Tuğçe Turanlar

  • Anasayfa
  • Hakkımda
  • Hizmetler
    • Bireysel Terapi
    • Çift Terapisi
    • EMDR Terapisi
  • Konular
    • İlişkiler ve Bağlanma
    • Kaygı ve Anksiyete
    • Travma ve Bedensel Bellek
    • Psikanalitik Düşünce
  • Podcast
  • İletişim

Tuğçe Turanlar

  • Anasayfa
  • Hakkımda
  • Hizmetler
    • Bireysel Terapi
    • Çift Terapisi
    • EMDR Terapisi
  • Konular
    • İlişkiler ve Bağlanma
    • Kaygı ve Anksiyete
    • Travma ve Bedensel Bellek
    • Psikanalitik Düşünce
  • Podcast
  • İletişim
  • Anasayfa
  • Hakkımda
  • Hizmetler
    • Bireysel Terapi
    • Çift Terapisi
    • EMDR Terapisi
  • Konular
    • İlişkiler ve Bağlanma
    • Kaygı ve Anksiyete
    • Travma ve Bedensel Bellek
    • Psikanalitik Düşünce
  • Podcast
  • İletişim
featured_image

Kötü Anılar Neden Gitmez? Tetris ve Travma

28 Şubat 2026 Yazar: Klinik Psikolog Tuğçe Turanlar Travma ve Bedensel Bellek 0 Yorum

Kötü Anılar Neden Gitmez? Yeni araştırmalar, Tetris gibi görsel oyunların kötü anıların zihne izinsiz gelme sıklığını azaltabileceğine işaret ediyor. Ancak bu, anıları silmek anlamına gelmiyor.

Travmatik bir deneyim, zihinde her zaman düzenli bir hikâye olarak kalmaz. Bazen bir koku, bazen bir ses, o anıyı sanki “şu an oluyormuş gibi” geri getirir. Bu, beynin o anıyı henüz geçmişe tam olarak yerleştiremediğinin bir işareti olabilir.

Peki bu görüntülerin sıklığını ve şiddetini azaltmak mümkün mü?

Uppsala, Cambridge ve Oxford üniversitelerinin iş birliğiyle yürütülen ve The Lancet Psychiatry’de yayımlanan bir araştırma, belirli koşullarda buna umut verici bir yanıt sunuyor. COVID-19 döneminde travmatik deneyimler yaşayan 99 sağlık çalışanıyla gerçekleştirilen bu çalışmada, psikoloji profesörü Emily Holmes öncülüğünde geliştirilen yöntem şaşırtıcı bir araca işaret ediyor: Tetris.

Tetris Kötü Anıları Nasıl Etkiliyor?

Beyin aynı anda sınırlı miktarda bilgiyi işleyebilir. Travmatik bir anı bu kapasitenin büyük bir kısmını kaplar; yoğundur, canlıdır ve duygusal açıdan ağırdır.

Araştırmada yöntem şöyle işliyor: Katılımcılar rahatsız edici bir anıyı kısa süreliğine zihinlerinde canlandırıyor, ardından yaklaşık 20 dakika yavaş tempoda Tetris oynuyor. Tetris, beynin görsel işlemleme kapasitesini yoğun biçimde meşgul ettiği için, aynı anda o ağır anıyı da aynı canlılıkta zihinde tutmak zorlaşıyor.

Sonuç olarak, dört hafta sonunda Tetris oynayan grupta zihne istemsizce gelen anı sayısı haftada ortalama 10’dan yaklaşık 0,5’e indi. Altı ay sonra ise grubun %70’i bu tür istemsiz anıları artık yaşamadığını bildirdi.

Peki Bu Anıları Silmek Demek mi?

Hayır, bu ayrım önemli.

Beyin bir anıyı her hatırladığında onu geçici olarak yeniden işlenebilir hâle getirir. Tetris tam da bu anda devreye giriyor: Anı zihinde yeniden canlanırken, rakip bir görsel görevle karşılaşıyor ve yeniden işlendiği sırada eski canlılığının bir kısmını yitiriyor.

Bu, yaşananı silmek değil; anının sizin üzerinizdeki etkisini ve kontrolünü zayıflatmak.

Tetris ile EMDR Arasındaki Fark Ne?

EMDR, travma sonrası stres belirtileri için güçlü kanıta sahip, yapılandırılmış bir terapi yöntemidir. Tetris ile paylaştığı ortak nokta şudur: Her ikisi de anı işlenirken beyni başka bir görevle meşgul eder.

