Tuğçe Turanlar

  • Anasayfa
  • Hakkımda
  • Hizmetler
    • Bireysel Terapi
    • Çift Terapisi
    • EMDR Terapisi
  • Konular
    • İlişkiler ve Bağlanma
    • Kaygı ve Anksiyete
    • Travma ve Bedensel Bellek
    • Psikanalitik Düşünce
  • Podcast
  • İletişim

Tuğçe Turanlar

  • Anasayfa
  • Hakkımda
  • Hizmetler
    • Bireysel Terapi
    • Çift Terapisi
    • EMDR Terapisi
  • Konular
    • İlişkiler ve Bağlanma
    • Kaygı ve Anksiyete
    • Travma ve Bedensel Bellek
    • Psikanalitik Düşünce
  • Podcast
  • İletişim
  • Anasayfa
  • Hakkımda
  • Hizmetler
    • Bireysel Terapi
    • Çift Terapisi
    • EMDR Terapisi
  • Konular
    • İlişkiler ve Bağlanma
    • Kaygı ve Anksiyete
    • Travma ve Bedensel Bellek
    • Psikanalitik Düşünce
  • Podcast
  • İletişim
featured_image

Aşırı düşünmeyi nasıl durdurabilirim?

26 Aralık 2025 Yazar: Klinik Psikolog Tuğçe Turanlar İlişkiler ve Bağlanma 0 Yorum

Aşırı düşünmeyi nasıl durdurabilirim? Bu soru, zihni aynı konu, ihtimal ya da senaryo üzerinde tekrar tekrar dönen birçok kişinin aklından geçer. Aşırı düşünme, kişinin bir konuyu değerlendirmesinden çok, aynı düşünce döngüsünün içinde sıkışmasıdır. Bu süreç çözüm üretmek yerine kaygıyı, zihinsel yorgunluğu ve kararsızlığı artırabilir.

İngilizcede sık kullanılan adıyla overthinking, çoğu zaman ruminasyon, endişe, mükemmeliyetçilik, kontrol ihtiyacı ve belirsizliğe tahammülsüzlükle ilişkilidir. Kişi “Daha çok düşünürsem çözüm bulurum” zannedebilir. Oysa bazı durumlarda fazla düşünmek çözüm üretmez; sadece zihni aynı senaryonun içinde tutar.

Bu yazıda aşırı düşünmenin neden ortaya çıktığını, sağlıklı düşünme ile ruminasyon arasındaki farkı ve bu döngüyü yavaşlatmak için kullanılabilecek pratik yöntemleri ele alacağız.

Aşırı Düşünme Nedir?

Aşırı düşünme, kişinin bir konuyu gereğinden fazla analiz etmesi, olası senaryoları tekrar tekrar zihninde canlandırması ve çoğu zaman net bir sonuca ulaşamamasıdır. Bu süreç bazen geçmişe, bazen geleceğe odaklanır.

Geçmişe dönük olduğunda kişi şunları düşünebilir:

“Keşke öyle söylemeseydim.”
“Acaba yanlış mı anlaşıldım?”
“Neden bunu yaptım?”
“Başka türlü davransaydım ne olurdu?”

Geleceğe dönük olduğunda ise zihin genellikle olası tehditlere odaklanır:

“Ya kötü giderse?”
“Ya başarısız olursam?”
“Ya yanlış karar verirsem?”
“Ya kontrol edemeyeceğim bir şey olursa?”

Bu düşünceler kısa süreli olduğunda normaldir. Ancak sürekli hale geldiğinde kişinin dikkatini, uykusunu, ilişkilerini, karar verme kapasitesini ve duygusal dengesini zorlayabilir.

Zihin Neden Aynı Konuya Takılır?

Aşırı düşünme çoğu zaman zihnin belirsizliği yönetme çabasıdır. İnsan zihni belirsizlik karşısında olası riskleri öngörmeye çalışır. Bu, bazı durumlarda işe yarayan bir mekanizmadır. Fakat belirsizlik tamamen ortadan kaldırılamadığında zihin daha fazla düşünerek güvenlik hissi üretmeye çalışabilir.

