonunu anlamak için REM uykusuna bakmak gerekir. REM evresinde beynin limbik sistemi, özellikle de amigdala daha aktif hale gelir. Buna karşılık prefrontal korteksin düzenleyici ve mantıksal işlevleri görece azalır.

Bu durum, rüyaların neden hem çok canlı hem de gündelik mantıktan uzak olabildiğini açıklar.

Tekrarlayan kabuslarda öne çıkan olasılıklardan biri, duygusal anının bellek ağlarına sağlıklı biçimde entegre edilememesidir. Özellikle travmatik deneyimlerde yüksek uyarılma düzeyi nedeniyle anı tam olarak işlenemeyebilir. Böylece yaşantı, limbik sistemde yoğun bir iz olarak kalabilir.

Bu durumda zihin aynı temayı yeniden aktive eder. Tekrar burada yalnızca bir anlatım değil, duygusal yükü düzenleme ve sinir sistemi içinde yerleştirme çabasıdır.

Başka bir deyişle, tekrarlayan rüyalar bazen ruhsal olduğu kadar nörobiyolojik bir işleme sürecinin de parçasıdır.

Rüyalar Tehlikeyi Prova Ediyor Olabilir mi?

Tekrarlayan rüyaların büyük bir kısmı olumsuz duygusal tona sahiptir. Kovalanmak, saldırıya uğramak, saklanmak, kaçmak ya da tehlikeden kurtulmaya çalışmak gibi temalar oldukça yaygındır.

Evrimsel yaklaşıma göre bu durum yalnızca bir bozukluk göstergesi değildir. Rüyalar, organizmanın potansiyel tehditleri güvenli bir zihinsel alanda prova etmesini sağlayabilir.

Antti Revonsuo’nun Tehdit Simülasyon Teorisi’ne göre rüya, olası tehlikelere karşı algısal ve davranışsal hazırlığı güçlendiren bir iç tatbikat alanı gibi çalışabilir. Bu nedenle tehdit içeren rüyaların tekrar etmesi, yalnızca psikolojik bir düğüm değil; biyolojik bir hazırlık mekanizması olarak da düşünülebilir.

Bu bakış, özellikle çocukluk döneminde tehdit içerikli rüyaların neden daha sık görülebildiğini anlamaya yardımcı olur. Gelişmekte olan zihin, tehlike, ayrılık, kayıp ve korunma temalarını rüya yoluyla tekrar tekrar işlemeye çalışabilir.

Tekrarlayan Kabuslar Ne Zaman Önemlidir?

Tekrarlayan rüya tek başına bir hastalık belirtisi değildir. Birçok kişi hayatının belirli dönemlerinde benzer temalı rüyalar görebilir. Klinik açıdan belirleyici olan, rüyanın varlığından çok kişinin ruhsal ve gündelik işlevselliği üzerindeki etkisidir.

Eğer rüya sık sık uykudan uyandırıyorsa, yoğun bedensel uyarılma yaratıyorsa ya da gündüz yaşamında belirgin kaygı, kaçınma, dikkat güçlüğü veya duygusal dalgalanmalara yol açıyorsa klinik değerlendirme önemli hale gelir.

Özellikle travma bağlamında ortaya çıkan tekrarlayan kabuslar, sinir sisteminin hâlâ yüksek uyarılma düzeyinde çalıştığını gösterebilir. Bu tür rüyalar kişinin uyku kalitesini, duygu düzenleme kapasitesini ve genel yaşam kalitesini etkileyebilir.

Bu nedenle değerlendirme yapılırken yalnızca rüyanın içeriğine değil; uyku düzenine, duygusal regülasyon kapasitesine, travma öyküsüne ve gündelik işlevselliğe birlikte bakmak gerekir.

Tekrarlayan Kabuslar İçin Terapi Yaklaşımları Nelerdir?

Klinik müdahale gerektiğinde amaç yalnızca rüyanın anlamını çözmek değildir. Aynı zamanda tekrar eden döngüyü düzenlemek, rüyanın yarattığı bedensel ve duygusal yükü azaltmak da önemlidir.

