Tuğçe Turanlar

  • Anasayfa
  • Hakkımda
  • Hizmetler
    • Bireysel Terapi
    • Çift Terapisi
    • EMDR Terapisi
  • Konular
    • İlişkiler ve Bağlanma
    • Kaygı ve Anksiyete
    • Travma ve Bedensel Bellek
    • Psikanalitik Düşünce
  • Podcast
  • İletişim

Tuğçe Turanlar

  • Anasayfa
  • Hakkımda
  • Hizmetler
    • Bireysel Terapi
    • Çift Terapisi
    • EMDR Terapisi
  • Konular
    • İlişkiler ve Bağlanma
    • Kaygı ve Anksiyete
    • Travma ve Bedensel Bellek
    • Psikanalitik Düşünce
  • Podcast
  • İletişim
  • Anasayfa
  • Hakkımda
  • Hizmetler
    • Bireysel Terapi
    • Çift Terapisi
    • EMDR Terapisi
  • Konular
    • İlişkiler ve Bağlanma
    • Kaygı ve Anksiyete
    • Travma ve Bedensel Bellek
    • Psikanalitik Düşünce
  • Podcast
  • İletişim
featured_image

Dissosiyasyon ve Çocukluk Çağı Travmaları

7 Eylül 2021 Yazar: Klinik Psikolog Tuğçe Turanlar Travma ve Bedensel Bellek 0 Yorum

Dissosiyasyon Kavramı

Dissosiyasyon, zihinsel süreçlerin bilinçten ayrılması ve kendi içindeki bütünlüğü kaybetmesi sonucu kişinin duygu ve düşünceleriyle ilgili farkındalığın azalması olarak tanımlanmaktadır ( Bolu ve ark, 2014 ).  Ağır stres durumlarda aşırı anksiyeteyi azaltarak ruhsal dengenin sürmesini sağlayan savunma mekanizmalarından biridir. Ancak ağır bir şekilde kullanıldığında ve sürekli hale geldiğinde semptomların ortaya çıkmasına neden olur. Bellek, kimlik ya da bilinç işlevlerinde bozulmalar meydana gelir. Kişi bilgi dışında da anı, duygular ve düşünce kalıpları gibi birçok zihinsel içeriğe ulaşmada sorun yaşar. Dissosiyatif bozukluklarda oluşan bu durum, merkezi sinir sistemini etkileyen organik bir bozukluk sebebiyle değil ruhsal kaynaklı bir durum olarak gerçekleşmektedir ( Şar, 2000 ).

Alter Kişilik Etkileri

Pasif etkileme

Kişi duygu, düşünce ve davranışlarına müdahale edildiğini hisseder. Bu müdahale iç dünyada varlıkları hissedilen ve yabancı olarak algılanan alter kişilikler tarafından gerçekleştirilir. Bu durum, alter kişiliklerin birbirlerini ya da ev sahibini yönetme eğilimlerinden kaynaklanır ( Akyüz, 1999; Akt: Şar, 2004)

Varsanılar

DKB hastalarının yaklaşık %80’i “iç sesler” duyar. Bu sesler çoğunlukla alter kişiliklerden gelmektedir. İç konuşmalar şeklinde ortaya çıkar. Görüşmeci ile diyalog kurarak onun sorularına içerden karşılık verirler. Alter kişilik bilincin kontrolünü ele geçirdiği zaman ise bu durum varsanı olmaktan çıkıp hastanın ağzından konuşmaya dönüşür ( Şar, 2004 ).

Çocuksu Davranış

Çocuk yaştaki alter kişiliklerden biri kontrolü ele aldığı zaman çocuksu davranışlar ortaya çıkar. Bu tip davranışların bazıları çevre tarafından sorun olarak algılanmayabilir. Bazıları ise zaman yöneliminin bozulması veya dışkısını ortalık yere yapma gibi, gündelik yaşamla uyuşmadığı için fark edilir ( Şar, 2004 ).

