Tuğçe Turanlar

  • Anasayfa
  • Hakkımda
  • Hizmetler
    • Bireysel Terapi
    • Çift Terapisi
    • EMDR Terapisi
  • Konular
    • İlişkiler ve Bağlanma
    • Kaygı ve Anksiyete
    • Travma ve Bedensel Bellek
    • Psikanalitik Düşünce
  • Podcast
  • İletişim

Tuğçe Turanlar

  • Anasayfa
  • Hakkımda
  • Hizmetler
    • Bireysel Terapi
    • Çift Terapisi
    • EMDR Terapisi
  • Konular
    • İlişkiler ve Bağlanma
    • Kaygı ve Anksiyete
    • Travma ve Bedensel Bellek
    • Psikanalitik Düşünce
  • Podcast
  • İletişim
  • Anasayfa
  • Hakkımda
  • Hizmetler
    • Bireysel Terapi
    • Çift Terapisi
    • EMDR Terapisi
  • Konular
    • İlişkiler ve Bağlanma
    • Kaygı ve Anksiyete
    • Travma ve Bedensel Bellek
    • Psikanalitik Düşünce
  • Podcast
  • İletişim
featured_image

Şizoid Kişilik Bozukluğu Nedir?

11 Ocak 2026 Yazar: Klinik Psikolog Tuğçe Turanlar İlişkiler ve Bağlanma 0 Yorum

Şizoid kişilik bozukluğu, kişinin yakın ilişkilerden belirgin biçimde uzak durduğu, yalnızlığı tercih ettiği ve kişilerarası ilişkilerde duygusal ifadenin sınırlı göründüğü bir kişilik örüntüsüdür. Ancak bu yazıda amaç tanı koymak değil; şizoid kişilik özelliklerini, yalnızlık ihtiyacı, iç dünyaya çekilme, duygusal mesafe ve yakınlık karşısında yaşanan gerilim üzerinden anlamaktır.

Modern dünya insanı sürekli sosyalleşmeye, paylaşmaya ve görünür olmaya çağırır. Ancak bazı kişiler için sosyal dünya canlı ve davetkâr bir alan olmaktan çok; yorucu, fazla talepkâr, istilacı ya da anlamını yitirmiş bir yer gibi hissedilebilir.

Bu durumda kişi kendini sık sık insanlardan uzaklaşırken, yalnız kalma ihtiyacı duyarken ya da kendi iç dünyasına çekilirken bulabilir. Bu her zaman basit bir içedönüklük anlamına gelmez. Bazı durumlarda bu geri çekilme, kişinin ruhsal sınırlarını koruma biçimi olabilir.

Şizoid Kişilik Bozukluğu Belirtileri Nelerdir?

Şizoid kişilik bozukluğu belirtileri çoğu zaman sosyal ilişkilerden uzak durma, yalnız etkinlikleri tercih etme ve duygusal ifadenin sınırlı görünmesi etrafında toplanır. Bu kişiler dışarıdan mesafeli, soğuk, ilgisiz ya da kendi dünyasında gibi algılanabilir.

Şizoid özellikler şu biçimlerde görülebilir:

Yakın ilişkilere sınırlı ilgi duymak.
Yalnız yapılan etkinlikleri tercih etmek.
Sosyal ortamlardan sonra yoğun biçimde yorulmak.
Duyguları dışa vurmakta zorlanmak.
Övgü ya da eleştiriye dışarıdan bakıldığında az tepki vermek.
Başkalarıyla derin temas kurmak yerine iç dünyada kalmayı tercih etmek.
Yakınlık arttığında geri çekilme ihtiyacı hissetmek.
Kendi kendine yetme düşüncesini güçlü biçimde sürdürmek.

Bu belirtiler tek başına tanı koymak için yeterli değildir. Şizoid kişilik bozukluğu tanısı ancak belirtilerin uzun süreli, yaygın ve kişinin işlevselliğini belirgin biçimde etkileyen bir örüntü oluşturması durumunda, klinik değerlendirme ile ele alınır.

Şizoid Kişilik ile İçedönüklük Aynı Şey mi?

Şizoid kişilik özellikleri ile içedönüklük aynı şey değildir. İçedönüklük bir mizaç özelliğidir. İçedönük kişiler sosyal ortamlardan sonra yorulabilir, daha az uyarana ihtiyaç duyabilir ve yalnız kalarak enerji toplayabilir. Ancak yakın ilişki kurma kapasiteleri genellikle korunur.

