Tuğçe Turanlar

  • Anasayfa
  • Hakkımda
  • Hizmetler
    • Bireysel Terapi
    • Çift Terapisi
    • EMDR Terapisi
  • Konular
    • İlişkiler ve Bağlanma
    • Kaygı ve Anksiyete
    • Travma ve Bedensel Bellek
    • Psikanalitik Düşünce
  • Podcast
  • İletişim

Tuğçe Turanlar

  • Anasayfa
  • Hakkımda
  • Hizmetler
    • Bireysel Terapi
    • Çift Terapisi
    • EMDR Terapisi
  • Konular
    • İlişkiler ve Bağlanma
    • Kaygı ve Anksiyete
    • Travma ve Bedensel Bellek
    • Psikanalitik Düşünce
  • Podcast
  • İletişim
  • Anasayfa
  • Hakkımda
  • Hizmetler
    • Bireysel Terapi
    • Çift Terapisi
    • EMDR Terapisi
  • Konular
    • İlişkiler ve Bağlanma
    • Kaygı ve Anksiyete
    • Travma ve Bedensel Bellek
    • Psikanalitik Düşünce
  • Podcast
  • İletişim
featured_image

Ne Hissettiğini Bilememek: Aleksitimi Nedir?

13 Ağustos 2024 Yazar: Klinik Psikolog Tuğçe Turanlar İlişkiler ve Bağlanma, Kaygı ve Anksiyete, Travma ve Bedensel Bellek 0 Yorum

Bazen insan üzgün mü, öfkeli mi, kırgın mı yoksa yalnız mı olduğunu ayırt etmekte zorlanır. İçeride bir şey vardır; bedende ağırlık, boğazda düğüm, göğüste sıkışma ya da zihinde huzursuzluk hissedilir. Ama bu duygunun adı bir türlü konamaz. Bu durum yalnızca “kendini iyi ifade edememek ya da ne hissettiğini bilememek” değildir. Bazı kişiler duygularını fark etmekte, adlandırmakta ve başkalarına anlatmakta belirgin biçimde zorlanır. Psikolojide bu tür duyguları tanıma ve ifade etme güçlükleri aleksitimi kavramı ile ele alınır.

Aleksitimi Nedir?

Aleksitimi, kişinin duygularını tanımakta ve söze dökmekte zorlanması anlamına gelir. Aleksitimi yaşayan kişiler çoğu zaman “Ne hissettiğimi bilmiyorum”, “İçimde bir sıkıntı var ama adını koyamıyorum” ya da “Duygularımı anlatmakta zorlanıyorum” diyebilir.

Bu kişiler duygularını bedensel belirtiler üzerinden fark edebilir. Örneğin kaygıyı “midemde sıkışma”, öfkeyi “baş ağrısı”, üzüntüyü “yorgunluk” gibi yaşayabilir. Duygunun kendisi yerine bedenin verdiği tepki daha görünür hale gelir.

Aleksitimi bir duygu yokluğu değildir. Kişi duygusuz değildir; aksine yoğun duygular yaşayabilir. Ancak bu duyguları tanımak, ayırt etmek ve ifade etmek zor gelir.

Ne Hissettiğini Bilememek İlişkileri Nasıl Etkiler?

Duyguları adlandıramamak ilişkilerde yanlış anlaşılmalara yol açar. Kişi kırıldığını fark edemediği için uzaklaşabilir. Öfkelendiğini anlayamadığı için susabilir ya da bir anda sert tepki verebilir. Üzüntüsünü anlatamadığı için partneri tarafından ilgisiz, soğuk ya da mesafeli algılanabilir.

İlişkilerde duygular yalnızca kişinin iç dünyasında kalmaz; iletişimin de parçası olur. “Ben şu anda incindim”, “kaygılandım”, “kendimi yalnız hissettim” diyememek, karşı tarafın ne olduğunu anlamasını zorlaştırır. Bu durumda ilişki içinde mesafe, kırgınlık ve tekrar eden çatışmalar oluşur.