Ruhsal Travma ve Dissosiyasyon

Ruhsal travmanın etkileri erişkinlikte ve çocuklukta birbirinden farklıdır.  Çocukta dissosiyasyona olan yatkınlık erişkinlikte olandan daha fazladır. Çocukluk çağında oluşan travmatik yaşantılar erişkinlik dönemindeki dissosiyatif bozuklukların asıl sebebini oluşturur ( Şar, 2000 )

Çocuklar psikolojik, cinsel ya da fiziksel saldırılara karşı kendilerini savunamayacak kadar güçsüzdürler. Çocuğu ağır bir şekilde etkileyen ruhsal travmalar, çocuğun yaşamını sürdürdüğü ortamda yakınları tarafından gerçekleştirilenlerdir. Fiziksel olarak kaçmak, direnmek veya yaşanılanları kabul etmek oldukça zordur. Bu durumda psikobiyolojik bir savunma mekanizması olan dissosiyasyon, yaşanılan travmanın fiziksel ve ruhsal etkilerini uzaklaştırma görevini üstlenir. Travmaya bağlı duygu, düşünce ve algılar bilinçten uzaklaştırılarak normal şartlarda erişilmeyecek bir konuma getirilir. Böylece dissosiyasyon fiziksel ve ruhsal acıya karşı direncin gerçekleştirilmesini sağlamış olur ( Zoroğlu ve ark, 2000).

Başlangıçta travmatik yaşantının üstesinden gelme amacıyla kullanılan dissosiyatif düzenek zamanla uyumsal olmayan patolojik bir sürece dönüşür ( Şar, 2000). Çocuklar sürekli olarak travmatize edildikleri zaman, bu savunma mekanizması aşırı ölçüde kullanılır. Bunun sonucunda da dissosiyatif bozukluklar meydana gelir ( Zoroğlu ve ark, 2000).

Cinsel istismar kurbanı olan çocuklarda, istismarın ilk döneminde amnezi ve uyurgezerlik ortaya çıkabilmektedir. Çocuğun gözlerini belli bir noktaya dikip uyaranlara cevap vermediği trans benzeri durumlar çocuklarda en sık görülen dissosiyasyon belirtisidir. Dissosiyasyon istismarın getirdiği ezici ve korkutucu duygulardan çocuğun kaçınmasına yardım eder ( Aktepe, 2009 ).

Kişinin algılarını, duygularını, anılarını ve zamanla tüm zihnini bölmelere ayıran dissosiyatif savunma, kişiyi travmatik yaşantının etkisinden uzaklaştırırken gerekli ruhsal çözüm işlemini ileride başka bir bakış açısı içinde yapılmak üzere erteler. Böylece fiziksel çaresizlik içinde de olsa denetimin kaybedildiği hissini önler. Ancak daha sonra dissosiyasyon ruhsal bakımdan çaresizlik yaratan bir mekanizmaya dönüşür. Çoklu kişilik bozukluğu olan hastaların %90’ı çocukluk çağında ihmal ya da istismar yaşantılarına dair bildirimler vermektedir. Bu bildirimlerin önemli bir kısmı da doğrulanabilmektedir ( Şar, 2000 ).

İstismarcıya Bağlanma

Çocuk, büyümek ve gelişimini tamamlamak için bağlanmak zorundadır.  Bu bağlanmanın önemini oldukça fazladır. İstismarı yapan kişi çocuğun en yakını da olsa çocuk travmaya rağmen istismarcısına bağlanmaya devam eder. Bu bağlanma dissosiyasyon ile gerçekleşir. Diğer taraftan bağlanma sırasında çocuk istismarcıyı kendi içinde özdeşleştirerek, kendi içerisinde onun bir benzerini yaratır. Bu şekilde onu kendi kontrolü altında tutabileceğini düşünerek ruhsal bakımdan güçsüzlüğü engellemeye çalışır. Çocuk kontrol odağının yerini değiştirerek, dışarıdan kontrol edilmenin yönünü kendi içinden kontrol edebilmeye çevirmiştir.  Ancak bu seferde kendi kontrolünü kaybetmiştir. Çünkü çocuk bölünmeye uğradığından kendi ruhsal yapısı içerisindeki yabancılar tarafından yönetilmeye başlamıştır ( Şar, 2000 ).

İstismarcı Alter Kişilik

Çoklu kişilik bozukluğu olan hastaların tedavisinde istismarcı ile özdeş olan alter kişiliklerin bütüne entegre edilmesiyle tedavi sonlandırılır. Diğer taraftan, istismarcı özellikteki alter kişilikler,  hastanın da istismarcı davranışlarda bulunmasına sebep olabilir. Bu açıdan bakıldığında birçok istismarcının da dissosiyatif bozukluğa sahip olabileceği düşünülmelidir. Bu durum ise istismarın önlenmesini zorlaştırır, istismarcıyı kendi davranışları konusunda içgörüden yoksun hale dönüştürür. Örneğin babası tarafından çocukluğunda defalarca kemerle dövülmüş olan bir kadında erişkinlikte bu sefer kendi çocuklarını döven ve olayı hatırlamayan, saldırgan bir alter kişilik oluşabilmektedir. Bu durum dissosiyasyon ve istismarın kuşaktan kuşağa geçmesine ve içgörüsüzlüğe sebep olabilir. Ayrıca, kendi dissosiyatif yapıları nedeni ile çelişkili davranışlar ve tutumlar gösteren, çift mesaj veren bir anne ya da baba da çocuklarda dissosiyasyon oluşturabilir ( Şar, 2000 ).