Aşırı düşünmeyi besleyen bazı psikolojik etkenler şunlardır:

Belirsizliğe tahammülsüzlük.
Hata yapma korkusu.
Mükemmeliyetçilik.
Kontrol ihtiyacı.
Eleştirilme ya da başarısız olma kaygısı.
Geçmişte yaşanan olumsuz deneyimleri tekrar yaşamamak için zihinsel hazırlık yapma çabası.
“Düşünürsem önlem alırım” inancı.

Bu noktada önemli olan şudur: Aşırı düşünme çoğu zaman kişinin kendini yormak istemesinden değil, kendini korumaya çalışmasından doğar. Ancak bu koruma çabası katılaştığında, kişi rahatlamak yerine daha fazla sıkışır.

Sağlıklı Düşünme ile Ruminasyon Arasındaki Fark Nedir?

Her derin düşünme aşırı düşünme değildir. Bazı düşünme süreçleri çözüm üretir, karar vermeye yardımcı olur ve kişiyi eyleme yaklaştırır. Ruminasyon ise zihinsel olarak aynı noktaya dönüp durmak gibidir.

Sağlıklı düşünme genellikle şu sorulara yönelir:

“Bu durumda ne yapabilirim?”
“Elimde hangi seçenekler var?”
“Bir sonraki küçük adım ne olabilir?”
“Bu sorunu çözmek için kime danışabilirim?”

Ruminasyon ise daha çok şu sorularla ilerler:

“Neden böyle oldu?”
“Ya yine olursa?”
“Bunu nasıl yaptım?”
“Acaba herkes ne düşündü?”
“Ya en kötü ihtimal gerçekleşirse?”

Sağlıklı düşünme eyleme yaklaştırır. Ruminasyon ise kişiyi zihinsel bir döngüde tutar. Bu nedenle ayırt edici soru şudur:

“Bu düşünce beni bir adıma mı yaklaştırıyor, yoksa aynı yerde mi döndürüyor?”

Aşırı Düşünme Kaygı Döngüsünü Nasıl Besler?

Aşırı düşünme çoğu zaman kaygıyla karşılıklı bir döngü içindedir. Kişi kaygılandıkça daha fazla düşünür; daha fazla düşündükçe de kaygısı artar.

Bu döngü şöyle işleyebilir:

Belirsiz bir durum ortaya çıkar.
Zihin olası kötü senaryoları üretir.
Kişi bu senaryoları çözmeye çalışır.
Tam bir kesinlik elde edemediği için daha fazla düşünür.
Düşündükçe tehdit hissi büyür.
Kaygı artar ve zihin yeniden çözüm aramaya başlar.

Bu nedenle aşırı düşünme çoğu zaman çözüm gibi görünür ama kaygıyı sürdüren bir alışkanlığa dönüşebilir. Zihin kesinlik aradıkça daha fazla belirsizlikle karşılaşır.

Aşırı Düşünmeyi Durdurmak İçin Düşünce Hatalarını Fark Etmek

Aşırı düşünme sırasında zihin bazı düşünce hatalarına daha yatkın hale gelir. Bunlar kişinin gerçeği tamamen yanlış gördüğü anlamına gelmez; ancak zihnin özellikle tehdit, kusur ve olumsuz sonuçlara odaklandığını gösterir.

Sık görülen düşünce hataları şunlardır:

Felaketleştirme: Küçük bir olumsuzluğu çok büyük bir felaket gibi yorumlamak.
Zihin okuma: Başkalarının ne düşündüğünü kesin olarak bildiğini varsaymak.
Ya hep ya hiç düşüncesi: Bir şeyin ya tamamen başarılı ya da tamamen başarısız olduğunu düşünmek.
Aşırı genelleme: Tek bir olumsuz deneyimden genel bir sonuç çıkarmak.
Olumluyu küçümseme: İyi giden şeyleri önemsiz saymak, yalnızca eksiklere odaklanmak.