Şizoid örüntüde ise mesele yalnızca sosyal enerjinin sınırlı olması değildir. Yakınlık, temas ve duygusal karşılıklılık daha karmaşık bir anlam taşır. Kişi insanlarla temas ettiğinde yalnızca yorulmaz; bazen sınırlarının ihlal edildiğini, iç dünyasının bozulduğunu ya da kendiliğini kaybedebileceğini hissedebilir.

Bu nedenle şizoid geri çekilme, yalnızca “insanlardan hoşlanmamak” değildir. Daha çok, dış dünyanın fazla talepkâr ya da istilacı hissedilmesine karşı geliştirilen bir ruhsal mesafe biçimidir.

Sosyal Fobi ile Şizoid Kişilik Arasındaki Fark Nedir?

Birçok kişi insan içine girmek istemediğinde kendini “sosyal fobik” olarak tanımlayabilir. Ancak sosyal fobi ile şizoid kişilik arasında önemli bir fark vardır.

Sosyal fobide kişi çoğu zaman ilişki kurmak ister; ancak rezil olmaktan, eleştirilmekten, dışlanmaktan ya da olumsuz değerlendirilmekten korkar. Temel mesele, sosyal ortamda yargılanma ve küçük düşme kaygısıdır.

Şizoid kişilik özelliklerinde ise sosyal ortam çoğu zaman korkutucu olmaktan çok yorucu, fazla talepkâr ya da düşük anlamlı hissedilir. Kişi yalnız kaldığında eksiklikten çok rahatlama ve özgürlük hissedebilir.

Kısaca:

Sosyal fobide temel duygu çoğu zaman kaygı ve utançtır.
Şizoid örüntüde temel deneyim daha çok mesafe ihtiyacı ve iç dünyaya çekilmedir.

Bu ayrım önemlidir. Çünkü dışarıdan her iki durumda da kişi sosyal ortamlardan uzak duruyor gibi görünebilir. Fakat iç dünyadaki motivasyon farklıdır.

Şizoid Kişilikte Yakınlık Neden Zorlayıcıdır?

Şizoid kişilik özelliklerinde en önemli içsel çatışmalardan biri, yakınlık ihtiyacı ile uzak kalma ihtiyacı arasındaki gerilimdir. Kişi tamamen ilişkisiz kalmak istemeyebilir; anlaşılma, görülme ve temas edilme arzusu taşıyabilir. Ancak yakınlık arttığında bu temas bunaltıcı ya da istilacı hissedilebilir.

Bu nedenle kişi ilişkilerde sık sık yaklaşma ve geri çekilme arasında gidip gelebilir. Bir yanıyla temas ister; diğer yanıyla bu temasın kendisini yutacağından, sınırlarını ortadan kaldıracağından ya da özgürlüğünü kısıtlayacağından kaygılanabilir.

Bu durum dışarıdan ilgisizlik gibi algılanabilir. Oysa iç dünyada çoğu zaman daha karmaşık bir süreç vardır: Kişi hem temas ister hem de temasın bedelinden korunmaya çalışır.

Yakınlık, bazı kişiler için sıcaklık ve güven anlamına gelirken; şizoid örüntüde bazen kontrol kaybı, istila edilme ya da kendini kaybetme riski gibi deneyimlenebilir.

Neden Yalnızlığı Tercih Ediyorum?

Şizoid kişilik özelliklerinde yalnızlık çoğu zaman bir ceza değil, güvenli bir alan gibi yaşanır. Kişi yalnız kaldığında kendini daha düzenli, daha sakin ve daha özgür hissedebilir. Sosyal ilişkiler ise fazla beklenti, fazla uyarılma ya da fazla duygusal talep anlamına gelebilir.

Psikodinamik açıdan bakıldığında bu örüntü, erken ilişkisel deneyimlerle bağlantılı olabilir. Ancak tek bir nedene indirgenmemelidir. Mizaç, biyolojik yatkınlık, aile ilişkileri, duygusal ihmal, sınır ihlalleri ve çevresel koşullar birlikte değerlendirilmelidir.