Bazı kişiler için duyguları konuşmak zayıflık gibi gelir. Bazıları ise çocuklukta duygularını ifade ettiğinde anlaşılmamış, küçümsenmiş ya da susturulmuştur. Böyle bir geçmişte kişi zamanla duygularını bastırmayı, yok saymayı ya da yalnızca bedensel belirtiler üzerinden yaşamayı öğrenir.

Aleksitimi ve Kendini Anlamak

Kendini anlamak, yalnızca ne düşündüğünü bilmek değildir. İnsan bazen düşüncelerini çok iyi anlatır ama duygusuna temas etmekte zorlanır. “Mantıken biliyorum ama içimde ne oluyor anlamıyorum” cümlesi bu ayrımı iyi anlatır.

İçgörü, kişinin kendi duygu, düşünce ve davranış örüntülerini daha derin bir yerden fark etmesidir. Aleksitimide ise bu farkındalığın duygusal kısmı zayıflar. Kişi ne yaşadığını anlatır, ama yaşananın kendisinde nasıl bir duygu uyandırdığını seçmekte zorlanır.

Duyguları Tanımak Nasıl Gelişir?

Duyguları tanımak öğrenilen ve zamanla gelişen bir beceridir. Bunun için önce bedendeki sinyalleri fark etmek gerekir. “Göğsüm sıkışıyor”, “boğazım düğümleniyor”, “omuzlarım geriliyor” gibi işaretler, çoğu zaman bir duygunun bedendeki izidir.

Sonra bu bedensel duyumlara eşlik eden düşünceler ve durumlar incelenir. “Bu sıkışma ne zaman geliyor?”, “Kimin yanında artıyor?”, “Hangi konuşmadan sonra belirginleşiyor?” gibi sorular duyguyu anlamaya yardım eder.

Terapi sürecinde de kişi duygularını daha yakından tanımaya başlar. Amaç kişiyi zorla duygusal olmaya itmek değildir. Daha çok, bedensel duyumlar, düşünceler, ilişkiler ve tekrar eden tepkiler arasında bağ kurarak iç dünyayı daha anlaşılır hale getirmektir.

Ne hissettiğini bilememek, kişinin duygusuz olduğu anlamına gelmez. Çoğu zaman duygu vardır; sadece adı henüz bulunmamıştır. Aleksitimiyi anlamak, kişinin kendisiyle ve ilişkileriyle kurduğu bağı daha dikkatli değerlendirmesi için önemli bir başlangıçtır.

Ek Kaynak: Aleksitimi kavramı, duygusal farkındalık ve duyguları tanıma güçlüğü hakkında daha ayrıntılı bilgi için Hogeveen ve arkadaşlarının Alexithymia başlıklı derleme makalesini okuyabilirsiniz.

Önceki
Sonraki

İlgili Makaleler

İlişkide Psikolojik Şiddet Nasıl Anlaşılır?
İlişkide Psikolojik Şiddet Nasıl Anlaşılır?
21 Kasım 2024

İlişkide psikolojik şiddet, her zaman açık bir tehdit ya da fiziksel saldırı ile...

Devamı
Bağlanma Stilleri Nedir?
Bağlanma Stilleri Nedir?
14 Ekim 2025

Bağlanma stilleri, kişinin yakın ilişkilerde güven, mesafe, bağlılık, terk edilme...

Devamı
Aldatma Sonrası Güven: Eskisi Gibi Olmak Mümkün mü?
Aldatma Sonrası Güven: Eskisi Gibi Olmak Mümkün mü?
16 Mayıs 2026

Aldatıldığını öğrenen bir kişi önce şok yaşar. Ardından sorular...

Devamı
Gaslighting: Kökleri ve Psikolojik Manipülasyonun Anatomisi
Gaslighting: Kökleri ve Psikolojik Manipülasyonun Anatomisi
15 Haziran 2024

Gaslighting terimi, ilk olarak İngiliz oyun yazarı Patrick Hamilton'ın 1938...