Bu düşünce hatalarını fark etmek, döngüyü hemen durdurmayabilir. Ancak kişi zihninin nasıl çalıştığını gördükçe, düşüncelerle arasına mesafe koymaya başlayabilir.

Düşünce ile Gerçeklik Arasına Mesafe Koymak

Aşırı düşünmede en zorlayıcı noktalardan biri, zihinden geçen her düşüncenin gerçek gibi hissedilmesidir. Oysa düşünceler her zaman gerçek değildir; bazen yorumdur, bazen olasılıktır, bazen de kaygının ürettiği bir senaryodur.

Bu nedenle düşünceyle özdeşleşmek yerine ona mesafe koymak önemlidir.

Örneğin:

“Ben yetersizim” yerine,
“Şu an zihnimden yetersiz olduğuma dair bir düşünce geçiyor.”

“Kesin kötü olacak” yerine,
“Zihnim şu an en kötü ihtimali senaryo haline getiriyor.”

“Bunu kaldıramam” yerine,
“Şu an bununla baş edemeyeceğime dair bir kaygı düşüncesi var.”

Bu küçük dil değişikliği, düşünceyi tamamen yok etmez. Ancak kişinin düşüncenin içinde kaybolmak yerine onu fark etmesine yardımcı olur.

Aşırı Düşünme Anında Duyguyu Etiketlemek

Aşırı düşünme başladığında kişi çoğu zaman düşüncenin içeriğine kapılır. Oysa bazen ilk adım, düşünceyi çözmeye çalışmak değil, o anda hangi duygunun yükseldiğini fark etmektir.

Kişi kendine şunu sorabilir:

“Şu an kaygı mı hissediyorum?”
“Utanç mı var?”
“Suçluluk mu yükseldi?”
“Kontrol kaybı mı beni zorluyor?”
“Belirsizliğe tahammül etmekte mi zorlanıyorum?”

Duyguyu adlandırmak, zihinsel karmaşayı biraz daha düzenli hale getirebilir. “Şu an aşırı düşünüyorum” demek bile bazen döngüyle kişi arasında küçük bir mesafe yaratır.

Şu cümle yardımcı olabilir:

“Şu an zihnim beni korumaya çalışıyor; ama bunu fazla düşünerek yapıyor.”

Endişe Saati Tekniği

Endişeleri tamamen bastırmaya çalışmak çoğu zaman işe yaramaz. Zihin bastırılan düşünceleri daha güçlü biçimde geri getirebilir. Bu nedenle bazı kişiler için “endişe saati” tekniği yararlı olabilir.

Bu teknikte kişi gün içinde gelen endişeleri hemen çözmeye çalışmak yerine bir yere not eder. Ardından günün belirli bir zamanında, örneğin 10-15 dakikalık kısa bir aralıkta bu endişelere bakar.

Gün içinde kaygı geldiğinde kişi kendine şöyle diyebilir:

“Bunu fark ettim. Şimdi değil, belirlediğim endişe saatinde ele alacağım.”

Bu yöntem, zihnin tüm günü endişeyle kaplamasını azaltmaya yardımcı olabilir.

5-4-3-2-1 Topraklama Tekniği

Aşırı düşünme sırasında zihin çoğu zaman geçmişe ya da geleceğe gider. Topraklama teknikleri, dikkati yeniden şimdiye ve bedene getirmeye yardımcı olabilir.

5-4-3-2-1 tekniği şu şekilde uygulanabilir:

Gördüğünüz 5 şeyi fark edin.
Dokunabildiğiniz 4 şeyi hissedin.
Duyabildiğiniz 3 sese odaklanın.
Koklayabildiğiniz 2 kokuyu fark edin.
Tadabildiğiniz 1 şeye ya da ağzınızdaki tada dikkat edin.

Bu egzersiz düşünceleri tamamen durdurmak için değil, zihnin kaygı senaryolarından bedensel ve duyusal gerçekliğe dönmesine yardımcı olmak için kullanılabilir.