Ancak aralarındaki fark oldukça büyüktür. EMDR, travmanın duygusal ve düşünsel katmanlarını ele alan kapsamlı bir klinik süreçtir. Tetris temelli bu yöntem ise henüz araştırma aşamasında olan ve yalnızca zihne istemsizce gelen görsel anıları hedefleyen tamamlayıcı bir araçtır.

Tetris, terapinin yerini tutmaz. Daha çok, terapiyi destekleyebilecek ve günlük yaşamda kullanılabilecek bir öz düzenleme aracıdır.

“Sadece Beklemek” Yerine Ne Yapabilirsiniz?

Bir anı zihninizde belirmeye başladığında, onun geçmesini beklemek de bir seçenektir. Ancak araştırmalar, anıyı bastırmaya ya da zihinden uzaklaştırmaya çalışmanın uzun vadede pek işe yaramadığını gösteriyor.

Daha etkili olan, o anda beyni görsel ve aktif bir görevle meşgul etmektir. Tetris bu amaçla kullanılabilir. Benzer etki yaratabilecek başka etkinlikler de vardır: şekilleri döndürüp yerleştirmeyi gerektiren bulmacalar, detaylı çizim yapmak, illüstrasyonla uğraşmak ya da karmaşık desenler içeren örgü ve el işleri.

Önemli olan, yapılan etkinliğin yalnızca pasif bir oyalanma değil, beyni gerçekten devreye sokan bir görev olmasıdır.

Sıkça Sorulan Sorular

Kötü anılar neden gitmez?

Bazı anılar, beyin tarafından henüz tam olarak işlenemediği için zihne yeniden dönmeye devam eder. Travmatik bir deneyim geçmişe tam olarak yerleştirilip bütünleşmediğinde, istemsiz biçimde yeniden ortaya çıkabilir. Bu bir karakter meselesi değil, beynin çalışma biçimidir.

Beyin neden kötü anıları hatırlar?

Beyin, tehdit içeren deneyimleri öncelikli olarak kaydeder; bu, evrimsel bir mekanizmadır. Tehlikeyi hatırlamak, ondan yeniden korunmak anlamına geliyordu. Sorun şu ki beyin, geçmişteki bir tehditle bugünkü bir tetikleyiciyi her zaman birbirinden ayırt edemeyebilir ve eski anıyı sanki hâlâ oluyormuş gibi işleyebilir.

Tetris travmaya neden iyi gelir?

Beyin aynı anda sınırlı miktarda görsel bilgiyi işleyebilir. Tetris bu kapasiteyi yoğun biçimde kullandığı için, aynı anda travmatik bir anıyı da aynı canlılıkla zihinde tutmak güçleşir. Bu rekabet, anının duygusal yükünü ve zihne istemsizce gelme sıklığını azaltabilir.

Flashback ne zaman geçer?

Bu, büyük ölçüde anının ne kadar işlendiğine bağlıdır. Beyin o anıyı geçmişe tam olarak yerleştiremediği sürece, anı zihne istemsizce geri dönmeye devam edebilir. EMDR gibi kanıta dayalı terapiler bu süreci destekleyebilir. Belirtiler günlük yaşamınızı etkiliyorsa profesyonel destek almak önemlidir.

Tetris EMDR’nin yerini tutabilir mi?

Hayır. EMDR, travmanın duygusal ve bilişsel boyutlarını ele alan kapsamlı bir terapi yöntemidir. Tetris ise yalnızca zihne istemsizce gelen görsel anıları hedefleyen, araştırma aşamasındaki tamamlayıcı bir araçtır. Tetris, EMDR’nin yerine geçen bir yöntem değildir.

Travmatik bir anıyı hatırlamak onu daha da güçlendirir mi?

Her hatırlama anıyı otomatik olarak güçlendirmez; beyin her seferinde anıyı geçici olarak yeniden işlenebilir hâle getirir. Ancak uygun destek olmadan travmatik anıyı tekrar tekrar canlandırmak belirtileri pekiştirebilir. Bu nedenle travmatik anılara bilinçli olarak dönmek, mümkünse terapötik bir bağlamda yapılmalıdır.

Tetris dışında hangi aktiviteler aynı etkiyi yaratır?

Beyni görsel olarak aktif biçimde meşgul eden görevler benzer destek sağlayabilir: bulmacalar, detaylı çizim, karmaşık el işleri gibi. Önemli olan, etkinliğin pasif bir oyalanma değil, zihni gerçekten çalıştıran bir görev olmasıdır.

