Tuğçe Turanlar

  • Anasayfa
  • Hakkımda
  • Hizmetler
    • Bireysel Terapi
    • Çift Terapisi
    • EMDR Terapisi
  • Konular
    • İlişkiler ve Bağlanma
    • Kaygı ve Anksiyete
    • Travma ve Bedensel Bellek
    • Psikanalitik Düşünce
  • Podcast
  • İletişim

Tuğçe Turanlar

  • Anasayfa
  • Hakkımda
  • Hizmetler
    • Bireysel Terapi
    • Çift Terapisi
    • EMDR Terapisi
  • Konular
    • İlişkiler ve Bağlanma
    • Kaygı ve Anksiyete
    • Travma ve Bedensel Bellek
    • Psikanalitik Düşünce
  • Podcast
  • İletişim
  • Anasayfa
  • Hakkımda
  • Hizmetler
    • Bireysel Terapi
    • Çift Terapisi
    • EMDR Terapisi
  • Konular
    • İlişkiler ve Bağlanma
    • Kaygı ve Anksiyete
    • Travma ve Bedensel Bellek
    • Psikanalitik Düşünce
  • Podcast
  • İletişim
featured_image

Paranoid Kişilik Bozukluğu Nedir?

15 Ocak 2026 Yazar: Klinik Psikolog Tuğçe Turanlar İlişkiler ve Bağlanma 0 Yorum

Paranoid kişilik bozukluğu, kişinin başkalarının niyetlerini sürekli kuşku, tehdit, aldatılma ya da zarar görme ihtimali üzerinden yorumladığı bir kişilik örüntüsüdür. Ancak bu yazıda amaç tanı koymak değil; paranoid kişilik özelliklerini, güven sorunu, sürekli tetikte olma hali, tehdit algısı ve ilişkilerde savunmacı tutumlar üzerinden anlamaktır.

Hayat zaman zaman zorlayıcı olabilir. İnsanların niyetlerini sorgulamak, bazı durumlarda koruyucu bir işlev görebilir. Ancak kişi neredeyse her ilişkide gizli bir gündem, kasıtlı bir zarar verme niyeti ya da aldatılma ihtimali arıyorsa, bu durum yalnızca tedbirli olmaktan farklı bir anlam taşıyabilir.

Paranoid kişilik bozukluğu düzeyinde değerlendirilen örüntülerde dünya çoğu zaman güvenli bir yer olarak değil, her an saldırı gelebilecek bir alan olarak deneyimlenir. Kişi başkalarının sözlerini, suskunluklarını, mimiklerini, geciken cevaplarını ya da küçük hatalarını bile tehdit işareti gibi yorumlayabilir.

Bu yazıda paranoid kişilik bozukluğunu; sürekli şüphe, güven sorunu, tehdit algısı, ilişkilerde savunmacılık ve psikodinamik kökenler açısından ele alacağız.

Paranoid Kişilik Bozukluğu Belirtileri Nelerdir?

Paranoid kişilik bozukluğu belirtileri, kişinin şüpheciliğinin yaşamın merkezine yerleştiği ve ilişkilerini, işlevselliğini ya da ruhsal iyilik halini belirgin biçimde etkilediği durumlarda klinik olarak önem kazanır.

Bu örüntüde kişi çoğu zaman başkalarının kendisine zarar vereceğini, onu aldatacağını, küçük düşüreceğini ya da kullanacağını düşünebilir. Bu kuşkular bazen belirgin kanıtlara dayanmaz; daha çok kişinin içsel tehdit beklentisiyle şekillenir.