Devamı

Aldatma sonrası güvenin yeniden kurulması, yalnızc Aldatma sonrası güvenin yeniden kurulması, yalnızca “özür dilemekle” mümkün olmaz. Özür önemli olabilir; fakat asıl belirleyici olan, aldatan kişinin kendi davranışını gerçekten anlamaya çalışıp çalışmadığıdır.
“Ama sen de…” diye başlayan savunmalar, aldatılan kişinin tepkisini abartılı bulmak ya da ilişki sorunlarını aldatmanın gerekçesi gibi sunmak, onarımı zorlaştırır.
Çünkü güven, ancak sorumluluğun gerçekten alındığı bir yerde yeniden kurulabilir.
Bu konuyu daha ayrıntılı ele aldığım “Aldatma Sonrası Güven Yeniden Kurulur mu?” başlıklı yazıyı tugceturanlar.com’da okuyabilirsiniz.
🌷 
#psikoloji
Sevilmek için neden bazen sesimizi kısar, ihtiyaçl Sevilmek için neden bazen sesimizi kısar, ihtiyaçlarımızı geri çeker, kendimizden vazgeçeriz?
Bu bölümde Küçük Deniz Kızı masalını; İngiliz Psikanalist Winnicott’ın gerçek/sahte benlik ayrımı ve Klinik Psikolog Dana Crowley Jack’in kendini susturma kavramı üzerinden ele alıyoruz. 
Çünkü bazen mesele aşk için fedakârlık değil; sevilmek uğruna kendi sesini kaybetmektir.
Yeni bölüm Spotify ve Apple Podcasts’te.
Yeni bölümlerden haberdar olmak için Seans Odası Sakinleri podcastini takip edebilirsiniz ❤️
#podcast #psikoloji
Travmatik bir deneyimi anlatmak neden iyileştirir? Travmatik bir deneyimi anlatmak neden iyileştirir?
Bu sorunun cevabı, “konuşmak iyi gelir”den çok daha derine gidiyor.
Psikanalitik perspektiften bakıldığında anlatı; zihnin ham halde tuttuğu, henüz tam olarak işleyemediği deneyimi daha düşünülebilir bir forma sokma girişimidir.
Adı konulamayan şey her zaman yok olmaz. Bazen semptom olarak, beden tepkisi olarak ya da ilişkilerde tekrar eden örüntüler olarak kendini göstermeye devam eder.
Anlatmak, bu döngüyü fark etmeye ve yaşanan deneyime başka bir yerden bakmaya yardım edebilir.
Ama iyileştirici olan yalnızca anlatmak değildir. Güvenli, duyulduğunuz ve yargılanmadığınız bir ilişki içinde anlatabilmektir.
#psikoloji
Bazı duygular yalnızca geçip gitmez; ilişkilerimiz Bazı duygular yalnızca geçip gitmez; ilişkilerimizde, seçimlerimizde, tekrar eden döngülerimizde iz bırakır.
Seans Odası Sakinleri’nde, bireysel terapi ve çift terapisi alanında çalışan bir klinik psikolog olarak insanın iç dünyası, ilişkileri ve kendini anlama yolculuğu üzerine düşüncelerimi paylaşıyorum.
Bazen bir ilişkinin içindeki görünmeyen döngülere, bazen travmanın bugüne bıraktığı izlere, bazen de çocukluktan taşınan bağlanma biçimlerine bakıyoruz.
Jung, Freud, çağdaş psikanalitik düşünce, masallar, filmler ve gündelik hayattan tanıdık duygular bu yolculukta bize eşlik ediyor.
🎙️ Seans Odası Sakinleri’ni Spotify, Apple Podcasts ve diğer podcast platformlarında dinleyebilirsiniz 🤍
“İçimizde olup biteni bilinçli hale getirmediğimiz “İçimizde olup biteni bilinçli hale getirmediğimizde, onu dış dünyada kaderimizmiş gibi yaşarız.” - Jung
Bazen benzer ilişkilere çekilir, benzer insanlara öfkelenir, benzer durumlarda geri çekilir ya da aynı tür hayal kırıklıklarını farklı sahnelerde yeniden yaşarız. Dışarıdan bakıldığında bütün bunlar şanssızlık, kader ya da hayatın bize hazırladığı bir tekrar gibi görünebilir. Oysa dış dünyada sürekli karşımıza çıkan şey, bazen içimizde henüz fark edilmemiş olanın izidir.