Üç Senaryo Analizi

Aşırı düşünme çoğu zaman en kötü senaryoya odaklanır. Zihin, sanki tek ihtimal felaketmiş gibi çalışmaya başlayabilir. Bu durumda üç senaryo analizi denge kurmaya yardımcı olabilir.

Kendinize şu üç soruyu sorun:

Olabilecek en kötü şey ne?
Olabilecek en iyi şey ne?
Gerçekleşmesi en muhtemel senaryo ne?

Ardından dördüncü bir soru ekleyin:

“En kötü ihtimal gerçekleşirse, bununla baş etmek için hangi kaynaklara sahibim?”

Bu soru önemlidir. Çünkü amaç kendini her şeyin iyi olacağına zorla ikna etmek değildir. Amaç, zihnin yalnızca felakete değil, baş etme kapasitesine de yer açmasını sağlamaktır.

Düşünceleri Yazıya Dökmek

Aşırı düşünme sırasında zihin aynı anda çok fazla şeyi tutmaya çalışır. Yapılacaklar, belirsizlikler, korkular, olasılıklar ve yarım kalmış düşünceler zihinsel yükü artırır.

Bu nedenle düşünceleri yazıya dökmek yararlı olabilir. Yazmak, zihnin içinde dağınık duran malzemeyi dışarıya taşır. Kişi ne düşündüğünü daha net görür.

Bu yöntem için şu adımlar kullanılabilir:

5-10 dakika boyunca akla gelen her şeyi yazmak.
Yazılanları hemen düzeltmeye ya da düzenlemeye çalışmamak.
Düşünceleri “çözülmesi gerekenler” ve “şu an sadece zihnimde dönenler” diye ayırmak.
Eyleme dönüşebilecek bir konu varsa küçük bir sonraki adım belirlemek.

Burada amaç güzel yazmak değil, zihinsel yükü dışarıya aktarmaktır.

Karar Verme Sürecinde Küçük Adımlar

Aşırı düşünme karar verme süreçlerini de zorlaştırabilir. Kişi yanlış karar vermemek için daha fazla bilgi toplamaya, daha fazla ihtimali düşünmeye ve daha fazla garanti aramaya çalışır. Ancak çoğu zaman kesinlik gelmez.

Küçük kararlarda kendinize kısa bir süre tanımak işe yarayabilir. Örneğin hangi kahveyi içeceğiniz, hangi kıyafeti giyeceğiniz ya da hangi küçük işle başlayacağınız gibi düşük riskli kararlar için uzun analiz yapmadan seçim yapmak pratik kazandırabilir.

Büyük kararlar için ise zihinde sürekli döndürmek yerine şu yöntem daha yararlı olabilir:

Karar için belirli bir zaman aralığı koymak.
Gerekli bilgileri toplamak.
Artı-eksi listesini sınırlı tutmak.
Güvendiğiniz bir kişiyle değerlendirmek.
Belirlenen zamanda kararı vermek.

Amaç hatasız karar vermek değil, karar verme kapasitesini aşırı düşünmenin elinden geri almaktır.

Bedeni Sakinleştirmek Zihni Neden Rahatlatır?

Aşırı düşünme yalnızca zihinsel bir süreç değildir; bedensel gerginlik, uyku düzensizliği, kas sıkılığı ve yorgunlukla da ilişkili olabilir. Bu nedenle yalnızca düşünceleri değiştirmeye çalışmak her zaman yeterli olmayabilir.

Bazen önce bedeni sakinleştirmek gerekir.

Yavaş nefes egzersizleri, kısa yürüyüşler, esneme, bedeni fark etme çalışmaları ve düzenli uyku rutini zihnin aşırı uyarılmış halini azaltmaya yardımcı olabilir. Fiziksel hareket, dikkati yalnızca düşüncelerden bedensel duyumlara ve çevreyle temasa taşıyabilir.

