Tuğçe Turanlar

  • Anasayfa
  • Hakkımda
  • Hizmetler
    • Bireysel Terapi
    • Çift Terapisi
    • EMDR Terapisi
  • Konular
    • İlişkiler ve Bağlanma
    • Kaygı ve Anksiyete
    • Travma ve Bedensel Bellek
    • Psikanalitik Düşünce
  • Podcast
  • İletişim

Tuğçe Turanlar

  • Anasayfa
  • Hakkımda
  • Hizmetler
    • Bireysel Terapi
    • Çift Terapisi
    • EMDR Terapisi
  • Konular
    • İlişkiler ve Bağlanma
    • Kaygı ve Anksiyete
    • Travma ve Bedensel Bellek
    • Psikanalitik Düşünce
  • Podcast
  • İletişim
  • Anasayfa
  • Hakkımda
  • Hizmetler
    • Bireysel Terapi
    • Çift Terapisi
    • EMDR Terapisi
  • Konular
    • İlişkiler ve Bağlanma
    • Kaygı ve Anksiyete
    • Travma ve Bedensel Bellek
    • Psikanalitik Düşünce
  • Podcast
  • İletişim
featured_image

Sosyal Fobi Nedir?

11 Ocak 2026 Yazar: Klinik Psikolog Tuğçe Turanlar İlişkiler ve Bağlanma 0 Yorum

Sosyal fobi, kişinin sosyal ortamlarda görülme, değerlendirilme, yargılanma ya da küçük düşme ihtimali karşısında yoğun kaygı yaşamasıyla karakterize edilen bir sosyal kaygı örüntüsüdür. Klinik literatürde sosyal fobi, çoğu zaman sosyal kaygı bozukluğu adıyla ele alınır.

Bu deneyim gündelik çekingenlikten farklıdır. Kişi yalnızca yeni insanlarla tanışırken biraz gerilmez; sosyal ortamı psikolojik olarak tehdit edici bir alan gibi deneyimleyebilir. Konuşmak, görünür olmak, hata yapmak, kızarmak, titremek ya da başkaları tarafından fark edilmek yoğun bir kaygı ve utanç duygusu yaratabilir.

Analitik ve psikanalitik açıdan bakıldığında sosyal fobi yalnızca bir kaygı belirtisi değildir. Aynı zamanda utanç, kendilik algısı, başkasının bakışı ve kabul edilme ihtiyacıyla yakından ilişkilidir.

Sosyal kaygının merkezinde çoğu zaman şu soru vardır:

“Eğer gerçekten görünür olursam, kabul edilir miyim?”

Sosyal Fobi Belirtileri Nelerdir?

Sosyal fobi belirtileri kişiden kişiye değişebilir. Ancak temel örüntü, kişinin sosyal ortamlarda başkaları tarafından olumsuz değerlendirileceğine dair yoğun bir kaygı yaşamasıdır.

Bu kaygı özellikle şu durumlarda belirginleşebilir:

Topluluk içinde konuşmak.
Yeni insanlarla tanışmak.
Bir grup içinde söz almak.
Başkalarının önünde yemek yemek, yazı yazmak ya da performans göstermek.
Otorite figürleriyle konuşmak.
İlgi odağı olmak.
Hata yapma, kızarma, titreme ya da sesin çatallanması ihtimali.

Sosyal fobi yaşayan kişi çoğu zaman yalnızca sosyal ortamdayken değil, o ortama girmeden önce de yoğun kaygı yaşayabilir. Zihninde olası sahneleri tekrar tekrar canlandırır. Ne söyleyeceğini, nasıl görüneceğini, yanlış anlaşılırsa ne olacağını düşünür.

Sosyal ortam sonrasında ise yaşanan konuşmalar tekrar tekrar gözden geçirilebilir:

“Yanlış mı söyledim?”
“Bana garip baktılar mı?”
“Acaba kendimi küçük düşürdüm mü?”
“Keşke hiç konuşmasaydım.”

Bu döngü zamanla kişinin sosyal ilişkilerini, işlevselliğini, eğitim ya da iş yaşamını ve yakınlık kurma kapasitesini sınırlayabilir.

Utangaçlık ile Sosyal Fobi Arasındaki Fark Nedir?

Utangaçlık genellikle durumsal, geçici ve ilişki kurulduğunda azalan bir çekingenliktir. Utangaç bir kişi yeni bir ortama girdiğinde gerilebilir; fakat zamanla ortama alışabilir, ilişki kurdukça rahatlayabilir.