Aşağıdaki belirtiler uzun süreli ve yaygın biçimde görülüyorsa, profesyonel bir değerlendirme anlamlı olabilir:

Somut kanıtlar olmadan başkalarının zarar vereceğine inanmak.
İnsanların söylediklerinin arkasında gizli niyetler aramak.
Bilgilerin aleyhe kullanılacağı korkusuyla kendini aşırı kapatmak.
Küçük hataları bile kasıtlı saldırı gibi yorumlamak.
Eleştiriyi geri bildirim olarak değil, doğrudan tehdit gibi algılamak.
Yakın ilişkilerde yoğun ve temelsiz kıskançlık yaşamak.
Kin tutmak ve incinmeleri uzun süre bırakamamak.
Sosyal ortamlarda sürekli tetikte ve savunmada hissetmek.

Bu belirtiler tek başına tanı koymak için yeterli değildir. Paranoid kişilik bozukluğu tanısı, ancak ayrıntılı klinik görüşme ve uzman değerlendirmesi içinde ele alınmalıdır.

Şüphecilik Ne Zaman Sorun Haline Gelir?

Her şüphe klinik bir sorun değildir. Sağlıklı şüphe, kişinin kendini korumasına yardımcı olabilir. İnsan bazen karşısındaki kişinin niyetini sorgular, kanıtları değerlendirir ve gerekirse fikrini değiştirir.

Paranoid kişilik bozukluğunda ise şüphe giderek katılaşır. Kişi kuşkusunu test etmek yerine, onu doğrulayacak işaretler aramaya başlar. Karşı tarafın açıklamaları, iyi niyeti ya da somut kanıtlar çoğu zaman bu algıyı kolayca değiştirmez.

Buradaki temel fark esnekliktir.

Sağlıklı şüphe yeni bilgilerle değişebilir. Paranoid şüphe ise çoğu zaman kendini doğrulayan kapalı bir sisteme dönüşür. Kişi “Yanılıyor olabilir miyim?” diye sormakta zorlanır; bunun yerine “Bana bunu neden yaptılar?” sorusuna odaklanır.

Bu nedenle paranoid kişilik bozukluğunda sorun yalnızca şüphe duymak değildir. Asıl mesele, şüphenin ilişki kurma biçimini belirleyen temel duygu haline gelmesidir.

Paranoid Kişilik Bozukluğunda Güven Neden Zordur?

Paranoid kişilik bozukluğunda güven, kolayca yerleşen bir duygu değildir. Kişi başkasına güvenmeyi savunmasız kalmak, kontrolü kaybetmek ya da zarar görmeye açık hale gelmek gibi deneyimleyebilir.

Dışarıdan bakıldığında bu kişi mesafeli, soğuk, kavgacı, kuşkucu ya da fazla kontrollü görünebilir. Fakat bu tutumların altında çoğu zaman yoğun bir incinme korkusu, aşağılanma kaygısı ve savunmasız kalmama çabası bulunur.

Psikodinamik açıdan bakıldığında, paranoid kişilik özellikleri erken ilişkisel deneyimlerde yaşanan güvensizlik, ihmal, tehdit, tutarsızlık ya da incinmişlik duygularıyla ilişkili olabilir. Ancak bu durum tek bir nedene indirgenemez. Biyolojik yatkınlık, gelişimsel deneyimler, çevresel koşullar ve kişinin ilişki örüntüleri birlikte değerlendirilmelidir.

Kişi, başkasına güvenmenin tehlikeli olduğu bir dünyaya uyum sağlamak için sürekli bir savunma hattı kurmuş olabilir. Bu savunma bir dönem kişiyi korumuş olabilir. Ancak yetişkinlikte aynı savunma katı biçimde sürdüğünde, kişi gerçek yakınlığı da tehdit gibi algılamaya başlayabilir.

Sürekli Tehdit Algısı Nasıl Oluşur?

Paranoid kişilik bozukluğu olan kişilerde ya da paranoid özelliklerin belirgin olduğu yapılarda kişi çoğu zaman tetikte yaşar. Nötr bir bakış, geciken bir mesaj, kısa bir cevap ya da yarım kalmış bir cümle bile gizli bir anlam taşıyormuş gibi algılanabilir.

