Tuğçe Turanlar

  • Anasayfa
  • Hakkımda
  • Hizmetler
    • Bireysel Terapi
    • Çift Terapisi
    • EMDR Terapisi
  • Konular
    • İlişkiler ve Bağlanma
    • Kaygı ve Anksiyete
    • Travma ve Bedensel Bellek
    • Psikanalitik Düşünce
  • Podcast
  • İletişim

Tuğçe Turanlar

  • Anasayfa
  • Hakkımda
  • Hizmetler
    • Bireysel Terapi
    • Çift Terapisi
    • EMDR Terapisi
  • Konular
    • İlişkiler ve Bağlanma
    • Kaygı ve Anksiyete
    • Travma ve Bedensel Bellek
    • Psikanalitik Düşünce
  • Podcast
  • İletişim
  • Anasayfa
  • Hakkımda
  • Hizmetler
    • Bireysel Terapi
    • Çift Terapisi
    • EMDR Terapisi
  • Konular
    • İlişkiler ve Bağlanma
    • Kaygı ve Anksiyete
    • Travma ve Bedensel Bellek
    • Psikanalitik Düşünce
  • Podcast
  • İletişim
EMDR terapisi sürecinde travmatik yaşantılar ve rahatsız edici anılar üzerine çalışma

EMDR terapisi, travmatik yaşantılar ve geçmiş deneyimlerin bugünkü etkileriyle çalışmaya odaklanan bir psikoterapi yaklaşımıdır.

EMDR Terapisi

EMDR terapisi, travmatik yaşantılar, rahatsız edici anılar, tetiklenmeler ve geçmiş deneyimlerin bugünkü yaşam üzerindeki etkileriyle çalışmaya odaklanan yapılandırılmış bir psikoterapi yaklaşımıdır. Bazı yaşantılar geride kalmış gibi görünse de kişinin bedeninde, duygularında, ilişkilerinde ve kendilik algısında iz bırakabilir.

Bazen kişi belirli bir anıyı düşündüğünde yoğun kaygı, suçluluk, utanç, korku ya da çaresizlik hissedebilir. Bazen de geçmişte yaşanan bir olay doğrudan hatırlanmasa bile, benzer durumlar bugünde güçlü duygusal tepkileri tetikleyebilir. EMDR terapisi, bu tür rahatsız edici yaşantıların kişinin bugünkü duygu, düşünce ve beden tepkileriyle nasıl bağlantılı olduğunu ele almaya yardımcı olan bir terapi sürecidir.

EMDR, literatürde özellikle travmatik anılarla ilişkili yoğun rahatsızlığın azaltılması amacıyla kullanılan bir psikoterapi yaklaşımı olarak tanımlanır. Amerikan Psikoloji Derneği de EMDR’yi travma sonrası stres bozukluğu tedavisinde kullanılan yapılandırılmış psikoterapi yaklaşımlarından biri olarak açıklar.

EMDR Terapisi Hangi Durumlarda Destek Olur?

EMDR terapisi, özellikle travmatik ya da rahatsız edici yaşantıların bugünkü yaşamı etkilemeye devam ettiği durumlarda ele alınabilir. Bu yaşantılar tek bir belirgin olayla ilişkili olabileceği gibi, çocukluk döneminden itibaren tekrar eden duygusal ihmal, değersizlik, eleştirilme, güvensizlik ya da ilişkisel incinme deneyimleriyle de bağlantılı olabilir.

EMDR terapisinde şu konular çalışılabilir:

Bu süreçte amaç, yaşananları yok saymak ya da anıları silmek değildir. EMDR terapisi, rahatsız edici yaşantıların kişi üzerindeki duygusal yükünü ve bugünkü tetikleyici etkilerini daha güvenli bir çerçevede ele almaya odaklanır.

EMDR Terapisi Nasıl Çalışır?

EMDR terapisinde kişi, belirli bir anıya, duyguya, bedensel tepkiye ya da tetikleyici yaşantıya odaklanırken aynı zamanda çift yönlü uyarım kullanılır. Bu uyarım göz hareketleri, işitsel uyaranlar ya da dokunsal uyaranlar yoluyla uygulanabilir.