Bu alanda kullanılan kanıta dayalı yöntemlerden biri İmgelem Provası Terapisi’dir. Bu yaklaşımda kişi rüyasını hatırlar, senaryoyu daha güvenli ya da güçlendirici bir biçimde yeniden yapılandırır ve uyanıkken bu yeni versiyonu tekrar eder.

Amaç rüyayı bastırmak değildir. Amaç, rüyanın aynı tehdit döngüsü içinde tekrar etmesini engelleyerek ona farklı bir son, farklı bir yön ve daha düzenleyici bir yapı kazandırmaktır.

Psikodinamik çalışmada ise odak, rüyanın içeriğinden çok rüyaya eşlik eden duygunun temsil edilebilir hale gelmesidir. Rüyadaki tekrar eden sahne, söze, düşünceye ve anlam örgüsüne taşındıkça otomatik döngü zayıflayabilir.

Bu nedenle müdahalenin hedefi sahneyi susturmak değil; yaşantıyı ruhsal yapı içinde daha taşınabilir, düşünülebilir ve anlamlandırılabilir hale getirmektir.

Tekrarlayan Rüyalar Bir Mesaj mı, İşlenmemiş Bir Duygunun İzi mi?

Tekrarlayan rüyalar çoğu zaman zihnin çözülmemiş bir yaşantıya sadakatini gösterir. Freud için bu tekrar, ustalık kazanma girişimidir. Jung için telafi ve bireyleşme çağrısıdır. Nörobiyolojik açıdan duygusal belleğin entegrasyon çabasıdır. Evrimsel bakışta ise olası tehdide karşı hazırlık provasıdır.

Farklı kuramsal çerçeveler aynı noktada kesişir:

Tekrar rastlantı değildir; işlenmemiş olanın izidir.

Rüya durduğunda, azaldığında ya da form değiştirdiğinde çoğu zaman uyanık yaşamda da bir şey yer değiştirir. Çünkü tekrar, dış dünyadan çok iç dünyadaki çözülmemiş bir düğüme bağlıdır.

Bu nedenle tekrarlayan rüya bir “kader” değildir. Temsil edilmeyi, anlaşılmayı ve ruhsal yapı içinde yerini bulmayı bekleyen bir yaşantının sessiz ama kararlı ısrarıdır.

 Tekrar Eden Yaşam Örüntüleri ve Bilinçdışı: Semboller Ne Anlatır?

Ek kaynak: Tekrarlayan kabuslar ve kabus bozukluğuna yönelik klinik yaklaşımlar hakkında daha ayrıntılı bilgi için American Academy of Sleep Medicine tarafından yayımlanan “Position Paper for the Treatment of Nightmare Disorder in Adults” başlıklı makaleye bakılabilir.

Önceki
Sonraki

İlgili Makaleler

Hangi Terapi Yöntemi Bana Uygun?
Hangi Terapi Yöntemi Bana Uygun?
21 Eylül 2025

Hangi terapi yöntemi bana uygun? Terapiye başlamayı düşünen birçok kişi ilk...

Devamı
Jung’un Kırmızı Kitabı: 5 Bölümlük Podcast Serisi
Jung’un Kırmızı Kitabı: 5 Bölümlük Podcast Serisi
22 Nisan 2026

Jung’un Kırmızı Kitabı, yalnızca psikoloji tarihinin dikkat çekici metinlerinden...

Devamı
Rüya Analizi: Freud ve Jung’un Karşılaştırmalı Görüşleri
Rüya Analizi: Freud ve Jung’un Karşılaştırmalı Görüşleri
29 Ekim 2023

Rüya Analizi Freud'a Göre Rüyalar Ne Anlama Geliyor? Hepimiz rüya görüyoruz,...

Devamı
Gölge Arketipi Nedir?
Gölge Arketipi Nedir?
16 Aralık 2024

Gölge arketipi, Carl Gustav Jung’un analitik psikoloji kuramında insanın bilinçli...