Bu zihinsel işleyişte tesadüflere çok az yer vardır. Kişi çoğu olayı bir niyet, plan ya da saldırı çerçevesinde anlamlandırmaya çalışır. Belirsizlik, paranoid zihin için katlanılması zor bir durumdur. Bu nedenle belirsiz bir olay, çoğu zaman tehdit içeren bir açıklamayla doldurulur.

Örneğin biri mesajına geç döndüğünde kişi bunu yoğun biçimde kişisel algılayabilir:

“Beni önemsemiyor.”
“Benden bir şey saklıyor.”
“Kesin bana karşı bir tavrı var.”
“Bunu bilerek yaptı.”

Bu yorumlar kişiye o anda kesin gibi gelebilir. Fakat çoğu zaman ortada bu kadar net bir kanıt yoktur. Paranoid zihinsel işleyişte tehdit algısı, kanıttan önce gelir; kanıtlar ise çoğu zaman bu algıyı destekleyecek şekilde seçilir.

Paranoid Kişilik Bozukluğunda Yansıtma Mekanizması

Psikodinamik açıdan paranoid kişilik örüntüsünü anlamada yansıtma mekanizması önemli bir yer tutar. Yansıtma, kişinin kendi içinde kabul etmekte zorlandığı duygu, düşünce ya da dürtüleri dış dünyaya yerleştirmesi anlamına gelir.

Örneğin kişi kendi öfkesini, kıskançlığını, saldırganlığını ya da güvensizliğini kabul etmekte zorlanıyorsa, bu duyguları karşısındaki kişiye aitmiş gibi yaşayabilir.

Bu durumda içsel tehdit, dışsal bir düşman olarak algılanır:

“Ben öfkeli değilim; onlar bana zarar vermek istiyor.”
“Ben kıskanç değilim; onlar beni küçük düşürmeye çalışıyor.”
“Ben güvensiz hissetmiyorum; zaten kimseye güven olmaz.”

Bu savunma, kişiyi kendi içsel çatışmalarıyla yüzleşmekten koruyabilir. Fakat aynı zamanda ilişkilerde ciddi bir kopukluk yaratabilir. Çünkü kişi kendi iç dünyasında olup biteni, dış dünyanın nesnel gerçeği gibi deneyimlemeye başlayabilir.

Gizli Anlam Arayışı ve Yanlış Yorumlama

Paranoid kişilik bozukluğunda kişi, ilişkilerde sürekli gizli anlamlar arayabilir. Karşı tarafın söylediği bir söz, söylemediği bir şey, yüz ifadesi, ses tonu ya da küçük bir unutkanlığı kasıtlı bir davranış gibi yorumlanabilir.

Bu durum ilişkilerde sürekli bir gerilim yaratır. Çünkü karşı taraf kendini sürekli açıklamak, savunmak ya da yanlış anlaşılmadığını kanıtlamak zorunda hissedebilir.

Zamanla ilişki şu döngüye girebilir:

Kişi bir tehdit algılar.
Karşı tarafı sorgular, suçlar ya da mesafe koyar.
Karşı taraf savunmaya geçer veya uzaklaşır.
Bu uzaklaşma, kişinin ilk şüphesini doğrular gibi görünür.
Kişi “Zaten haklıymışım” diye düşünür.

Böylece paranoid algı kendi kendini güçlendiren bir döngüye dönüşebilir.

Aşağılanma Korkusu ve Savunmacı Güç Arayışı

Paranoid kişilik bozukluğunun altında çoğu zaman derin bir aşağılanma korkusu bulunabilir. Kişi zayıf, savunmasız, muhtaç ya da kandırılmış görünmekten yoğun biçimde kaçınabilir.

Bu nedenle güç, kontrol ve haklılık duygusu çok önemli hale gelir. Kişi haksız çıkmayı yalnızca bir fikir değişikliği olarak değil, küçük düşürülme ya da yenilgi gibi yaşayabilir.