EMDR yaklaşımında, rahatsız edici yaşantıların bazen yeterince işlenmeden zihinde ve bedende yoğun bir duygusal yükle kalabildiği düşünülür. Terapi sürecinde amaç, bu yaşantıları kişinin bugünkü güvenliği içinde yeniden ele almak ve anıya eşlik eden yoğun duygu, düşünce ve beden tepkilerinin daha düzenlenebilir hale gelmesine destek olmaktır.

Her bireyin EMDR deneyimi farklıdır. Çalışılan anının niteliği, kişinin duygu düzenleme kapasitesi, yaşam öyküsü ve terapi sürecine hazır oluşu sürecin nasıl ilerleyeceğini etkileyebilir.

EMDR Terapisi Süreci Nasıl İlerler?

EMDR terapisine başlamadan önce çoğu zaman bir değerlendirme ve hazırlık süreci yürütülür. Bu aşamada kişinin yaşam öyküsü, terapiye getiren zorlanmalar, rahatsız edici anılar, tetikleyici durumlar ve duygularla baş etme biçimleri ele alınır.

Bazı kişiler için EMDR çalışmasına geçmeden önce duygusal güvenliği, kaynakları ve dayanıklılığı artırmaya yönelik destekleyici bir terapi süreci gerekebilir. Bu hazırlık aşaması, EMDR’nin daha güvenli ve sürdürülebilir biçimde uygulanabilmesi açısından önemlidir.

EMDR, tek başına mekanik bir teknik olarak değil; terapötik ilişki, klinik değerlendirme ve kişinin psikolojik ihtiyaçları içinde ele alınır. Bu nedenle süreç, kişinin başvuru nedeni, mevcut ruhsal durumu ve terapi hedefleri doğrultusunda planlanır.

EMDR ve Travma Terapisi Arasındaki İlişki

EMDR terapisi, travmatik yaşantılar ve bu yaşantıların bugünkü etkileriyle çalışmada kullanılan terapi yaklaşımlarından biridir. Travma her zaman tek bir büyük olaydan sonra ortaya çıkmayabilir. Bazen uzun süreli ihmal, eleştirilme, duygusal güvensizlik, kayıplar ya da ilişkisel yaralanmalar da kişinin kendisiyle ve başkalarıyla kurduğu ilişkiyi etkileyebilir.

Bu nedenle EMDR çalışmasında yalnızca olayın kendisi değil, o olayın kişide bıraktığı anlam da önemlidir. “Güvende değilim”, “yetersizim”, “suçluyum”, “çaresizim” gibi olumsuz inançlar, geçmiş yaşantıların bugünkü etkileriyle bağlantılı olabilir.

Klinik çalışmada EMDR’yi kişinin yaşam öyküsü, kişilik örüntüleri, ilişkisel dinamikleri ve duygulanım düzenleme biçimleriyle birlikte ele almak önemlidir. Bu çerçeve, EMDR’nin kişinin ruhsal dünyasının bütünlüğü içinde değerlendirilmesine yardımcı olur.

Online EMDR Terapisi

Online EMDR terapisi, uygun koşullar sağlandığında değerlendirilebilecek bir uygulama biçimi olabilir. Online görüşmelerde kişinin kendini güvende hissettiği, kesintisiz ve özel bir ortamda bulunması önemlidir.

Online EMDR sürecinin uygunluğu, kişinin başvuru nedeni, mevcut ihtiyaçları, duygusal düzenleme kapasitesi ve çalışma koşulları dikkate alınarak değerlendirilir. Bazı kişiler için çevrim içi görüşmeler uygun olabilirken, bazı durumlarda yüz yüze görüşme daha uygun bir seçenek olabilir.

Online EMDR, yüz yüze terapinin birebir karşılığı olarak değil; belirli koşullar altında değerlendirilebilecek bir terapi uygulaması olarak ele alınmalıdır.

EMDR Hakkında Sık Sorulan Sorular

EMDR terapisi kimler için uygundur?

EMDR terapisine uygunluk, kişinin başvuru nedeni, mevcut ruhsal durumu, yaşam öyküsü ve terapi sürecine hazır oluşu dikkate alınarak değerlendirilir. Travmatik yaşantılar, rahatsız edici anılar, tetiklenmeler ve geçmiş deneyimlerin bugünkü etkileri EMDR sürecinde ele alınabilecek konular arasında yer alabilir.