Bilinçdışı, yalnızca bastırılmış anılardan ya da unutulmuş deneyimlerden oluşmaz. Çocuklukta geliştirdiğimiz savunmalar, ilişkiler içinde öğrendiğimiz roller, kendimize dair inançlarımız, korkularımız, arzularımız ve gölgede kalan yanlarımız da bilinçdışının parçalarıdır. 
Örneğin “Ben hep terk ediliyorum” diye düşündüğünüzde, farkında olmadan terk edilmeyi bekleyen, yakınlığı tehdit gibi algılayan ya da ilişkilerde kendinizi sürekli aynı mesafeye yerleştiren bir iç düzenekle hareket ediyor olabilirsiniz. 
Bu yaşadığınız acının gerçek olmadığı anlamına gelmez. Tam tersine, acının yalnızca dış koşullardan değil, içsel tekrar örüntülerinden de beslendiğini gösterir. Elbette her şeyin nedeni bilinçdışı değildir. Toplumsal koşullar, travmalar, kayıplar, ekonomik gerçekler ve başkalarının davranışları yaşamımız üzerinde gerçek bir etkiye sahiptir.
Fark edilmeyen duygu çoğu zaman davranışa dönüşür. Kabul edilmeyen öfke pasif saldırganlık olarak ortaya çıkabilir. Tanınmayan değersizlik hissi sürekli onay arayışına dönüşebilir. Yüzleşilmeyen korku ise kontrol ihtiyacı olarak ilişkilerimize sızabilir. 
Bilinçli hale getirmek, yalnızca zihinsel olarak “anlamak” değildir. Kendi iç dünyamızı gözlemleyebilmek, duygularımıza isim verebilmek, tetiklendiğimiz anları fark edebilmek ve eski tepkilerimizle bugünkü gerçekliği ayırt edebilmektir. 
Terapi de çoğu zaman tam olarak bu alanda çalışır: kader sandığımız tekrarları psikolojik bir dile çevirmek. İç dünyamızı tanımaya başladığımızda dış dünya tamamen değişmeyebilir. Ancak biz, aynı dünyaya aynı bilinçdışı zorunluluklarla cevap vermek zorunda kalmayız. 🌷
Klinik Psikolog Tuğçe Turanlar
#psikoloji
Hiç ilk görüşte aşık oldunuz mu?
Bazen birine gerç Hiç ilk görüşte aşık oldunuz mu?
Bazen birine gerçekten değil, onun üzerindeki kendi hayalimize, özlemimize ya da eksik kalan bir parçamıza tutuluruz. Jung’a göre aşkın ilk dönemindeki bu büyülenmede projeksiyon önemli bir rol oynar; karşımızdaki kişiyi olduğu gibi değil, içimizde taşıdığımız imgeyle birlikte görürüz.
Bu bölümde aşkı, projeksiyonu, anima-animus kavramlarını ve Her filmi üzerinden kurduğumuz o ilk büyülenmenin neden bu kadar güçlü olduğunu anlatıyorum.
Bu sorunun cevabını Jung’un kavramları üzerinden daha derinlemesine dinlemek isterseniz, profildeki linkten Seans Odası Sakinleri podcastine ulaşabilirsiniz. Bölümü Apple Podcasts ve Spotify üzerinden dinleyebilirsiniz 🩵
#podcast #psikoloji
Instagram'da takip et

  • KVKK Aydınlatma Metni
  • Web Sitesi Aydınlatma Metni
  • Çerez Politikası
  • uzmanpsikologtugceturanlar@gmail.com
  • 0532 053 39 92 WhatsApp üzerinden ulaşabilirsiniz

Adres

Kuloğlu Mah. Ağa Hamamı Sok. Yasemin Apt. No:14 D:1 Beyoğlu / İstanbul

Bu internet sitesinin içeriği ve uygulamaları, sadece bilgilendirme ve eğitim amaçlı olup, herhangi bir şekilde tıbbi öneri verme veya herhangi bir danışan sağlama amacı ile oluşturulmamıştır. Sitemizde yer alan alıntı ve görüşler açıkça belirtilmediği takdirde resmi görüşlerini yansıtmamaktadır.