Bu yapıda dikkat çeken bir çelişki vardır: Kişi bir yandan kendini sürekli haksızlığa uğramış, ezilmiş ya da hedef alınmış hissedebilir. Diğer yandan çevresindeki olayları çoğu zaman kendisine yönelmiş tehditler gibi deneyimleyebilir.

Bu durum, değersizlik ve savunmasızlık duygularına karşı geliştirilen savunmacı bir önemlilik hissi olarak anlaşılabilir. Kişi kendini ne kadar tehdit altında hissederse, o kadar güçlü, haklı ve kontrol sahibi görünmeye ihtiyaç duyabilir.

Paranoid Kişilik Bozukluğu İlişkileri Nasıl Etkiler?

Paranoid kişilik bozukluğu ilişkilerde güven yerine sınama, yakınlık yerine kontrol, açıklık yerine savunma yaratabilir. Kişi karşısındakine doğrudan güvenmekte zorlanır; bunun yerine onu test eder, izler, açık arar ya da tutarsızlık arar.

Yakın ilişkilerde bu durum özellikle zorlayıcı hale gelebilir. Partnerin geç cevap vermesi, arkadaşlarıyla görüşmesi, yorgun olması ya da kısa konuşması bile tehdit gibi yorumlanabilir. Kişi aldatılma, kandırılma, kullanılma ya da küçük düşürülme korkusuyla sürekli tetikte kalabilir.

Bu tetikte olma hali yalnızca karşı tarafı değil, kişinin kendisini de yorar. Çünkü kişi ilişkide dinlenemez. Yakınlık, güvenli bir temas alanı olmaktan çok, kontrol edilmesi gereken bir risk alanına dönüşür.

Zamanla ilişkilerde şu sorunlar görülebilir:

Sürekli sorgulama ve suçlama.
Eleştiriyi saldırı gibi algılama.
Küçük hataları unutamama ve kin tutma.
Yakınlık arttığında şüphelerin yoğunlaşması.
Başkalarının iyi niyetini kabul etmekte zorlanma.
Sürekli haklı çıkma ihtiyacı.

Bu döngü içinde kişi aslında en çok ihtiyaç duyduğu şeyi, yani güvenli ilişkiyi, farkında olmadan kendinden uzaklaştırabilir.

Neden Sürekli Haksızlığa Uğradığımı Hissediyorum?

Paranoid kişilik özellikleri belirgin olan kişiler çoğu zaman kendilerini haksızlığa uğramış, yanlış anlaşılmış ya da hedef alınmış hissedebilir. Bu duygu bazen geçmişteki gerçek incinmelerle bağlantılıdır. Ancak zamanla kişi bu eski incinmeleri genelleyerek dünyayı bütünüyle güvensiz ve adaletsiz bir yer gibi algılamaya başlayabilir.

Bu durumda bugünkü olaylar, geçmişte oluşmuş bir duygusal mercekten görülür. Küçük bir ihmal, eski bir dışlanma duygusunu tetikleyebilir. Basit bir eleştiri, ağır bir aşağılanma gibi hissedilebilir.

Kişi yalnızca bugünkü olaya tepki vermiyor olabilir; geçmişten gelen bir tehdit beklentisi de devreye girmiş olabilir.

Neden Eleştiriye Tahammül Edemiyorum?

Eleştiri, paranoid kişilik bozukluğunda çoğu zaman yapıcı bir geri bildirim gibi değil, doğrudan saldırı gibi yaşanır. Bunun nedeni, eleştirinin kırılgan bir özsaygıya temas etmesidir.

Kişi eleştirildiğinde yalnızca davranışının değerlendirildiğini düşünmez. Bütün varlığının küçümsendiğini, değersizleştirildiğini ya da aşağılandığını hissedebilir. Bu nedenle savunma hızla sertleşir.

Eleştiriye verilen tepki bazen öfke, bazen geri çekilme, bazen karşı saldırı, bazen de uzun süreli kırgınlık şeklinde ortaya çıkabilir.