Bazı kişiler için erken dönemde bakım veren figürler fazla müdahaleci, boğucu ya da çocuğun sınırlarına saygı göstermeyen bir konumda olabilir. Bu durumda çocuk, özerkliğini koruyabilmek için iç dünyasına çekilmeyi öğrenebilir.

Bazı kişilerde ise tam tersi bir deneyim görülebilir: duygusal ihmal, soğukluk ya da ihtiyaçların görülmemesi. Böyle bir ortamda çocuk dış dünyadan beklediği duygusal yanıtı alamadığında, teselliyi kendi hayal gücünde ve iç dünyasında arayabilir.

Her iki durumda da sonuç benzer olabilir: Dış dünya güvenilir ya da besleyici bir alan gibi değil, uzak durulması gereken bir yer gibi deneyimlenir. Huzur ise daha çok içeride, kişinin kendi iç alanında bulunur.

Şizoid Geri Çekilme Ne Anlama Gelir?

Şizoid geri çekilme, yalnızca sosyal temastan kaçmak değildir. Çoğu zaman kişinin kendiliğini korumaya çalıştığı bir savunma biçimidir.

Kişi dış dünyada fazla uyarılmış, fazla talep edilmiş ya da fazla görünür hale gelmiş hissettiğinde geri çekilir. Bu geri çekilme ona yeniden toparlanma, düşünme, hayal kurma ve kendi sınırlarını hissetme imkânı verir.

Fakat bu savunma çok katı hale geldiğinde kişinin yaşam alanını daraltabilir. İlişkiler zayıflayabilir, duygusal paylaşım azalabilir, yalnızlık zamanla seçilmiş bir özgürlükten çok zorunlu bir izolasyona dönüşebilir.

Bu nedenle şizoid geri çekilmeyi yalnızca “sosyallikten hoşlanmamak” olarak değil, hem koruyucu hem de sınırlayıcı olabilen bir ruhsal düzenek olarak düşünmek gerekir.

Dış Dünyaya Yabancılaşma ve Gözlemci Konum

Şizoid özellikleri belirgin olan kişiler, bazen hayatın içinde olmaktan çok onu izliyormuş gibi hissedebilir. Sanki sosyal dünya bir sahne, kendileri ise o sahnenin kenarında duran sessiz bir gözlemci gibidir.

Bu durum bir kibir ya da üstünlük duygusu olmak zorunda değildir. Daha çok dış dünyayla tam olarak özdeşleşememe, sosyal ritme katılmakta zorlanma ve içeride kalma eğilimiyle ilgilidir.

Bu gözlemci konumun bazı güçlü yanları olabilir. Kişi olaylara mesafeden bakabilir, insan ilişkilerindeki ayrıntıları fark edebilir, yoğun düşünsel ya da yaratıcı üretkenlik geliştirebilir. Ancak aynı konum, yaşama katılımı sınırladığında ve kişi kendini sürekli camın arkasında hissediyorsa zorlayıcı hale gelebilir.

Şizoid Kişilikte İç Dünya Neden Bu Kadar Güçlüdür?

Şizoid kişilik özelliklerinde iç dünya çoğu zaman oldukça zengindir. Kişi hayal kurarak, düşünerek, okuyarak, yazarak, araştırarak ya da yaratıcı üretimle kendi içinde geniş bir alan kurabilir.

Bu iç dünya, dış dünyanın karmaşasına karşı bir sığınak işlevi görebilir. Kişi burada daha az talep edilir, daha az denetlenir ve kendisini daha özgür hisseder.

Ancak iç dünyanın zenginliği, dış dünya ile temasın tamamen kesilmesi anlamına gelmemelidir. İç alan ne kadar güçlü olursa olsun, insanın ilişkisel bir varlık olduğu gerçeği ortadan kalkmaz. Sorun yalnızlık ihtiyacının kendisinde değil, bu ihtiyacın kişinin ilişkilerini ve yaşam işlevselliğini belirgin biçimde sınırlayıp sınırlamadığındadır.

Şizoid Kişilik Bozukluğu Otizm ile Aynı mı?

Hayır. Şizoid kişilik bozukluğu ile otizm spektrum bozukluğu aynı şey değildir. Dışarıdan bakıldığında sosyal mesafe, sınırlı duygusal ifade ya da yalnızlığı tercih etme gibi bazı özellikler benzer görünebilir. Ancak altta yatan gelişimsel ve klinik süreçler farklıdır.