Sosyal fobide ise kaygı daha yoğun, daha kalıcı ve daha sınırlayıcıdır. Sosyal ortam kişi için yalnızca rahatsız edici değil, psikolojik olarak tehdit edici bir alan haline gelebilir.

Buradaki önemli farklardan biri kaçınmadır. Sosyal fobi yaşayan kişi, kaygı duyduğu ortamlardan kaçınmaya başlayabilir. Bu kaçınma kısa vadede rahatlatır; fakat uzun vadede kaygıyı güçlendirebilir. Çünkü kişi sosyal ortamın gerçekten düşündüğü kadar tehdit edici olup olmadığını deneyimleme fırsatını kaybeder.

Bir başka önemli nokta şudur: Sosyal fobi yaşayan birçok kişi aslında ilişki kurmak ister. Geri çekilme çoğu zaman isteksizlikten değil, görünür olmanın yaratacağı utanç ve değerlendirilme korkusundan kaynaklanır.

Sosyal Fobi Neden Olur?

Sosyal fobi tek bir nedene bağlı olarak açıklanamaz. Biyolojik yatkınlık, mizaç özellikleri, erken dönem ilişkisel deneyimler, aile tutumları, sosyal öğrenmeler, eleştirilme ya da küçük düşürülme deneyimleri birlikte rol oynayabilir.

Klinik açıdan bakıldığında sosyal fobide çoğu zaman şu alanlar önemlidir:

Utanç duygusuna yatkınlık.
Eleştirilme ve olumsuz değerlendirilme korkusu.
Erken dönemde koşullu kabul deneyimleri.
Mükemmeliyetçi ya da sert iç ses.
Sosyal ortamlarda kendini aşırı izleme.
Görünür olmayı riskli hissetme.

Psikanalitik perspektiften bakıldığında sosyal fobi, çoğu zaman erken ilişkisel deneyimlerde şekillenen utanç temelli bir iç yapı ile ilişkilendirilir. Özellikle sevginin performansa bağlandığı, eleştirinin baskın olduğu ya da kabulün koşullu hissedildiği aile ortamlarında çocuk, görünür olmayı riskli bir deneyim olarak öğrenebilir.

Bu tür ilişkisel bağlamlarda örtük biçimde aktarılan mesaj şuna benzeyebilir:

“Olduğun halinle değil, uygun olduğun sürece kabul edilirsin.”

Bu mesaj zamanla içselleştirildiğinde, yetişkinlikte kişi sosyal ortamlarda kendini sürekli izlemeye, denetlemeye ve düzeltmeye çalışabilir.

Görülme Korkusu Sosyal Fobide Neden Bu Kadar Güçlüdür?

Sosyal fobide korkulan şey çoğu zaman yalnızca konuşmak değildir. Asıl korku, konuşurken görünür olmak, değerlendiriliyor olmak ve kendiliğin başkasının bakışı altında açığa çıkmasıdır.

Kişi başkasının bakışını yalnızca “bakan bir göz” olarak değil; yargılayan, eleştiren, kusur bulan ve teşhir eden bir bakış gibi deneyimleyebilir.

Bu nedenle sosyal fobide baskın duygu bazen kaygıdan çok utançtır. Kişi yanlış bir şey söylemekten korkar; ama daha derinde küçük düşmekten, yetersiz görünmekten, kontrolünü kaybetmekten ya da “gerçek halinin” fark edilmesinden kaygılanır.

Sosyal ortamlarda kişi yalnızca başkalarının bakışına maruz kalmaz. Aynı zamanda kendi içindeki eleştirel bakışa da maruz kalır. İç ses çoğu zaman serttir:

“Saçma konuşma.”
“Garip görünüyorsun.”
“Herkes seni izliyor.”
“Bir hata yaparsan rezil olursun.”

Bu içsel denetim, kişinin sosyal ortamda doğal biçimde var olmasını zorlaştırabilir.

Sosyal Fobide İç Ses Neden Bu Kadar Serttir?

Sosyal fobi yaşayan kişilerde çoğu zaman yoğun bir içsel denetim vardır. Kişi konuşurken, otururken, yürürken, gülerken ya da sessiz kaldığında bile kendini dışarıdan izliyormuş gibi hissedebilir.

Bu iç ses, geçmişte deneyimlenmiş eleştirel, alaycı, koşullu kabul sunan ya da utandırıcı bakışların içselleştirilmiş bir uzantısı olabilir. Kişi artık dışarıda eleştiren biri olmasa bile, kendi içinde sürekli izleyen ve yargılayan bir konum taşır.