EMDR terapisi anıları siler mi?

Hayır. EMDR terapisinin amacı anıları silmek değildir. Amaç, rahatsız edici yaşantılara eşlik eden yoğun duygu, düşünce ve bedensel tepkilerin daha düzenlenebilir hale gelmesine destek olmaktır.

EMDR kaç seans sürer?

EMDR terapisi süresi kişiden kişiye değişebilir. Çalışılacak anıların niteliği, kişinin yaşam öyküsü, mevcut zorlanmaları ve terapi sürecinin genel seyri seans sayısını etkileyebilir. Bu nedenle süre, klinik değerlendirme sonrasında daha sağlıklı biçimde planlanabilir.

EMDR terapisi sonrasında ne hissedilir?

EMDR seansları sonrasında çalışılan anının içeriğine bağlı olarak geçici bir duygusal yoğunluk, yorgunluk, zihinsel hareketlilik ya da bedensel hassasiyet yaşanabilir. Bu nedenle süreç, kişinin ihtiyaçlarına ve güvenliğine dikkat edilerek ilerletilir.

EMDR herkes için uygun mudur?

EMDR her danışan ve her klinik durum için uygun olmayabilir. Kişinin mevcut ruhsal durumu, duygularla baş etme kapasitesi, güvenlik ihtiyacı ve terapiye hazır oluşu değerlendirilmeden EMDR çalışmasına başlanmaması önemlidir.

Online EMDR yapılabilir mi?

Bazı durumlarda online EMDR terapisi değerlendirilebilir. Bunun için kişinin özel, kesintisiz ve güvenli bir ortamda bulunması; sürecin online çalışmaya uygun olup olmadığının klinik değerlendirme ile ele alınması gerekir.

Randevu ve İletişim

EMDR terapisi süreci hakkında bilgi almak, görüşme koşullarını öğrenmek ya da başvuru sürecine dair sorularınızı iletmek için iletişim sayfası üzerinden ulaşabilirsiniz.

Başvuru sonrasında kişinin ihtiyacı, görüşme biçimi ve EMDR terapisinin uygunluğu ilk değerlendirme çerçevesinde ele alınır.

Ek Kaynak

EMDR terapisi hakkında daha fazla bilgi edinmek için EMDR Institute’un bilgilendirme sayfasını inceleyebilirsiniz.