Otizm spektrum bozukluğu nörogelişimsel bir durumdur. Sosyal iletişim, karşılıklı etkileşim, duyusal işlemleme ve tekrarlayıcı ilgi/davranış örüntüleri gibi alanlarda değerlendirilir.

Şizoid kişilik özelliklerinde ise mesele daha çok yakın ilişkilere mesafe, duygusal ifade sınırlılığı, iç dünyaya çekilme ve kişilerarası temasın yorucu ya da istilacı hissedilmesiyle ilgilidir.

Bu ayrım her zaman dışarıdan kolayca yapılamaz. Bu nedenle otizm, şizoid kişilik özellikleri, sosyal kaygı, depresyon ya da kaçıngan kişilik örüntüleri arasında ayırım yapmak için klinik değerlendirme gerekir.

Şizoid Biri Âşık Olabilir mi?

Şizoid özellikleri olan biri elbette âşık olabilir ya da derin bağlar kurabilir. Ancak bu bağlanma dışarıdan alışılmış romantik ifade biçimleriyle görünmeyebilir.

Kişi sevgisini yoğun sözlerle, sık mesajlarla ya da sürekli birlikte olma isteğiyle göstermeyebilir. Daha sessiz, mesafeli ve alan ihtiyacını koruyan bir yakınlık biçimi geliştirebilir.

Bazı kişiler için aynı odada sessizce bulunmak, birlikte ama ayrı alanlarda var olabilmek, fazla talep edilmeden yakın kalabilmek çok değerli bir temas biçimidir.

Bu nedenle şizoid özellikleri olan kişileri “duygusuz” ya da “sevemez” diye tanımlamak doğru değildir. Duygu vardır; ancak ifadesi daha sınırlı, daha içe dönük ve daha korunaklı olabilir.

Şizoid Kişilik Özellikleri İş Hayatını Nasıl Etkiler?

Şizoid kişilik özellikleri iş hayatında hem güçlü hem de zorlayıcı yönler taşıyabilir. Kişi tek başına çalışabildiği, derin odaklanma gerektiren, sürekli sosyal performans talep etmeyen işlerde daha rahat hissedebilir.

Araştırma, yazma, analiz, teknik işler, yaratıcı üretim ya da bağımsız çalışma gerektiren alanlar bazı kişiler için daha uygun olabilir. Bunun nedeni kişinin “daha iyi” ya da “daha üstün” olması değil; sosyal uyarılmanın daha az olduğu koşullarda daha iyi düzenlenebilmesidir.

Buna karşılık yoğun ekip etkileşimi, sürekli görünürlük, yüksek duygusal temas ya da sık sosyal iletişim gerektiren işler kişiyi zorlayabilir. Bu tür ortamlarda kişi sessiz, uzak ya da ilgisiz gibi algılanabilir.

İşlevsellik açısından önemli olan, kişinin yalnız çalışma ihtiyacının yaşamını destekleyip desteklemediği ya da onu giderek daraltıp daraltmadığıdır.

Şizoidler Duygusuz mudur?

Şizoid kişilik özellikleri olan kişiler dışarıdan duygusuz, donuk ya da ilgisiz görünebilir. Ancak bu görünüm her zaman iç dünyada duygu olmadığı anlamına gelmez.

Bazı kişiler duygularını yoğun biçimde içeride yaşar ama dışa vurmakta zorlanır. Duygusal ifade savunmasızlık gibi hissedilebilir. Kişi ne hissettiğini paylaşırsa kontrolünü kaybedeceğini, yanlış anlaşılacağını ya da fazla talep edileceğini düşünebilir.

Bu nedenle duygular dış dünyaya sınırlı biçimde yansır. Yakınları kişinin ne hissettiğini anlamakta zorlanabilir. Kişi ise bazen kendi duygularını bile ancak düşünsel bir mesafeden fark edebilir.

Şizoid Kişilik Bozukluğu Tedavi Edilebilir mi?

Şizoid kişilik bozukluğunda değişim mümkündür; ancak amaç kişiyi bir anda çok sosyal, dışadönük ya da sürekli ilişki arayan biri haline getirmek değildir. Psikoterapide amaç, kişinin kurduğu mesafenin ne işe yaradığını, hangi durumlarda koruyucu olduğunu ve hangi durumlarda yaşamı daralttığını anlamaktır.