Kötü olayları hatırlayamamak ne anlama gelir?

Bazen bir travmanın ardından anı belirsizleşebilir ya da bütünüyle erişilemez hâle gelebilir. Bu, beynin aşırı yüklenmeye karşı geliştirdiği koruyucu bir tepki olabilir. Anıyı hatırlayamamak, onu tamamen atlattığınız anlamına gelmez; bazen tam tersine, zorlanmanın bir işareti olabilir. Bu durum belirgin biçimde yaşanıyorsa bir uzmana danışmak önemlidir.

Kötü anıları silmek mümkün mü?

Tam anlamıyla silmek değil, ancak etkilerini zayıflatmak mümkün olabilir. Beyin, her hatırlamada anıyı geçici olarak yeniden işlenebilir hâle getirir. EMDR gibi kanıta dayalı terapiler, bu pencereyi kullanarak anının duygusal yoğunluğunu ve zihne istemsizce gelme sıklığını azaltabilir.

Kötü anıları unutmak için ne yapmalı?

Anıyı bastırmak ya da zorla unutmaya çalışmak genellikle işe yaramaz. Daha etkili olan, anıyı destekleyici ve güvenli bir bağlamda işlemlemektir. Terapi, özellikle de EMDR, bu konuda güçlü kanıta sahip yöntemlerden biridir. Günlük yaşamda ise Tetris gibi görsel etkinlikler, bazı belirtilerin şiddetini hafifletmede destek sunabilir.

*Bu içerik bilgilendirme amaçlıdır. Travma sonrası belirtiler günlük hayatınızı ve işlevselliğinizi etkiliyorsa, lütfen bir ruh sağlığı uzmanından profesyonel destek alınız.

Kaynak: Holmes, E. A. et al. (2026). The Lancet Psychiatry. Çalışma Uppsala Üniversitesi, Cambridge Üniversitesi ve Oxford Üniversitesi iş birliğiyle yürütülmüştür.

The Lancet Psychiatry

EMDR
Önceki
Sonraki

İlgili Makaleler

EMDR Terapisinin Kuramsal Temelleri
EMDR Terapisinin Kuramsal Temelleri
28 Aralık 2022

EMDR terapisinin kuramsal temelleri, bireyin geçmişte yaşadığı rahatsız edici...

Devamı
Çocukluk Çağı Travmalarının Olumsuz Etkileri
Çocukluk Çağı Travmalarının Olumsuz Etkileri
7 Eylül 2021

Çocukluk Çağı Travmalarının Olumsuz Etkileri  Çocukluk çağı travmaları...

Devamı
Yetişkinlerde Travma
Yetişkinlerde Travma
15 Ocak 2024

Yetişkinlerde travma, çocukluk çağında yaşanmış olaylardan, ani şiddet içeren...

Devamı
Çocuk İstismarı ve Mağdur Çocukla Görüşme Teknikleri
Çocuk İstismarı ve Mağdur Çocukla Görüşme Teknikleri
7 Eylül 2021

Çocuk İstismarı Nedir? Çocuk istismarı nedir? Dünya Sağlık Örgütü (WHO), çocuk...