Bu noktada önemli olan, eleştirinin gerçekten saldırgan olup olmadığını ayırt edebilmektir. Her eleştiri zarar verme niyeti taşımaz. Fakat paranoid yapı içinde kişi, nötr ya da yapıcı geri bildirimi bile tehdit gibi kodlayabilir.

Tesadüflerde Neden Gizli Mesajlar Arıyorum?

Belirsizlik, paranoid kişilik bozukluğunda yoğun kaygı yaratabilir. Bu nedenle kişi rastlantısal olaylarda bile bir anlam, niyet ya da plan arayabilir.

Birinin bakışı, gülüşü, suskunluğu ya da sözünü yarım bırakması kişiye özel bir mesaj gibi gelebilir. Böylece dünya daha öngörülebilir hale gelir:

“Her şeyin bir nedeni var.”
“Biri bir şey yapıyor.”
“Bir tehdit var.”

Bu açıklama biçimi kısa vadede belirsizliği azaltabilir. Fakat uzun vadede kişinin kaygısını artırır. Çünkü dünya sürekli izlenmesi, çözülmesi ve savunulması gereken bir yer haline gelir.

Paranoid Kişilik Bozukluğu Başka Durumlarla Karışabilir mi?

Paranoid kişilik bozukluğu; şizofreni, sanrısal bozukluk, bipolar bozukluk ya da depresyonda görülebilen psikotik belirtilerle karıştırılmamalıdır. Bu klinik tablolarda sanrı veya halüsinasyon gibi psikotik belirtiler daha belirgin olabilir.

Paranoid kişilik bozukluğunda ise temel mesele genellikle uzun süreli güvensizlik, şüphecilik ve başkalarının niyetlerini tehdit edici biçimde yorumlama eğilimidir. Bu nedenle tanı, yalnızca birkaç belirtiye bakılarak değil, ayrıntılı klinik değerlendirme ile konur.

Kişinin yaşam öyküsü, belirtilerin süresi, ilişkilerdeki işlevselliği, eşlik eden başka ruhsal belirtiler ve gerçeklik değerlendirme kapasitesi birlikte ele alınmalıdır.

Kendiniz İçin Düşünme Alanı

Aşağıdaki sorular tanı koymak için değil, kendi içsel işleyişinizi fark etmek için düşünülebilir:

İnsanların çoğunun gizli bir amacı olduğuna sık sık inanıyor muyum?
Küçük hataları bile kolay kolay unutmuyor muyum?
Eleştirildiğimde bunu doğrudan saldırı gibi mi hissediyorum?
Sosyal ortamlarda sürekli tetikte ve savunmada mı kalıyorum?
Yakın ilişkilerde güvenmek yerine sürekli sınama ihtiyacı mı duyuyorum?
Birinin iyi niyetini kabul etmekte zorlanıyor muyum?
Belirsiz durumlarda hemen en tehdit edici açıklamaya mı yöneliyorum?

Bu sorulara verilen yanıtlar, kişinin ilişkilerde nasıl konumlandığını anlamasına yardımcı olabilir. Ancak bu sorular bir tanı aracı değildir.

Paranoid Kişilik Bozukluğu Tedavi Edilebilir mi?

Paranoid kişilik bozukluğunda değişim mümkündür; ancak bu değişim genellikle yavaş, dikkatli ve güvenli bir terapötik ilişki zemini gerektirir. Çünkü burada temel mesele, kişinin dünyayı ve diğer insanları tehdit olarak algılamasıdır.

Psikoterapi sürecinde amaç kişiyi “şüphelenmemeye zorlamak” değildir. Daha çok, şüphenin nasıl çalıştığını, hangi duyguları koruduğunu ve ilişkilerde hangi döngüleri yarattığını anlamaktır.

Kişi zamanla şu ayrımı yapmaya başlayabilir:

“Şu an gerçekten bir tehdit mi var, yoksa eski bir tehdit beklentisi mi devreye girdi?”