Bu süreçte kişinin yalnızlık ihtiyacına saygı duymak önemlidir. Terapi, kişinin iç dünyasını zorla dışarı açmaya çalışmaz. Daha çok, iç dünya ile dış dünya arasında daha esnek bir geçiş alanı kurmayı hedefler.

Şizoid özellikleri olan kişiler için güvenli, yavaş ilerleyen, sınırları net ve fazla istilacı olmayan bir terapötik ilişki önemlidir. Kişi zamanla yakınlığın mutlaka yutulma ya da özgürlük kaybı anlamına gelmediğini deneyimleyebilir.

Eşlik eden depresyon, yoğun yalnızlık, işlevsellik kaybı, kaygı ya da başka ruhsal belirtiler varsa ayrıca değerlendirilmelidir. Tedavi planı kişinin ihtiyaçlarına göre bireysel olarak belirlenir.

Kendiniz İçin Düşünme Alanı

Aşağıdaki sorular tanı koymak için değil, kendi içsel işleyişinizi fark etmek için düşünülebilir:

İnsanlarla zaman geçirdikten sonra uzun süre yalnız kalma ihtiyacı duyuyor muyum?
Yakınlık arttığında içimde kaçma ya da uzaklaşma isteği beliriyor mu?
Yalnızlık bana cezadan çok rahatlama gibi mi geliyor?
Duygularımı göstermem gerektiğinde kendimi savunmasız mı hissediyorum?
Hayatı yaşamaktan çok izliyormuş gibi hissettiğim oluyor mu?
İlişkilerde benden çok fazla şey beklendiğini mi düşünüyorum?
Kendi iç dünyam dış dünyadan daha güvenli ve canlı mı geliyor?

Bu sorulara verilen yanıtlar, kişinin ilişki ve mesafe ihtiyacını anlamasına yardımcı olabilir. Ancak bu sorular bir tanı aracı değildir.

Okuyucu İçin Not

Şizoid kişilik bozukluğu, yalnızca “içe kapanık olmak” ya da “insanlardan hoşlanmamak” değildir. Çoğu zaman yakınlık, sınır, güven, duygusal ifade ve kendiliği koruma temalarıyla ilişkili daha derin bir kişilik örüntüsüdür.

Yalnızlık her zaman sorun değildir. Bazı insanlar için yalnızlık üretken, yaratıcı ve düzenleyici bir alan olabilir. Ancak yalnızlık kişinin ilişkilerini, yaşam işlevselliğini ve duygusal canlılığını belirgin biçimde sınırlıyorsa, bu mesafenin neyi koruduğuna bakmak anlamlı olabilir.

Bu yazı farkındalık amacı taşır. Tanı ve tedavi süreçleri için bireysel değerlendirme her zaman bir ruh sağlığı uzmanı tarafından yapılmalıdır.

Kaynak: McWilliams, N. (2014). Psikanalitik Tanı: Klinik Süreç İçinde Kişilik Yapısını Anlamak.

Ek kaynak: Şizoid kişilik bozukluğunun klinik belirtileri, değerlendirme ölçütleri ve ayırıcı tanı başlıkları hakkında daha ayrıntılı bilgi için Manual Professional – Schizoid Personality Disorder sayfasına bakılabilir.

Şizoid Kişilik Yapısı
Önceki
Sonraki

İlgili Makaleler

Çocuk – Ebeveyn Güç Çatışması
Çocuk – Ebeveyn Güç Çatışması
27 Mart 2022

Çocuk - Ebeveyn Güç Çatışması: Kazan kaybet yaklaşımı ebeveynlerin zaman zaman...

Devamı
Spiritüel Bypass
Spiritüel Bypass
13 Ocak 2024

"Spiritüel Bypass" terimi, insanların manevi fikir ve uygulamaları kullanarak...

Devamı
Her Şey Yolundayken Mutsuz Hissetmek
Her Şey Yolundayken Mutsuz Hissetmek
27 Ocak 2026

Her şey yolundayken mutsuz hissetmek, kişinin yaşamında görünürde önemli bir...

Devamı
Çocuklar için Ölüm ve Kaybı Anlama
Çocuklar için Ölüm ve Kaybı Anlama
7 Eylül 2021

Çocuklar için Ölüm Kavramı Çocuğun ölümün anlamını kavraması; yaşına, gelişim...