Instagram

Hiç ilk görüşte aşık oldunuz mu?
Bazen birine gerç Hiç ilk görüşte aşık oldunuz mu?
Bazen birine gerçekten değil, onun üzerindeki kendi hayalimize, özlemimize ya da eksik kalan bir parçamıza tutuluruz. Jung’a göre aşkın ilk dönemindeki bu büyülenmede projeksiyon önemli bir rol oynar; karşımızdaki kişiyi olduğu gibi değil, içimizde taşıdığımız imgeyle birlikte görürüz.
Bu bölümde aşkı, projeksiyonu, anima-animus kavramlarını ve Her filmi üzerinden kurduğumuz o ilk büyülenmenin neden bu kadar güçlü olduğunu anlatıyorum.
Bu sorunun cevabını Jung’un kavramları üzerinden daha derinlemesine dinlemek isterseniz, profildeki linkten Seans Odası Sakinleri podcastine ulaşabilirsiniz. Bölümü Apple Podcasts ve Spotify üzerinden dinleyebilirsiniz 🩵
#podcast #psikoloji
“Yeterince iyi olursam sevilirim” inancı, çoğu zam “Yeterince iyi olursam sevilirim” inancı, çoğu zaman çocuklukta duygusal olarak yeterince görülmemiş olmanın izlerini taşır. Duygusal olarak yeterince ulaşılabilir olmayan ebeveynlerle büyüyen çocuk, sorunu kendinde arar. Daha uyumlu, daha başarılı, daha sessiz ya da daha az talepkar olursa sevileceğine inanır. Bu strateji çocuklukta ilişkiyi koruyarak hayatta kalmayı sağlar; ancak yetişkinlikte kişinin kendi ihtiyaçlarını bastırmasına, ilişkilerde fazla sorumluluk almasına ve sürekli onay aramasına yol açabilir.
İyileşme, geçmişte hayatta kalmanızı sağlayan bu eski örüntüyü fark etmekle başlar. Yetişkinlikte sağlıklı ve güvenli bağlar kurmak; kusursuz bir rol yapmayı değil, kendi sınırlarınız ve ihtiyaçlarınızla sahici bir şekilde var olabilmeyi gerektirir. Unutmayın, sevgi kazanılması gereken bir ödül değildir. Değeriniz, ne kadar faydalı olduğunuzla değil; var olmanızla ilgilidir. 🩵
#psikoloji
Bazı yanlarımızı saklarız; çünkü onları kendimize Bazı yanlarımızı saklarız; çünkü onları kendimize yakıştıramayız.
Öfke, kıskançlık, kırılganlık ya da güç arzusu bazen ‘ben böyle biri değilim’ diyerek bilinçdışına itilir. Ama bastırılan şey kaybolmaz; çoğu zaman başka insanlarda bizi en çok rahatsız eden şey olarak geri döner. Jung buna gölge der. Dr. Jekyll ve Bay Hyde hikayesi de tam olarak bunu anlatır: insanın kendinden ayırmaya çalıştığı karanlık yan, yok olmaz; güçlenerek geri döner. 
Bu bölümde gölgeyi, projeksiyonu ve neden bazı yanlarımızı inkar ettiğimizi bu hikaye üzerinden anlatıyorum. 
Bu sorunun cevabını Jung’un gölge kavramı üzerinden daha derinlemesine anlamak isterseniz, profildeki linkten Seans Odası Sakinleri podcastine ulaşabilirsiniz. 
Bölümü Apple Podcasts ve Spotify’dan dinleyebilirsiniz 🎙️
#psikoloji #podcast
Yalnızlık, çoğu zaman tek başına olmaktan çok, sah Yalnızlık, çoğu zaman tek başına olmaktan çok, sahici bir yakınlık kuramamaktan doğar. Bu nedenle insan bazen kalabalıkların içinde, ilişkilerin ortasında ve sürekli iletişim hâlindeyken bile kendini derinden yalnız hisseder. 
Sorun her zaman çevrede kaç kişinin olduğu değildir; o ilişkilerin ne kadar güvenli, karşılıklı ve duygusal olarak taşıyıcı olduğudur.
Sosyal medya çağında bu ayrım daha da belirginleşti. İnsanlar hiç olmadığı kadar görünür, ulaşılabilir ve bağlantı içinde. Ancak bağlantının artması, yakınlığın da arttığı anlamına gelmiyor. Mesajlaşmak, birbirini izlemek ya da sürekli çevrimiçi kalmak; anlaşılma, görülme ve duygusal olarak karşılık bulma ihtiyacını her zaman karşılamıyor. Bu yüzden kişi çok sayıda ilişki içinde olsa bile, gerçek bir temas yaşamadığında yalnızlık sürüyor.
Yalnızlığı ağırlaştıran bir başka etken de, tek başına olmaya yüklenen anlamdır. Çünkü tek başınalık ile yalnızlık aynı şey değildir. Tek başına olmak kimi zaman içe dönüş, dinlenme ve ruhsal toparlanma alanı sunabilir. Yalnızlık ise ilişki içinde de hissedilebilen bir kopukluk hâlidir. İnsan her yalnız kaldığında zarar görmez; ama kendisi olarak var olamadığı ilişkiler içinde giderek daha fazla yalnızlaşabilir.