Bu ayrım güçlendikçe, kişi her belirsizliği saldırı olarak yorumlamak zorunda kalmayabilir. Güven, bir anda oluşan bir duygu değil; deneyim içinde yavaş yavaş inşa edilen bir kapasitedir.

Bazı durumlarda eşlik eden kaygı, depresyon, yoğun öfke, uyku sorunları ya da düşünce düzeyindeki belirtiler için psikiyatrik değerlendirme de gerekebilir. Tedavi planı kişinin ihtiyaçlarına göre bireysel olarak belirlenmelidir.

Okuyucu İçin Not

Şüphecilik bazen koruyucu bir savunma işlevi görebilir. Ancak bu savunma kişiyi korumak yerine dünyadan izole ediyorsa, onun neyi koruduğuna bakmak anlamlı olabilir.

Paranoid kişilik bozukluğu, yalnızca “güvensiz olmak” ya da “fazla kuşkucu davranmak” değildir. Çoğu zaman incinmişlik, aşağılanma korkusu, savunmasız kalma kaygısı ve güvenli ilişki kurma zorluğu ile bağlantılı daha derin bir ruhsal örgütlenmedir.

Bu yazı farkındalık amacı taşır. Tanı ve tedavi süreçleri için bireysel değerlendirme her zaman bir ruh sağlığı uzmanı tarafından yapılmalıdır.

Kaynak: McWilliams, N. (2014). Psikanalitik Tanı: Klinik Süreç İçinde Kişilik Yapısını Anlamak.

Ek kaynak: Paranoid kişilik bozukluğunun klinik belirtileri ve değerlendirme ölçütleri hakkında daha ayrıntılı bilgi için MSD Manual Professional – Paranoid Personality Disorder sayfasına bakılabilir.

Önceki
Sonraki

İlgili Makaleler

Duygusal Olarak Olgunlaşmamış Ebeveynler: Yeterince iyi miyim?
Duygusal Olarak Olgunlaşmamış Ebeveynler: Yeterince iyi miyim?
25 Nisan 2026

Yeterince İyi Olursam Sevilirim Yanılgısı Bazı insanlar sevilmek için sürekli...

Devamı
Duygusal Bağımlılık: İçsel Özgürlüğünüzü Geri Kazanın
Duygusal Bağımlılık: İçsel Özgürlüğünüzü Geri Kazanın
13 Aralık 2024

Duygusal bağımlılık, bireyin kendini tamamlanmış hissetmek için belirli duygulara...

Devamı
Her Şey Yolundayken Mutsuz Hissetmek
Her Şey Yolundayken Mutsuz Hissetmek
27 Ocak 2026

Her şey yolundayken mutsuz hissetmek, kişinin yaşamında görünürde önemli bir...

Devamı
Obsesif Kompulsif Kişilik Bozukluğu Nedir?
Obsesif Kompulsif Kişilik Bozukluğu Nedir?
11 Ocak 2026

Obsesif kompulsif kişilik bozukluğu, kişinin düzen, kontrol, mükemmeliyetçilik ve...