Devamı

Aldatma sonrası güvenin yeniden kurulması, yalnızc Aldatma sonrası güvenin yeniden kurulması, yalnızca “özür dilemekle” mümkün olmaz. Özür önemli olabilir; fakat asıl belirleyici olan, aldatan kişinin kendi davranışını gerçekten anlamaya çalışıp çalışmadığıdır.
“Ama sen de…” diye başlayan savunmalar, aldatılan kişinin tepkisini abartılı bulmak ya da ilişki sorunlarını aldatmanın gerekçesi gibi sunmak, onarımı zorlaştırır.
Çünkü güven, ancak sorumluluğun gerçekten alındığı bir yerde yeniden kurulabilir.
Bu konuyu daha ayrıntılı ele aldığım “Aldatma Sonrası Güven Yeniden Kurulur mu?” başlıklı yazıyı tugceturanlar.com’da okuyabilirsiniz.
🌷 
#psikoloji
Sevilmek için neden bazen sesimizi kısar, ihtiyaçl Sevilmek için neden bazen sesimizi kısar, ihtiyaçlarımızı geri çeker, kendimizden vazgeçeriz?
Bu bölümde Küçük Deniz Kızı masalını; İngiliz Psikanalist Winnicott’ın gerçek/sahte benlik ayrımı ve Klinik Psikolog Dana Crowley Jack’in kendini susturma kavramı üzerinden ele alıyoruz. 
Çünkü bazen mesele aşk için fedakârlık değil; sevilmek uğruna kendi sesini kaybetmektir.
Yeni bölüm Spotify ve Apple Podcasts’te.
Yeni bölümlerden haberdar olmak için Seans Odası Sakinleri podcastini takip edebilirsiniz ❤️
#podcast #psikoloji
Travmatik bir deneyimi anlatmak neden iyileştirir? Travmatik bir deneyimi anlatmak neden iyileştirir?
Bu sorunun cevabı, “konuşmak iyi gelir”den çok daha derine gidiyor.
Psikanalitik perspektiften bakıldığında anlatı; zihnin ham halde tuttuğu, henüz tam olarak işleyemediği deneyimi daha düşünülebilir bir forma sokma girişimidir.
Adı konulamayan şey her zaman yok olmaz. Bazen semptom olarak, beden tepkisi olarak ya da ilişkilerde tekrar eden örüntüler olarak kendini göstermeye devam eder.
Anlatmak, bu döngüyü fark etmeye ve yaşanan deneyime başka bir yerden bakmaya yardım edebilir.
Ama iyileştirici olan yalnızca anlatmak değildir. Güvenli, duyulduğunuz ve yargılanmadığınız bir ilişki içinde anlatabilmektir.
#psikoloji
Bazı duygular yalnızca geçip gitmez; ilişkilerimiz Bazı duygular yalnızca geçip gitmez; ilişkilerimizde, seçimlerimizde, tekrar eden döngülerimizde iz bırakır.
Seans Odası Sakinleri’nde, bireysel terapi ve çift terapisi alanında çalışan bir klinik psikolog olarak insanın iç dünyası, ilişkileri ve kendini anlama yolculuğu üzerine düşüncelerimi paylaşıyorum.
Bazen bir ilişkinin içindeki görünmeyen döngülere, bazen travmanın bugüne bıraktığı izlere, bazen de çocukluktan taşınan bağlanma biçimlerine bakıyoruz.
Jung, Freud, çağdaş psikanalitik düşünce, masallar, filmler ve gündelik hayattan tanıdık duygular bu yolculukta bize eşlik ediyor.
🎙️ Seans Odası Sakinleri’ni Spotify, Apple Podcasts ve diğer podcast platformlarında dinleyebilirsiniz 🤍
“İçimizde olup biteni bilinçli hale getirmediğimiz “İçimizde olup biteni bilinçli hale getirmediğimizde, onu dış dünyada kaderimizmiş gibi yaşarız.” - Jung
Bazen benzer ilişkilere çekilir, benzer insanlara öfkelenir, benzer durumlarda geri çekilir ya da aynı tür hayal kırıklıklarını farklı sahnelerde yeniden yaşarız. Dışarıdan bakıldığında bütün bunlar şanssızlık, kader ya da hayatın bize hazırladığı bir tekrar gibi görünebilir. Oysa dış dünyada sürekli karşımıza çıkan şey, bazen içimizde henüz fark edilmemiş olanın izidir.