4-7-8 gibi nefes teknikleri bazı kişilerde rahatlatıcı olabilir. Ancak nefes egzersizleri herkes için aynı etkiyi yaratmayabilir. Özellikle panik belirtileri olan kişilerde bazı nefes çalışmaları rahatsızlık verebilir. Bu nedenle kişinin kendisine uygun düzenleme yöntemini bulması önemlidir.

Dijital Uyarana Sınır Koymak

Aşırı düşünme dönemlerinde sürekli bilgi almak, sosyal medya akışında kaybolmak ya da yatmadan önce uzun süre ekrana bakmak zihinsel gürültüyü artırabilir. Zihin ne kadar çok uyarana maruz kalırsa, o kadar çok karşılaştırma, olasılık ve kaygı senaryosu üretmeye başlayabilir.

Bu nedenle özellikle akşam saatlerinde ekran kullanımını sınırlamak, haber ve sosyal medya tüketimini azaltmak ve yatmadan önce daha sakin bir geçiş rutini oluşturmak yararlı olabilir.

Burada amaç teknolojiyi tamamen hayatın dışına atmak değildir. Amaç, zihnin zaten dolu olduğu zamanlarda ona sürekli yeni uyaran eklememektir.

Kendine Kızmayı Bırakmak: Öz Şefkat

Aşırı düşündüğünü fark eden birçok kişi kendine kızmaya başlar:

“Yine abartıyorum.”
“Neden böyleyim?”
“Normal insanlar bu kadar düşünmez.”
“Bunu da kontrol edemiyorum.”

Oysa aşırı düşünme için kendini suçlamak, genellikle döngüyü daha da güçlendirir. Çünkü suçluluk ve utanç arttıkça zihin yeniden çözüm aramaya başlar.

Öz şefkat, kendini kandırmak ya da sorunları görmezden gelmek değildir. Kişinin kendi zorlanmasına daha insani bir yerden bakabilmesidir.

Şu cümleler yardımcı olabilir:

“Şu an zihnim çok dolu ve bu zor.”
“Bu düşünceler beni korumaya çalışıyor olabilir.”
“Şu anda kesinlik arıyorum, ama her şeyi hemen çözmek zorunda değilim.”
“Bir adım geri çekilip bedenime ve şimdiye dönebilirim.”

Kendine daha yumuşak yaklaşmak, aşırı düşünmenin yarattığı ikinci katmanı, yani “aşırı düşündüğüm için kendime kızıyorum” döngüsünü azaltabilir.

Ne Zaman Profesyonel Destek Alınmalı?

Aşırı düşünme zaman zaman herkesin yaşayabileceği bir durumdur. Ancak kişinin yaşam alanını belirgin biçimde daraltıyorsa profesyonel destek almak önemlidir.

Özellikle şu durumlarda bir ruh sağlığı uzmanına başvurmak yararlı olabilir:

Aşırı düşünme uyku düzenini belirgin biçimde bozuyorsa.
İş, okul ya da ilişkilerde işlevselliği etkiliyorsa.
Sürekli bedensel gerginlik, yorgunluk ya da huzursuzluk yaratıyorsa.
Karar vermeyi ve eyleme geçmeyi belirgin biçimde engelliyorsa.
Obsesif düşünceler, panik belirtileri ya da yoğun kaygı eşlik ediyorsa.
Kişi düşüncelerini durduramadığı için çaresizlik hissediyorsa.

Psikoterapi süreci, aşırı düşünmeyi yalnızca susturmaya çalışmaz. Kişinin zihninin neden bu kadar kontrol aradığını, hangi duygulardan kaçındığını ve hangi düşünce döngülerine sıkıştığını anlamaya yardımcı olur.

Aşırı Düşünmeyi Durdurmak Zihni Susturmak Değildir

Zihni tamamen susturmak gerçekçi bir hedef değildir. İnsan zihni düşünür, plan yapar, geçmişi değerlendirir ve geleceği öngörmeye çalışır. Amaç düşünceleri yok etmek değil, düşüncelerle kurulan ilişkiyi değiştirmektir.