Devamı

Aldatma sonrası güvenin yeniden kurulması, yalnızc Aldatma sonrası güvenin yeniden kurulması, yalnızca “özür dilemekle” mümkün olmaz. Özür önemli olabilir; fakat asıl belirleyici olan, aldatan kişinin kendi davranışını gerçekten anlamaya çalışıp çalışmadığıdır.
“Ama sen de…” diye başlayan savunmalar, aldatılan kişinin tepkisini abartılı bulmak ya da ilişki sorunlarını aldatmanın gerekçesi gibi sunmak, onarımı zorlaştırır.
Çünkü güven, ancak sorumluluğun gerçekten alındığı bir yerde yeniden kurulabilir.
Bu konuyu daha ayrıntılı ele aldığım “Aldatma Sonrası Güven Yeniden Kurulur mu?” başlıklı yazıyı tugceturanlar.com’da okuyabilirsiniz.
🌷 
#psikoloji
Sevilmek için neden bazen sesimizi kısar, ihtiyaçl Sevilmek için neden bazen sesimizi kısar, ihtiyaçlarımızı geri çeker, kendimizden vazgeçeriz?
Bu bölümde Küçük Deniz Kızı masalını; İngiliz Psikanalist Winnicott’ın gerçek/sahte benlik ayrımı ve Klinik Psikolog Dana Crowley Jack’in kendini susturma kavramı üzerinden ele alıyoruz. 
Çünkü bazen mesele aşk için fedakârlık değil; sevilmek uğruna kendi sesini kaybetmektir.
Yeni bölüm Spotify ve Apple Podcasts’te.
Yeni bölümlerden haberdar olmak için Seans Odası Sakinleri podcastini takip edebilirsiniz ❤️
#podcast #psikoloji
Travmatik bir deneyimi anlatmak neden iyileştirir? Travmatik bir deneyimi anlatmak neden iyileştirir?
Bu sorunun cevabı, “konuşmak iyi gelir”den çok daha derine gidiyor.
Psikanalitik perspektiften bakıldığında anlatı; zihnin ham halde tuttuğu, henüz tam olarak işleyemediği deneyimi daha düşünülebilir bir forma sokma girişimidir.
Adı konulamayan şey her zaman yok olmaz. Bazen semptom olarak, beden tepkisi olarak ya da ilişkilerde tekrar eden örüntüler olarak kendini göstermeye devam eder.
Anlatmak, bu döngüyü fark etmeye ve yaşanan deneyime başka bir yerden bakmaya yardım edebilir.
Ama iyileştirici olan yalnızca anlatmak değildir. Güvenli, duyulduğunuz ve yargılanmadığınız bir ilişki içinde anlatabilmektir.
#psikoloji
Bazı duygular yalnızca geçip gitmez; ilişkilerimiz Bazı duygular yalnızca geçip gitmez; ilişkilerimizde, seçimlerimizde, tekrar eden döngülerimizde iz bırakır.
Seans Odası Sakinleri’nde, bireysel terapi ve çift terapisi alanında çalışan bir klinik psikolog olarak insanın iç dünyası, ilişkileri ve kendini anlama yolculuğu üzerine düşüncelerimi paylaşıyorum.
Bazen bir ilişkinin içindeki görünmeyen döngülere, bazen travmanın bugüne bıraktığı izlere, bazen de çocukluktan taşınan bağlanma biçimlerine bakıyoruz.
Jung, Freud, çağdaş psikanalitik düşünce, masallar, filmler ve gündelik hayattan tanıdık duygular bu yolculukta bize eşlik ediyor.
🎙️ Seans Odası Sakinleri’ni Spotify, Apple Podcasts ve diğer podcast platformlarında dinleyebilirsiniz 🤍
“İçimizde olup biteni bilinçli hale getirmediğimiz “İçimizde olup biteni bilinçli hale getirmediğimizde, onu dış dünyada kaderimizmiş gibi yaşarız.” - Jung
Bazen benzer ilişkilere çekilir, benzer insanlara öfkelenir, benzer durumlarda geri çekilir ya da aynı tür hayal kırıklıklarını farklı sahnelerde yeniden yaşarız. Dışarıdan bakıldığında bütün bunlar şanssızlık, kader ya da hayatın bize hazırladığı bir tekrar gibi görünebilir. Oysa dış dünyada sürekli karşımıza çıkan şey, bazen içimizde henüz fark edilmemiş olanın izidir.