Devamı

Aldatma sonrası güvenin yeniden kurulması, yalnızc Aldatma sonrası güvenin yeniden kurulması, yalnızca “özür dilemekle” mümkün olmaz. Özür önemli olabilir; fakat asıl belirleyici olan, aldatan kişinin kendi davranışını gerçekten anlamaya çalışıp çalışmadığıdır.
“Ama sen de…” diye başlayan savunmalar, aldatılan kişinin tepkisini abartılı bulmak ya da ilişki sorunlarını aldatmanın gerekçesi gibi sunmak, onarımı zorlaştırır.
Çünkü güven, ancak sorumluluğun gerçekten alındığı bir yerde yeniden kurulabilir.
Bu konuyu daha ayrıntılı ele aldığım “Aldatma Sonrası Güven Yeniden Kurulur mu?” başlıklı yazıyı tugceturanlar.com’da okuyabilirsiniz.
🌷 
#psikoloji
Sevilmek için neden bazen sesimizi kısar, ihtiyaçl Sevilmek için neden bazen sesimizi kısar, ihtiyaçlarımızı geri çeker, kendimizden vazgeçeriz?
Bu bölümde Küçük Deniz Kızı masalını; İngiliz Psikanalist Winnicott’ın gerçek/sahte benlik ayrımı ve Klinik Psikolog Dana Crowley Jack’in kendini susturma kavramı üzerinden ele alıyoruz. 
Çünkü bazen mesele aşk için fedakârlık değil; sevilmek uğruna kendi sesini kaybetmektir.
Yeni bölüm Spotify ve Apple Podcasts’te.
Yeni bölümlerden haberdar olmak için Seans Odası Sakinleri podcastini takip edebilirsiniz ❤️
#podcast #psikoloji
Travmatik bir deneyimi anlatmak neden iyileştirir? Travmatik bir deneyimi anlatmak neden iyileştirir?
Bu sorunun cevabı, “konuşmak iyi gelir”den çok daha derine gidiyor.
Psikanalitik perspektiften bakıldığında anlatı; zihnin ham halde tuttuğu, henüz tam olarak işleyemediği deneyimi daha düşünülebilir bir forma sokma girişimidir.
Adı konulamayan şey her zaman yok olmaz. Bazen semptom olarak, beden tepkisi olarak ya da ilişkilerde tekrar eden örüntüler olarak kendini göstermeye devam eder.
Anlatmak, bu döngüyü fark etmeye ve yaşanan deneyime başka bir yerden bakmaya yardım edebilir.
Ama iyileştirici olan yalnızca anlatmak değildir. Güvenli, duyulduğunuz ve yargılanmadığınız bir ilişki içinde anlatabilmektir.
#psikoloji
Bazı duygular yalnızca geçip gitmez; ilişkilerimiz Bazı duygular yalnızca geçip gitmez; ilişkilerimizde, seçimlerimizde, tekrar eden döngülerimizde iz bırakır.
Seans Odası Sakinleri’nde, bireysel terapi ve çift terapisi alanında çalışan bir klinik psikolog olarak insanın iç dünyası, ilişkileri ve kendini anlama yolculuğu üzerine düşüncelerimi paylaşıyorum.
Bazen bir ilişkinin içindeki görünmeyen döngülere, bazen travmanın bugüne bıraktığı izlere, bazen de çocukluktan taşınan bağlanma biçimlerine bakıyoruz.
Jung, Freud, çağdaş psikanalitik düşünce, masallar, filmler ve gündelik hayattan tanıdık duygular bu yolculukta bize eşlik ediyor.
🎙️ Seans Odası Sakinleri’ni Spotify, Apple Podcasts ve diğer podcast platformlarında dinleyebilirsiniz 🤍
“İçimizde olup biteni bilinçli hale getirmediğimiz “İçimizde olup biteni bilinçli hale getirmediğimizde, onu dış dünyada kaderimizmiş gibi yaşarız.” - Jung
Bazen benzer ilişkilere çekilir, benzer insanlara öfkelenir, benzer durumlarda geri çekilir ya da aynı tür hayal kırıklıklarını farklı sahnelerde yeniden yaşarız. Dışarıdan bakıldığında bütün bunlar şanssızlık, kader ya da hayatın bize hazırladığı bir tekrar gibi görünebilir. Oysa dış dünyada sürekli karşımıza çıkan şey, bazen içimizde henüz fark edilmemiş olanın izidir.