Aşırı düşünme azaldığında kişi zihninden geçen her düşünceye inanmak zorunda olmadığını fark eder. Her senaryoyu çözmek, her riski kontrol etmek, her ihtimali kapatmak zorunda olmadığını öğrenir.

Dönüşüm çoğu zaman küçük adımlarla başlar:

Düşünceyi fark etmek.
Duyguyu adlandırmak.
Bedene dönmek.
Yazıya dökmek.
Küçük bir eylem seçmek.
Belirsizliğe biraz daha alan açmak.

Aşırı düşünmeyi durdurmak, zihni susturmak değil; zihnin üzerindeki otoriteyi yavaş yavaş geri kazanmaktır.

Okuyucu İçin Not

Aşırı düşünme, çoğu zaman kişinin zayıf, kararsız ya da sorunlu olduğunu göstermez. Daha çok belirsizliği, kaygıyı ve kontrol edilemeyen duyguları yönetmeye çalışan bir zihinsel alışkanlığa işaret eder.

Bu yazı genel bilgilendirme amacı taşır. Yoğun kaygı, obsesif düşünceler, panik belirtileri, uyku bozulması ya da işlevsellikte belirgin kayıp yaşıyorsanız bir ruh sağlığı profesyoneline başvurmanız önerilir.

Ek kaynak: Aşırı düşünme, endişe yönetimi ve “endişe saati” gibi teknikler hakkında daha ayrıntılı bilgi için Tackling your worries sayfasına bakılabilir.

Aşırı düşünme Overthinking
Önceki
Sonraki

İlgili Makaleler

Narsisistik İlişki Belirtileri Nelerdir?
Narsisistik İlişki Belirtileri Nelerdir?
4 Eylül 2021

Narsisistik ilişki, kişinin kendini zamanla değersiz, suçlu, yetersiz ya da kendi...

Devamı
Antisosyal Kişilik Bozukluğu ve Suç
Antisosyal Kişilik Bozukluğu ve Suç
5 Eylül 2021

Yaklaşık iki yüz yıldan beri ruhsal hastalık olarak kabul edilen Antisosyal...

Devamı
Zor Zamanlarda Psikolojik Dayanıklılık
Zor Zamanlarda Psikolojik Dayanıklılık
16 Kasım 2024

Psikolojik dayanıklılık, insanın zorlayıcı yaşam olayları karşısında hiç...

Devamı
Dogville – Şiddet ve Psikososyal Dinamiği
Dogville – Şiddet ve Psikososyal Dinamiği
7 Eylül 2021

Dogville: Grace yumuşacık elleriyle Dogville kasabası sakinlerine bir hediye...