Bilinçdışı, yalnızca bastırılmış anılardan ya da unutulmuş deneyimlerden oluşmaz. Çocuklukta geliştirdiğimiz savunmalar, ilişkiler içinde öğrendiğimiz roller, kendimize dair inançlarımız, korkularımız, arzularımız ve gölgede kalan yanlarımız da bilinçdışının parçalarıdır. 
Örneğin “Ben hep terk ediliyorum” diye düşündüğünüzde, farkında olmadan terk edilmeyi bekleyen, yakınlığı tehdit gibi algılayan ya da ilişkilerde kendinizi sürekli aynı mesafeye yerleştiren bir iç düzenekle hareket ediyor olabilirsiniz. 
Bu yaşadığınız acının gerçek olmadığı anlamına gelmez. Tam tersine, acının yalnızca dış koşullardan değil, içsel tekrar örüntülerinden de beslendiğini gösterir. Elbette her şeyin nedeni bilinçdışı değildir. Toplumsal koşullar, travmalar, kayıplar, ekonomik gerçekler ve başkalarının davranışları yaşamımız üzerinde gerçek bir etkiye sahiptir.
Fark edilmeyen duygu çoğu zaman davranışa dönüşür. Kabul edilmeyen öfke pasif saldırganlık olarak ortaya çıkabilir. Tanınmayan değersizlik hissi sürekli onay arayışına dönüşebilir. Yüzleşilmeyen korku ise kontrol ihtiyacı olarak ilişkilerimize sızabilir. 
Bilinçli hale getirmek, yalnızca zihinsel olarak “anlamak” değildir. Kendi iç dünyamızı gözlemleyebilmek, duygularımıza isim verebilmek, tetiklendiğimiz anları fark edebilmek ve eski tepkilerimizle bugünkü gerçekliği ayırt edebilmektir. 
Terapi de çoğu zaman tam olarak bu alanda çalışır: kader sandığımız tekrarları psikolojik bir dile çevirmek. İç dünyamızı tanımaya başladığımızda dış dünya tamamen değişmeyebilir. Ancak biz, aynı dünyaya aynı bilinçdışı zorunluluklarla cevap vermek zorunda kalmayız. 🌷
Klinik Psikolog Tuğçe Turanlar
#psikoloji
Hiç ilk görüşte aşık oldunuz mu?
Bazen birine gerç Hiç ilk görüşte aşık oldunuz mu?
Bazen birine gerçekten değil, onun üzerindeki kendi hayalimize, özlemimize ya da eksik kalan bir parçamıza tutuluruz. Jung’a göre aşkın ilk dönemindeki bu büyülenmede projeksiyon önemli bir rol oynar; karşımızdaki kişiyi olduğu gibi değil, içimizde taşıdığımız imgeyle birlikte görürüz.
Bu bölümde aşkı, projeksiyonu, anima-animus kavramlarını ve Her filmi üzerinden kurduğumuz o ilk büyülenmenin neden bu kadar güçlü olduğunu anlatıyorum.
Bu sorunun cevabını Jung’un kavramları üzerinden daha derinlemesine dinlemek isterseniz, profildeki linkten Seans Odası Sakinleri podcastine ulaşabilirsiniz. Bölümü Apple Podcasts ve Spotify üzerinden dinleyebilirsiniz 🩵
#podcast #psikoloji
Instagram'da takip et

  • KVKK Aydınlatma Metni
  • Web Sitesi Aydınlatma Metni
  • Çerez Politikası
  • uzmanpsikologtugceturanlar@gmail.com
  • 0532 053 39 92 WhatsApp üzerinden ulaşabilirsiniz

Adres

Kuloğlu Mah. Ağa Hamamı Sok. Yasemin Apt. No:14 D:1 Beyoğlu / İstanbul

Bu internet sitesinin içeriği ve uygulamaları, sadece bilgilendirme ve eğitim amaçlı olup, herhangi bir şekilde tıbbi öneri verme veya herhangi bir danışan sağlama amacı ile oluşturulmamıştır. Sitemizde yer alan alıntı ve görüşler açıkça belirtilmediği takdirde resmi görüşlerini yansıtmamaktadır.