Devamı

Bazı duygular yalnızca geçip gitmez; ilişkilerimiz Bazı duygular yalnızca geçip gitmez; ilişkilerimizde, seçimlerimizde, tekrar eden döngülerimizde iz bırakır.
Seans Odası Sakinleri’nde, bireysel terapi ve çift terapisi alanında çalışan bir klinik psikolog olarak insanın iç dünyası, ilişkileri ve kendini anlama yolculuğu üzerine düşüncelerimi paylaşıyorum.
Bazen bir ilişkinin içindeki görünmeyen döngülere, bazen travmanın bugüne bıraktığı izlere, bazen de çocukluktan taşınan bağlanma biçimlerine bakıyoruz.
Jung, Freud, çağdaş psikanalitik düşünce, masallar, filmler ve gündelik hayattan tanıdık duygular bu yolculukta bize eşlik ediyor.
🎙️ Seans Odası Sakinleri’ni Spotify, Apple Podcasts ve diğer podcast platformlarında dinleyebilirsiniz 🤍
“İçimizde olup biteni bilinçli hale getirmediğimiz “İçimizde olup biteni bilinçli hale getirmediğimizde, onu dış dünyada kaderimizmiş gibi yaşarız.” - Jung
Bazen benzer ilişkilere çekilir, benzer insanlara öfkelenir, benzer durumlarda geri çekilir ya da aynı tür hayal kırıklıklarını farklı sahnelerde yeniden yaşarız. Dışarıdan bakıldığında bütün bunlar şanssızlık, kader ya da hayatın bize hazırladığı bir tekrar gibi görünebilir. Oysa dış dünyada sürekli karşımıza çıkan şey, bazen içimizde henüz fark edilmemiş olanın izidir.
Bilinçdışı, yalnızca bastırılmış anılardan ya da unutulmuş deneyimlerden oluşmaz. Çocuklukta geliştirdiğimiz savunmalar, ilişkiler içinde öğrendiğimiz roller, kendimize dair inançlarımız, korkularımız, arzularımız ve gölgede kalan yanlarımız da bilinçdışının parçalarıdır. 
Örneğin “Ben hep terk ediliyorum” diye düşündüğünüzde, farkında olmadan terk edilmeyi bekleyen, yakınlığı tehdit gibi algılayan ya da ilişkilerde kendinizi sürekli aynı mesafeye yerleştiren bir iç düzenekle hareket ediyor olabilirsiniz. 
Bu yaşadığınız acının gerçek olmadığı anlamına gelmez. Tam tersine, acının yalnızca dış koşullardan değil, içsel tekrar örüntülerinden de beslendiğini gösterir. Elbette her şeyin nedeni bilinçdışı değildir. Toplumsal koşullar, travmalar, kayıplar, ekonomik gerçekler ve başkalarının davranışları yaşamımız üzerinde gerçek bir etkiye sahiptir.
Fark edilmeyen duygu çoğu zaman davranışa dönüşür. Kabul edilmeyen öfke pasif saldırganlık olarak ortaya çıkabilir. Tanınmayan değersizlik hissi sürekli onay arayışına dönüşebilir. Yüzleşilmeyen korku ise kontrol ihtiyacı olarak ilişkilerimize sızabilir. 
Bilinçli hale getirmek, yalnızca zihinsel olarak “anlamak” değildir. Kendi iç dünyamızı gözlemleyebilmek, duygularımıza isim verebilmek, tetiklendiğimiz anları fark edebilmek ve eski tepkilerimizle bugünkü gerçekliği ayırt edebilmektir. 
Terapi de çoğu zaman tam olarak bu alanda çalışır: kader sandığımız tekrarları psikolojik bir dile çevirmek. İç dünyamızı tanımaya başladığımızda dış dünya tamamen değişmeyebilir. Ancak biz, aynı dünyaya aynı bilinçdışı zorunluluklarla cevap vermek zorunda kalmayız. 🌷
Klinik Psikolog Tuğçe Turanlar
#psikoloji
Hiç ilk görüşte aşık oldunuz mu?
Bazen birine gerç Hiç ilk görüşte aşık oldunuz mu?
Bazen birine gerçekten değil, onun üzerindeki kendi hayalimize, özlemimize ya da eksik kalan bir parçamıza tutuluruz. Jung’a göre aşkın ilk dönemindeki bu büyülenmede projeksiyon önemli bir rol oynar; karşımızdaki kişiyi olduğu gibi değil, içimizde taşıdığımız imgeyle birlikte görürüz.
Bu bölümde aşkı, projeksiyonu, anima-animus kavramlarını ve Her filmi üzerinden kurduğumuz o ilk büyülenmenin neden bu kadar güçlü olduğunu anlatıyorum.
Bu sorunun cevabını Jung’un kavramları üzerinden daha derinlemesine dinlemek isterseniz, profildeki linkten Seans Odası Sakinleri podcastine ulaşabilirsiniz. Bölümü Apple Podcasts ve Spotify üzerinden dinleyebilirsiniz 🩵
#podcast #psikoloji