Devamı

Travmatik bir deneyimi anlatmak neden iyileştirir? Travmatik bir deneyimi anlatmak neden iyileştirir?
Bu sorunun cevabı, “konuşmak iyi gelir”den çok daha derine gidiyor.
Psikanalitik perspektiften bakıldığında anlatı; zihnin ham halde tuttuğu, henüz tam olarak işleyemediği deneyimi daha düşünülebilir bir forma sokma girişimidir.
Adı konulamayan şey her zaman yok olmaz. Bazen semptom olarak, beden tepkisi olarak ya da ilişkilerde tekrar eden örüntüler olarak kendini göstermeye devam eder.
Anlatmak, bu döngüyü fark etmeye ve yaşanan deneyime başka bir yerden bakmaya yardım edebilir.
Ama iyileştirici olan yalnızca anlatmak değildir. Güvenli, duyulduğunuz ve yargılanmadığınız bir ilişki içinde anlatabilmektir.
#psikoloji
Bazı duygular yalnızca geçip gitmez; ilişkilerimiz Bazı duygular yalnızca geçip gitmez; ilişkilerimizde, seçimlerimizde, tekrar eden döngülerimizde iz bırakır.
Seans Odası Sakinleri’nde, bireysel terapi ve çift terapisi alanında çalışan bir klinik psikolog olarak insanın iç dünyası, ilişkileri ve kendini anlama yolculuğu üzerine düşüncelerimi paylaşıyorum.
Bazen bir ilişkinin içindeki görünmeyen döngülere, bazen travmanın bugüne bıraktığı izlere, bazen de çocukluktan taşınan bağlanma biçimlerine bakıyoruz.
Jung, Freud, çağdaş psikanalitik düşünce, masallar, filmler ve gündelik hayattan tanıdık duygular bu yolculukta bize eşlik ediyor.
🎙️ Seans Odası Sakinleri’ni Spotify, Apple Podcasts ve diğer podcast platformlarında dinleyebilirsiniz 🤍
“İçimizde olup biteni bilinçli hale getirmediğimiz “İçimizde olup biteni bilinçli hale getirmediğimizde, onu dış dünyada kaderimizmiş gibi yaşarız.” - Jung
Bazen benzer ilişkilere çekilir, benzer insanlara öfkelenir, benzer durumlarda geri çekilir ya da aynı tür hayal kırıklıklarını farklı sahnelerde yeniden yaşarız. Dışarıdan bakıldığında bütün bunlar şanssızlık, kader ya da hayatın bize hazırladığı bir tekrar gibi görünebilir. Oysa dış dünyada sürekli karşımıza çıkan şey, bazen içimizde henüz fark edilmemiş olanın izidir.
Bilinçdışı, yalnızca bastırılmış anılardan ya da unutulmuş deneyimlerden oluşmaz. Çocuklukta geliştirdiğimiz savunmalar, ilişkiler içinde öğrendiğimiz roller, kendimize dair inançlarımız, korkularımız, arzularımız ve gölgede kalan yanlarımız da bilinçdışının parçalarıdır. 
Örneğin “Ben hep terk ediliyorum” diye düşündüğünüzde, farkında olmadan terk edilmeyi bekleyen, yakınlığı tehdit gibi algılayan ya da ilişkilerde kendinizi sürekli aynı mesafeye yerleştiren bir iç düzenekle hareket ediyor olabilirsiniz. 
Bu yaşadığınız acının gerçek olmadığı anlamına gelmez. Tam tersine, acının yalnızca dış koşullardan değil, içsel tekrar örüntülerinden de beslendiğini gösterir. Elbette her şeyin nedeni bilinçdışı değildir. Toplumsal koşullar, travmalar, kayıplar, ekonomik gerçekler ve başkalarının davranışları yaşamımız üzerinde gerçek bir etkiye sahiptir.
Fark edilmeyen duygu çoğu zaman davranışa dönüşür. Kabul edilmeyen öfke pasif saldırganlık olarak ortaya çıkabilir. Tanınmayan değersizlik hissi sürekli onay arayışına dönüşebilir. Yüzleşilmeyen korku ise kontrol ihtiyacı olarak ilişkilerimize sızabilir. 
Bilinçli hale getirmek, yalnızca zihinsel olarak “anlamak” değildir. Kendi iç dünyamızı gözlemleyebilmek, duygularımıza isim verebilmek, tetiklendiğimiz anları fark edebilmek ve eski tepkilerimizle bugünkü gerçekliği ayırt edebilmektir. 