Bu yüzden yalnızlığı yalnızca daha fazla sosyalleşme ihtiyacı olarak görmek yeterli değildir. Bazen ihtiyaç duyulan şey daha çok insan değil, daha sahici temas; bazen de yakınlıkla, mesafeyle ve tek başınalıkla kurulan içsel ilişkiyi yeniden düşünmektir🌷
#psikoloji
Külkedisi Sendromu, kadınların bağımsızlığa karşı Külkedisi Sendromu, kadınların bağımsızlığa karşı geliştirdikleri bilinçdışı korkuyu ve bir başkası tarafından korunma, yönlendirilme ya da “kurtarılma” arzusunu anlatmak için kullanılan bir kavramdır. Bu nedenle, bir klinik tanıdan çok, belirli bir psikolojik ve toplumsal örüntüye işaret eder.
Bu örüntüde kişi, yaşamını dönüştürecek gücü kendi içinde değil, dışarıda aramaya başlayabilir. İlişkilerde partnerin idealize edilmesi, aşırı uyum sağlama, kendi benliğini geri plana itme ve güvende hissetmek için bir başkasının varlığına ihtiyaç duyma bu yapının sık görülen görünümlerindendir.
Kavramın dikkat çekici yanı, yalnızca bireysel psikolojiyle değil; masallar, kültürel anlatılar ve toplumsallaşma süreçleriyle de ilişkili olmasıdır. 
Külkedisi masalında olduğu gibi, kadın bekler, sabreder, uyum gösterir; değişim ise kendi eyleminden çok dışarıdan gelen bir figürle mümkün olur. Böylece bağımsızlık, özgürleştirici bir alan olmaktan çıkıp kaygı uyandıran bir alana dönüşebilir.
Psikodinamik açıdan bakıldığında ise bu örüntü, bağımsızlıkla ilgili çatışmalı duyguların bastırılması üzerinden de okunabilir.
🌷
#psikoloji
Beyaz Şövalye Sendromu, ilişkide sürekli kurtarıcı Beyaz Şövalye Sendromu, ilişkide sürekli kurtarıcı role geçmeyi anlatır. Kişi karşısındakini sevmekle yetinmez; onu toparlamaya, iyileştirmeye, taşımaya ve düzeltmeye de çalışır.
İlk bakışta bu, sevgi, fedakarlık ve bağlılık gibi görünebilir. Ama zamanla ilişki, iki kişinin birbirine eşlik ettiği bir alan olmaktan çıkıp birinin diğerini sürekli düzenlemeye çalıştığı bir yapıya dönüşebilir.
Bu dinamikte partnerin sorunları kişinin gündemine dönüşür, partnerin duyguları ise kendi sorumluluğu gibi hissedilir. Kimi zaman dışarıdan “çok ilgili” görünen tutumun altında, kaybetme korkusu ya da vazgeçilmez olma ihtiyacı da bulunabilir.
Oysa sağlıklı destek vermek ile kurtarıcı role geçmek aynı şey değildir. Destek vermek, karşı tarafın yerine yaşamak değil; yanında olurken yine de onun kendi ayakları üzerinde durmasına alan açmaktır.
Beyaz şövalye dinamiğinde ise bu denge bozulur. Bir süre sonra sevgi ile sorumluluk, şefkat ile yük taşıma birbirine karışır. Bu da ilişkide eşitliği zedeler; yorgunluk, kırgınlık ve bastırılmış öfke yaratabilir ❤️‍🩹
Çoğu zaman bu rol kötü niyetle değil, iyi niyetle başlar. Ama yine de şu fark önemlidir: Sevgi, birini taşımak değildir. Destek olmak, onun yerine yaşamak değildir. 
Yakınlık, birini kurtarma görevi değildir.
#psikoloji
Instagram'da takip et

Konular

  • İlişkisel Örüntüler
  • Bağlanma ve Yakınlık Sorunları
  • Travma ve Psikolojik İzler
  • Kişilik Yapıları
  • İçsel Çatışmalar ve Anlam Arayışı
  • Kaygı, Kontrol ve Aşırı Düşünme
  • Rüyalar ve Bilinçdışı Süreçler

Hızlı Erişim

  • Hakkımda
  • S.O.S Podcast
  • Spotify'da Dinle
  • Apple Podcasts'te Dinle
  • Bireysel Danışmanlık
  • Çift Danışmanlığı
  • İletişim

Yasal Uyarı

Bu internet sitesinin içeriği ve uygulamaları, sadece bilgilendirme ve eğitim amaçlı olup, herhangi bir şekilde tıbbi öneri verme veya herhangi bir danışan sağlama amacı ile oluşturulmamıştır. Sitemizde yer alan alıntı ve görüşler açıkça belirtilmediği takdirde resmi görüşlerini yansıtmamaktadır. Yazılı izin alınmaksızın kaynak gösterilerek dahi kullanılamaz.