Bilinçdışı, yalnızca bastırılmış anılardan ya da unutulmuş deneyimlerden oluşmaz. Çocuklukta geliştirdiğimiz savunmalar, ilişkiler içinde öğrendiğimiz roller, kendimize dair inançlarımız, korkularımız, arzularımız ve gölgede kalan yanlarımız da bilinçdışının parçalarıdır. 
Örneğin “Ben hep terk ediliyorum” diye düşündüğünüzde, farkında olmadan terk edilmeyi bekleyen, yakınlığı tehdit gibi algılayan ya da ilişkilerde kendinizi sürekli aynı mesafeye yerleştiren bir iç düzenekle hareket ediyor olabilirsiniz. 
Bu yaşadığınız acının gerçek olmadığı anlamına gelmez. Tam tersine, acının yalnızca dış koşullardan değil, içsel tekrar örüntülerinden de beslendiğini gösterir. Elbette her şeyin nedeni bilinçdışı değildir. Toplumsal koşullar, travmalar, kayıplar, ekonomik gerçekler ve başkalarının davranışları yaşamımız üzerinde gerçek bir etkiye sahiptir.
Fark edilmeyen duygu çoğu zaman davranışa dönüşür. Kabul edilmeyen öfke pasif saldırganlık olarak ortaya çıkabilir. Tanınmayan değersizlik hissi sürekli onay arayışına dönüşebilir. Yüzleşilmeyen korku ise kontrol ihtiyacı olarak ilişkilerimize sızabilir. 
Bilinçli hale getirmek, yalnızca zihinsel olarak “anlamak” değildir. Kendi iç dünyamızı gözlemleyebilmek, duygularımıza isim verebilmek, tetiklendiğimiz anları fark edebilmek ve eski tepkilerimizle bugünkü gerçekliği ayırt edebilmektir. 
Terapi de çoğu zaman tam olarak bu alanda çalışır: kader sandığımız tekrarları psikolojik bir dile çevirmek. İç dünyamızı tanımaya başladığımızda dış dünya tamamen değişmeyebilir. Ancak biz, aynı dünyaya aynı bilinçdışı zorunluluklarla cevap vermek zorunda kalmayız. 🌷
Klinik Psikolog Tuğçe Turanlar
#psikoloji
Hiç ilk görüşte aşık oldunuz mu?
Bazen birine gerç Hiç ilk görüşte aşık oldunuz mu?
Bazen birine gerçekten değil, onun üzerindeki kendi hayalimize, özlemimize ya da eksik kalan bir parçamıza tutuluruz. Jung’a göre aşkın ilk dönemindeki bu büyülenmede projeksiyon önemli bir rol oynar; karşımızdaki kişiyi olduğu gibi değil, içimizde taşıdığımız imgeyle birlikte görürüz.
Bu bölümde aşkı, projeksiyonu, anima-animus kavramlarını ve Her filmi üzerinden kurduğumuz o ilk büyülenmenin neden bu kadar güçlü olduğunu anlatıyorum.
Bu sorunun cevabını Jung’un kavramları üzerinden daha derinlemesine dinlemek isterseniz, profildeki linkten Seans Odası Sakinleri podcastine ulaşabilirsiniz. Bölümü Apple Podcasts ve Spotify üzerinden dinleyebilirsiniz 🩵
#podcast #psikoloji
Instagram'da takip et

  • KVKK Aydınlatma Metni
  • Web Sitesi Aydınlatma Metni
  • Çerez Politikası
  • uzmanpsikologtugceturanlar@gmail.com
  • 0532 053 39 92 WhatsApp üzerinden ulaşabilirsiniz

Adres

Kuloğlu Mah. Ağa Hamamı Sok. Yasemin Apt. No:14 D:1 Beyoğlu / İstanbul

Bu internet sitesinin içeriği ve uygulamaları, sadece bilgilendirme ve eğitim amaçlı olup, herhangi bir şekilde tıbbi öneri verme veya herhangi bir danışan sağlama amacı ile oluşturulmamıştır. Sitemizde yer alan alıntı ve görüşler açıkça belirtilmediği takdirde resmi görüşlerini yansıtmamaktadır.