Bilinçdışı, yalnızca bastırılmış anılardan ya da unutulmuş deneyimlerden oluşmaz. Çocuklukta geliştirdiğimiz savunmalar, ilişkiler içinde öğrendiğimiz roller, kendimize dair inançlarımız, korkularımız, arzularımız ve gölgede kalan yanlarımız da bilinçdışının parçalarıdır. 
Örneğin “Ben hep terk ediliyorum” diye düşündüğünüzde, farkında olmadan terk edilmeyi bekleyen, yakınlığı tehdit gibi algılayan ya da ilişkilerde kendinizi sürekli aynı mesafeye yerleştiren bir iç düzenekle hareket ediyor olabilirsiniz. 
Bu yaşadığınız acının gerçek olmadığı anlamına gelmez. Tam tersine, acının yalnızca dış koşullardan değil, içsel tekrar örüntülerinden de beslendiğini gösterir. Elbette her şeyin nedeni bilinçdışı değildir. Toplumsal koşullar, travmalar, kayıplar, ekonomik gerçekler ve başkalarının davranışları yaşamımız üzerinde gerçek bir etkiye sahiptir.
Fark edilmeyen duygu çoğu zaman davranışa dönüşür. Kabul edilmeyen öfke pasif saldırganlık olarak ortaya çıkabilir. Tanınmayan değersizlik hissi sürekli onay arayışına dönüşebilir. Yüzleşilmeyen korku ise kontrol ihtiyacı olarak ilişkilerimize sızabilir. 
Bilinçli hale getirmek, yalnızca zihinsel olarak “anlamak” değildir. Kendi iç dünyamızı gözlemleyebilmek, duygularımıza isim verebilmek, tetiklendiğimiz anları fark edebilmek ve eski tepkilerimizle bugünkü gerçekliği ayırt edebilmektir. 
Terapi de çoğu zaman tam olarak bu alanda çalışır: kader sandığımız tekrarları psikolojik bir dile çevirmek. İç dünyamızı tanımaya başladığımızda dış dünya tamamen değişmeyebilir. Ancak biz, aynı dünyaya aynı bilinçdışı zorunluluklarla cevap vermek zorunda kalmayız. 🌷
Klinik Psikolog Tuğçe Turanlar
#psikoloji
Hiç ilk görüşte aşık oldunuz mu?
Bazen birine gerç Hiç ilk görüşte aşık oldunuz mu?
Bazen birine gerçekten değil, onun üzerindeki kendi hayalimize, özlemimize ya da eksik kalan bir parçamıza tutuluruz. Jung’a göre aşkın ilk dönemindeki bu büyülenmede projeksiyon önemli bir rol oynar; karşımızdaki kişiyi olduğu gibi değil, içimizde taşıdığımız imgeyle birlikte görürüz.
Bu bölümde aşkı, projeksiyonu, anima-animus kavramlarını ve Her filmi üzerinden kurduğumuz o ilk büyülenmenin neden bu kadar güçlü olduğunu anlatıyorum.
Bu sorunun cevabını Jung’un kavramları üzerinden daha derinlemesine dinlemek isterseniz, profildeki linkten Seans Odası Sakinleri podcastine ulaşabilirsiniz. Bölümü Apple Podcasts ve Spotify üzerinden dinleyebilirsiniz 🩵
#podcast #psikoloji
Instagram'da takip et

  • KVKK Aydınlatma Metni
  • Web Sitesi Aydınlatma Metni
  • Çerez Politikası
  • uzmanpsikologtugceturanlar@gmail.com
  • 0532 053 39 92 WhatsApp üzerinden ulaşabilirsiniz

Adres

Kuloğlu Mah. Ağa Hamamı Sok. Yasemin Apt. No:14 D:1 Beyoğlu / İstanbul

Bu internet sitesinin içeriği ve uygulamaları, sadece bilgilendirme ve eğitim amaçlı olup, herhangi bir şekilde tıbbi öneri verme veya herhangi bir danışan sağlama amacı ile oluşturulmamıştır. Sitemizde yer alan alıntı ve görüşler açıkça belirtilmediği takdirde resmi görüşlerini yansıtmamaktadır.