Terapi de çoğu zaman tam olarak bu alanda çalışır: kader sandığımız tekrarları psikolojik bir dile çevirmek. İç dünyamızı tanımaya başladığımızda dış dünya tamamen değişmeyebilir. Ancak biz, aynı dünyaya aynı bilinçdışı zorunluluklarla cevap vermek zorunda kalmayız. 🌷
Klinik Psikolog Tuğçe Turanlar
#psikoloji
Hiç ilk görüşte aşık oldunuz mu?
Bazen birine gerç Hiç ilk görüşte aşık oldunuz mu?
Bazen birine gerçekten değil, onun üzerindeki kendi hayalimize, özlemimize ya da eksik kalan bir parçamıza tutuluruz. Jung’a göre aşkın ilk dönemindeki bu büyülenmede projeksiyon önemli bir rol oynar; karşımızdaki kişiyi olduğu gibi değil, içimizde taşıdığımız imgeyle birlikte görürüz.
Bu bölümde aşkı, projeksiyonu, anima-animus kavramlarını ve Her filmi üzerinden kurduğumuz o ilk büyülenmenin neden bu kadar güçlü olduğunu anlatıyorum.
Bu sorunun cevabını Jung’un kavramları üzerinden daha derinlemesine dinlemek isterseniz, profildeki linkten Seans Odası Sakinleri podcastine ulaşabilirsiniz. Bölümü Apple Podcasts ve Spotify üzerinden dinleyebilirsiniz 🩵
#podcast #psikoloji
“Yeterince iyi olursam sevilirim” inancı, çoğu zam “Yeterince iyi olursam sevilirim” inancı, çoğu zaman çocuklukta duygusal olarak yeterince görülmemiş olmanın izlerini taşır. Duygusal olarak yeterince ulaşılabilir olmayan ebeveynlerle büyüyen çocuk, sorunu kendinde arar. Daha uyumlu, daha başarılı, daha sessiz ya da daha az talepkar olursa sevileceğine inanır. Bu strateji çocuklukta ilişkiyi koruyarak hayatta kalmayı sağlar; ancak yetişkinlikte kişinin kendi ihtiyaçlarını bastırmasına, ilişkilerde fazla sorumluluk almasına ve sürekli onay aramasına yol açabilir.
İyileşme, geçmişte hayatta kalmanızı sağlayan bu eski örüntüyü fark etmekle başlar. Yetişkinlikte sağlıklı ve güvenli bağlar kurmak; kusursuz bir rol yapmayı değil, kendi sınırlarınız ve ihtiyaçlarınızla sahici bir şekilde var olabilmeyi gerektirir. Unutmayın, sevgi kazanılması gereken bir ödül değildir. Değeriniz, ne kadar faydalı olduğunuzla değil; var olmanızla ilgilidir. 🩵
#psikoloji
Bazı yanlarımızı saklarız; çünkü onları kendimize Bazı yanlarımızı saklarız; çünkü onları kendimize yakıştıramayız.
Öfke, kıskançlık, kırılganlık ya da güç arzusu bazen ‘ben böyle biri değilim’ diyerek bilinçdışına itilir. Ama bastırılan şey kaybolmaz; çoğu zaman başka insanlarda bizi en çok rahatsız eden şey olarak geri döner. Jung buna gölge der. Dr. Jekyll ve Bay Hyde hikayesi de tam olarak bunu anlatır: insanın kendinden ayırmaya çalıştığı karanlık yan, yok olmaz; güçlenerek geri döner. 
Bu bölümde gölgeyi, projeksiyonu ve neden bazı yanlarımızı inkar ettiğimizi bu hikaye üzerinden anlatıyorum. 
Bu sorunun cevabını Jung’un gölge kavramı üzerinden daha derinlemesine anlamak isterseniz, profildeki linkten Seans Odası Sakinleri podcastine ulaşabilirsiniz. 
Bölümü Apple Podcasts ve Spotify’dan dinleyebilirsiniz 🎙️
#psikoloji #podcast
Instagram'da takip et

  • KVKK Aydınlatma Metni
  • Web Sitesi Aydınlatma Metni
  • Çerez Politikası
  • uzmanpsikologtugceturanlar@gmail.com
  • 0532 053 39 92 WhatsApp üzerinden ulaşabilirsiniz

Adres

Kuloğlu Mah. Ağa Hamamı Sok. Yasemin Apt. No:14 D:1 Beyoğlu / İstanbul

Bu internet sitesinin içeriği ve uygulamaları, sadece bilgilendirme ve eğitim amaçlı olup, herhangi bir şekilde tıbbi öneri verme veya herhangi bir danışan sağlama amacı ile oluşturulmamıştır. Sitemizde yer alan alıntı ve görüşler açıkça belirtilmediği takdirde resmi görüşlerini yansıtmamaktadır.