Dissosiyatif Kimlik Bozukluğunun Adli Yönü

Bu konuya adli yönden iki şekilde bakılabilir. Bunlardan ilki suç işleyen kişilerde bulunan dissosiyatif kimlik bozukluğudur. Amerika kökenli yapılan çalışmalardan birinde seri cinayet işleyen katillerde DKB görülmesinin hiç de az olmadığı düşünülmektedir. Bu çalışma, vakalarda ağır çocukluk çağı travma yaşantılarının varlığını da kanıtlamaktadır. Bazı vakalarda içgörü kaybının ileri düzeylere ulaşabildiği de görülmektedir. Araya giren trans halleri de tehlikeli dönemler olabilir. Özellikle agresif alter kişiliklerin aniden kontrolü ele alarak eğilimlerine uygun saldırgan davranma olasılıkları da vardır. DKB hırsızlık gibi şiddet içermeyen suçlarda da kendini gösterebilir. İkinci yaklaşımda ise istismara maruz kalan kişilerde DKB ve benzeri dissosiyatif bozukluk bulunması durumudur. Özellikle çocukluk çağında istismara uğrayan kişi, olay sırasında ya da sonrasında dissosiyatif belirtiler gösterebileceği gibi, uzun dönem etkileri göz önünde bulundurmak gerekmektedir. Başka bir durumda ise, DKB olan kişinin ruhsal rahatsızlığından dolayı istismara daha açık olup kendini koruyamaması durumudur. Bu durum gerek çocuklukta gerekse erişkinlikte olabilir. Bu yüzden ceza hukuku açısından değerlendirilmesi gerekebilir. Genel olarak, DKB’nin bilinç ve davranış özgürlüğünü kısmi olarak etkileyebileceğini göz önünde bulundurmak gerekmektedir. Bazı durumlarda tam aksine kişi davranışlarında tamamen sorumlu olabilir ( Şar, 2004).

Klinik Psikolog Tuğçe TURANLAR

www.verywellmind.com

 

dissosiyasyon travma
Önceki
Sonraki

İlgili Makaleler

Bipolar Bozukluk ve Türleri
Bipolar Bozukluk ve Türleri
7 Mayıs 2023

Bipolar Bozukluk Nedir Bipolar Bozukluk belli bir düzen olmaksızın yineleyen...

Devamı
Travma Terapisi: Gerçek Nedir?
Travma Terapisi: Gerçek Nedir?
27 Ocak 2025

Travma terapisi, geçmişte yaşanan acı dolu anılarla yüzleşmek için değil, bu...

Devamı
Borderline Kişilik Yapısı: DSM-5 Tanı Ölçütlerine Klinik Bir Bakış
Borderline Kişilik Yapısı: DSM-5 Tanı Ölçütlerine Klinik Bir Bakış
19 Ocak 2023

Borderline kişilik yapısı, Amerikan Psikiyatri Birliği tarafından yayımlanan...

Devamı
Duygusal Yeme
Duygusal Yeme
6 Ağustos 2022

Duygusal yeme: Stres, öfke, korku, can sıkıntısı, üzüntü ve yalnızlık gibi...