“Yeterince iyi olursam sevilirim” inancı, çoğu zam “Yeterince iyi olursam sevilirim” inancı, çoğu zaman çocuklukta duygusal olarak yeterince görülmemiş olmanın izlerini taşır. Duygusal olarak yeterince ulaşılabilir olmayan ebeveynlerle büyüyen çocuk, sorunu kendinde arar. Daha uyumlu, daha başarılı, daha sessiz ya da daha az talepkar olursa sevileceğine inanır. Bu strateji çocuklukta ilişkiyi koruyarak hayatta kalmayı sağlar; ancak yetişkinlikte kişinin kendi ihtiyaçlarını bastırmasına, ilişkilerde fazla sorumluluk almasına ve sürekli onay aramasına yol açabilir.
İyileşme, geçmişte hayatta kalmanızı sağlayan bu eski örüntüyü fark etmekle başlar. Yetişkinlikte sağlıklı ve güvenli bağlar kurmak; kusursuz bir rol yapmayı değil, kendi sınırlarınız ve ihtiyaçlarınızla sahici bir şekilde var olabilmeyi gerektirir. Unutmayın, sevgi kazanılması gereken bir ödül değildir. Değeriniz, ne kadar faydalı olduğunuzla değil; var olmanızla ilgilidir. 🩵
#psikoloji
Bazı yanlarımızı saklarız; çünkü onları kendimize Bazı yanlarımızı saklarız; çünkü onları kendimize yakıştıramayız.
Öfke, kıskançlık, kırılganlık ya da güç arzusu bazen ‘ben böyle biri değilim’ diyerek bilinçdışına itilir. Ama bastırılan şey kaybolmaz; çoğu zaman başka insanlarda bizi en çok rahatsız eden şey olarak geri döner. Jung buna gölge der. Dr. Jekyll ve Bay Hyde hikayesi de tam olarak bunu anlatır: insanın kendinden ayırmaya çalıştığı karanlık yan, yok olmaz; güçlenerek geri döner. 
Bu bölümde gölgeyi, projeksiyonu ve neden bazı yanlarımızı inkar ettiğimizi bu hikaye üzerinden anlatıyorum. 
Bu sorunun cevabını Jung’un gölge kavramı üzerinden daha derinlemesine anlamak isterseniz, profildeki linkten Seans Odası Sakinleri podcastine ulaşabilirsiniz. 
Bölümü Apple Podcasts ve Spotify’dan dinleyebilirsiniz 🎙️
#psikoloji #podcast
Yalnızlık, çoğu zaman tek başına olmaktan çok, sah Yalnızlık, çoğu zaman tek başına olmaktan çok, sahici bir yakınlık kuramamaktan doğar. Bu nedenle insan bazen kalabalıkların içinde, ilişkilerin ortasında ve sürekli iletişim hâlindeyken bile kendini derinden yalnız hisseder. 
Sorun her zaman çevrede kaç kişinin olduğu değildir; o ilişkilerin ne kadar güvenli, karşılıklı ve duygusal olarak taşıyıcı olduğudur.
Sosyal medya çağında bu ayrım daha da belirginleşti. İnsanlar hiç olmadığı kadar görünür, ulaşılabilir ve bağlantı içinde. Ancak bağlantının artması, yakınlığın da arttığı anlamına gelmiyor. Mesajlaşmak, birbirini izlemek ya da sürekli çevrimiçi kalmak; anlaşılma, görülme ve duygusal olarak karşılık bulma ihtiyacını her zaman karşılamıyor. Bu yüzden kişi çok sayıda ilişki içinde olsa bile, gerçek bir temas yaşamadığında yalnızlık sürüyor.
Yalnızlığı ağırlaştıran bir başka etken de, tek başına olmaya yüklenen anlamdır. Çünkü tek başınalık ile yalnızlık aynı şey değildir. Tek başına olmak kimi zaman içe dönüş, dinlenme ve ruhsal toparlanma alanı sunabilir. Yalnızlık ise ilişki içinde de hissedilebilen bir kopukluk hâlidir. İnsan her yalnız kaldığında zarar görmez; ama kendisi olarak var olamadığı ilişkiler içinde giderek daha fazla yalnızlaşabilir.
Bu yüzden yalnızlığı yalnızca daha fazla sosyalleşme ihtiyacı olarak görmek yeterli değildir. Bazen ihtiyaç duyulan şey daha çok insan değil, daha sahici temas; bazen de yakınlıkla, mesafeyle ve tek başınalıkla kurulan içsel ilişkiyi yeniden düşünmektir🌷
#psikoloji
Instagram'da takip et

  • KVKK Aydınlatma Metni
  • Web Sitesi Aydınlatma Metni
  • Çerez Politikası
  • uzmanpsikologtugceturanlar@gmail.com
  • 0532 053 39 92 WhatsApp üzerinden ulaşabilirsiniz

Adres

Kuloğlu Mah. Ağa Hamamı Sok. Yasemin Apt. No:14 D:1 Beyoğlu / İstanbul

Bu internet sitesinin içeriği ve uygulamaları, sadece bilgilendirme ve eğitim amaçlı olup, herhangi bir şekilde tıbbi öneri verme veya herhangi bir danışan sağlama amacı ile oluşturulmamıştır. Sitemizde yer alan alıntı ve görüşler açıkça belirtilmediği takdirde resmi görüşlerini yansıtmamaktadır.