Devamı

Instagram

Hiç ilk görüşte aşık oldunuz mu?
Bazen birine gerç Hiç ilk görüşte aşık oldunuz mu?
Bazen birine gerçekten değil, onun üzerindeki kendi hayalimize, özlemimize ya da eksik kalan bir parçamıza tutuluruz. Jung’a göre aşkın ilk dönemindeki bu büyülenmede projeksiyon önemli bir rol oynar; karşımızdaki kişiyi olduğu gibi değil, içimizde taşıdığımız imgeyle birlikte görürüz.
Bu bölümde aşkı, projeksiyonu, anima-animus kavramlarını ve Her filmi üzerinden kurduğumuz o ilk büyülenmenin neden bu kadar güçlü olduğunu anlatıyorum.
Bu sorunun cevabını Jung’un kavramları üzerinden daha derinlemesine dinlemek isterseniz, profildeki linkten Seans Odası Sakinleri podcastine ulaşabilirsiniz. Bölümü Apple Podcasts ve Spotify üzerinden dinleyebilirsiniz 🩵
#podcast #psikoloji
“Yeterince iyi olursam sevilirim” inancı, çoğu zam “Yeterince iyi olursam sevilirim” inancı, çoğu zaman çocuklukta duygusal olarak yeterince görülmemiş olmanın izlerini taşır. Duygusal olarak yeterince ulaşılabilir olmayan ebeveynlerle büyüyen çocuk, sorunu kendinde arar. Daha uyumlu, daha başarılı, daha sessiz ya da daha az talepkar olursa sevileceğine inanır. Bu strateji çocuklukta ilişkiyi koruyarak hayatta kalmayı sağlar; ancak yetişkinlikte kişinin kendi ihtiyaçlarını bastırmasına, ilişkilerde fazla sorumluluk almasına ve sürekli onay aramasına yol açabilir.
İyileşme, geçmişte hayatta kalmanızı sağlayan bu eski örüntüyü fark etmekle başlar. Yetişkinlikte sağlıklı ve güvenli bağlar kurmak; kusursuz bir rol yapmayı değil, kendi sınırlarınız ve ihtiyaçlarınızla sahici bir şekilde var olabilmeyi gerektirir. Unutmayın, sevgi kazanılması gereken bir ödül değildir. Değeriniz, ne kadar faydalı olduğunuzla değil; var olmanızla ilgilidir. 🩵
#psikoloji
Bazı yanlarımızı saklarız; çünkü onları kendimize Bazı yanlarımızı saklarız; çünkü onları kendimize yakıştıramayız.
Öfke, kıskançlık, kırılganlık ya da güç arzusu bazen ‘ben böyle biri değilim’ diyerek bilinçdışına itilir. Ama bastırılan şey kaybolmaz; çoğu zaman başka insanlarda bizi en çok rahatsız eden şey olarak geri döner. Jung buna gölge der. Dr. Jekyll ve Bay Hyde hikayesi de tam olarak bunu anlatır: insanın kendinden ayırmaya çalıştığı karanlık yan, yok olmaz; güçlenerek geri döner. 
Bu bölümde gölgeyi, projeksiyonu ve neden bazı yanlarımızı inkar ettiğimizi bu hikaye üzerinden anlatıyorum. 
Bu sorunun cevabını Jung’un gölge kavramı üzerinden daha derinlemesine anlamak isterseniz, profildeki linkten Seans Odası Sakinleri podcastine ulaşabilirsiniz. 
Bölümü Apple Podcasts ve Spotify’dan dinleyebilirsiniz 🎙️
#psikoloji #podcast
Yalnızlık, çoğu zaman tek başına olmaktan çok, sah Yalnızlık, çoğu zaman tek başına olmaktan çok, sahici bir yakınlık kuramamaktan doğar. Bu nedenle insan bazen kalabalıkların içinde, ilişkilerin ortasında ve sürekli iletişim hâlindeyken bile kendini derinden yalnız hisseder. 
Sorun her zaman çevrede kaç kişinin olduğu değildir; o ilişkilerin ne kadar güvenli, karşılıklı ve duygusal olarak taşıyıcı olduğudur.
Sosyal medya çağında bu ayrım daha da belirginleşti. İnsanlar hiç olmadığı kadar görünür, ulaşılabilir ve bağlantı içinde. Ancak bağlantının artması, yakınlığın da arttığı anlamına gelmiyor. Mesajlaşmak, birbirini izlemek ya da sürekli çevrimiçi kalmak; anlaşılma, görülme ve duygusal olarak karşılık bulma ihtiyacını her zaman karşılamıyor. Bu yüzden kişi çok sayıda ilişki içinde olsa bile, gerçek bir temas yaşamadığında yalnızlık sürüyor.
Yalnızlığı ağırlaştıran bir başka etken de, tek başına olmaya yüklenen anlamdır. Çünkü tek başınalık ile yalnızlık aynı şey değildir. Tek başına olmak kimi zaman içe dönüş, dinlenme ve ruhsal toparlanma alanı sunabilir. Yalnızlık ise ilişki içinde de hissedilebilen bir kopukluk hâlidir. İnsan her yalnız kaldığında zarar görmez; ama kendisi olarak var olamadığı ilişkiler içinde giderek daha fazla yalnızlaşabilir.
Bu yüzden yalnızlığı yalnızca daha fazla sosyalleşme ihtiyacı olarak görmek yeterli değildir. Bazen ihtiyaç duyulan şey daha çok insan değil, daha sahici temas; bazen de yakınlıkla, mesafeyle ve tek başınalıkla kurulan içsel ilişkiyi yeniden düşünmektir🌷
#psikoloji
Külkedisi Sendromu, kadınların bağımsızlığa karşı Külkedisi Sendromu, kadınların bağımsızlığa karşı geliştirdikleri bilinçdışı korkuyu ve bir başkası tarafından korunma, yönlendirilme ya da “kurtarılma” arzusunu anlatmak için kullanılan bir kavramdır. Bu nedenle, bir klinik tanıdan çok, belirli bir psikolojik ve toplumsal örüntüye işaret eder.
Bu örüntüde kişi, yaşamını dönüştürecek gücü kendi içinde değil, dışarıda aramaya başlayabilir. İlişkilerde partnerin idealize edilmesi, aşırı uyum sağlama, kendi benliğini geri plana itme ve güvende hissetmek için bir başkasının varlığına ihtiyaç duyma bu yapının sık görülen görünümlerindendir.
Kavramın dikkat çekici yanı, yalnızca bireysel psikolojiyle değil; masallar, kültürel anlatılar ve toplumsallaşma süreçleriyle de ilişkili olmasıdır. 
Külkedisi masalında olduğu gibi, kadın bekler, sabreder, uyum gösterir; değişim ise kendi eyleminden çok dışarıdan gelen bir figürle mümkün olur. Böylece bağımsızlık, özgürleştirici bir alan olmaktan çıkıp kaygı uyandıran bir alana dönüşebilir.
Psikodinamik açıdan bakıldığında ise bu örüntü, bağımsızlıkla ilgili çatışmalı duyguların bastırılması üzerinden de okunabilir.
🌷
#psikoloji
Beyaz Şövalye Sendromu, ilişkide sürekli kurtarıcı Beyaz Şövalye Sendromu, ilişkide sürekli kurtarıcı role geçmeyi anlatır. Kişi karşısındakini sevmekle yetinmez; onu toparlamaya, iyileştirmeye, taşımaya ve düzeltmeye de çalışır.
İlk bakışta bu, sevgi, fedakarlık ve bağlılık gibi görünebilir. Ama zamanla ilişki, iki kişinin birbirine eşlik ettiği bir alan olmaktan çıkıp birinin diğerini sürekli düzenlemeye çalıştığı bir yapıya dönüşebilir.
Bu dinamikte partnerin sorunları kişinin gündemine dönüşür, partnerin duyguları ise kendi sorumluluğu gibi hissedilir. Kimi zaman dışarıdan “çok ilgili” görünen tutumun altında, kaybetme korkusu ya da vazgeçilmez olma ihtiyacı da bulunabilir.
Oysa sağlıklı destek vermek ile kurtarıcı role geçmek aynı şey değildir. Destek vermek, karşı tarafın yerine yaşamak değil; yanında olurken yine de onun kendi ayakları üzerinde durmasına alan açmaktır.
Beyaz şövalye dinamiğinde ise bu denge bozulur. Bir süre sonra sevgi ile sorumluluk, şefkat ile yük taşıma birbirine karışır. Bu da ilişkide eşitliği zedeler; yorgunluk, kırgınlık ve bastırılmış öfke yaratabilir ❤️‍🩹
Çoğu zaman bu rol kötü niyetle değil, iyi niyetle başlar. Ama yine de şu fark önemlidir: Sevgi, birini taşımak değildir. Destek olmak, onun yerine yaşamak değildir. 
Yakınlık, birini kurtarma görevi değildir.
#psikoloji
Instagram'da takip et

Konular

  • İlişkisel Örüntüler
  • Bağlanma ve Yakınlık Sorunları
  • Travma ve Psikolojik İzler
  • Kişilik Yapıları
  • İçsel Çatışmalar ve Anlam Arayışı
  • Kaygı, Kontrol ve Aşırı Düşünme
  • Rüyalar ve Bilinçdışı Süreçler

Hızlı Erişim

  • Hakkımda
  • S.O.S Podcast
  • Spotify'da Dinle
  • Apple Podcasts'te Dinle
  • Bireysel Danışmanlık
  • Çift Danışmanlığı
  • İletişim

Yasal Uyarı

Bu internet sitesinin içeriği ve uygulamaları, sadece bilgilendirme ve eğitim amaçlı olup, herhangi bir şekilde tıbbi öneri verme veya herhangi bir danışan sağlama amacı ile oluşturulmamıştır. Sitemizde yer alan alıntı ve görüşler açıkça belirtilmediği takdirde resmi görüşlerini yansıtmamaktadır. Yazılı izin alınmaksızın kaynak gösterilerek dahi kullanılamaz.