Bu nedenle sosyal fobi yalnızca “başkaları ne der?” sorusuyla ilgili değildir. Aynı zamanda kişinin kendi kendisine nasıl baktığıyla da ilgilidir.

Kişi sosyal ortamda bir hata yaptığında yalnızca başkalarının onu yargılayacağından korkmaz. Kendi içindeki sert yargıyla da karşılaşacağını bilir. Bu yüzden kaçınma, bazen yalnızca sosyal ortamdan değil, kişinin kendi içindeki utanç duygusundan kaçma çabasıdır.

Sosyal Fobi ve Kaçınma Döngüsü

Sosyal fobide kaçınma kısa vadede rahatlatıcıdır. Kişi sunum yapmaktan, yeni insanlarla tanışmaktan, toplantıda konuşmaktan ya da sosyal ortama girmekten kaçındığında kaygısı azalır.

Fakat bu rahatlama uzun vadede sorunu güçlendirebilir. Çünkü zihin şu sonucu çıkarır:

“Kaçındığım için güvendeyim.”

Böylece sosyal ortam daha da tehlikeli görünmeye başlar. Kişi ne kadar kaçınırsa, sosyal durumlarla baş etme kapasitesine olan güveni o kadar azalabilir.

Kaçınma döngüsü çoğu zaman şöyle işler:

Sosyal ortam yaklaşır.
Kaygı ve utanç beklentisi artar.
Kişi ortamdan kaçınır ya da kendini görünmez kılar.
Kısa vadede rahatlar.
Uzun vadede sosyal ortam daha tehdit edici hale gelir.

Bu nedenle sosyal fobide yalnızca kaygıyı anlamak değil, kaçınmanın nasıl çalıştığını fark etmek de önemlidir.

Sosyal Fobi İlişkileri Nasıl Etkiler?

Sosyal fobi, kişinin ilişki kurma isteğinin olmadığı anlamına gelmez. Tam tersine, birçok kişi yakınlık, kabul edilme ve ait olma ihtiyacını yoğun biçimde hisseder. Fakat bu ihtiyaç, güçlü bir değerlendirilme ve reddedilme korkusuyla birlikte yaşanır.

Kişi ilişki ister; ancak ilişki içinde görünür olmanın getirdiği riski tolere etmekte zorlanır. Bu nedenle sessiz kalabilir, geri çekilebilir, mesajlara geç dönebilir, kalabalıklardan uzak durabilir ya da sosyal ortamlarda kendini olabildiğince görünmez kılmaya çalışabilir.

Dışarıdan bakıldığında bu tutum ilgisizlik ya da soğukluk gibi algılanabilir. Oysa iç dünyada çoğu zaman yoğun bir ilişki arzusu ve aynı anda güçlü bir utanç korkusu bulunur.

Bu nedenle sosyal fobi, ilişkiyle bağı tamamen koparmak değil; ilişki içinde kalmaya çalışırken kendiliği korumaya almak şeklinde de anlaşılabilir.

Sessizlik Sosyal Fobide Ne Anlama Gelir?

Sosyal fobi bağlamında sessizlik yalnızca konuşamamak değildir. Bazı kişiler için konuşmak; kendini açığa çıkarmak, hata yapma ihtimaliyle karşılaşmak ve başkasının bakışına daha fazla maruz kalmak anlamına gelir.

Bu durumda sessizlik bir tür zırh işlevi görebilir. Kişi konuşmazsa hata yapmayacağını, fark edilmeyeceğini, eleştirilmeyeceğini ya da küçük düşmeyeceğini hissedebilir.

Fakat bu zırh uzun vadede bedel yaratır. Kişi kendini korumaya çalışırken ilişkisel teması da sınırlayabilir. Söylemek istedikleri içeride kalır; kişi zamanla görülmeme, anlaşılmama ya da dışarıda kalma duygusunu daha yoğun yaşayabilir.

Analitik açıdan burada mesele yalnızca konuşmak ya da susmak değildir. Mesele, konuşmanın kişi için ne anlama geldiğidir. Eğer konuşmak eleştirilmek, yanlış anlaşılmak ya da hayal kırıklığı yaratmakla eşleşmişse, sessizlik bir düzenleme aracı haline gelebilir.

Sosyal Kaygıda Zihin Neden Gelecekteki Sahneleri Kurar?

Sosyal kaygı yalnızca içinde bulunulan ana ait bir deneyim değildir. Çoğu zaman henüz gerçekleşmemiş bir sahnenin zihinde tekrar tekrar kurulmasıyla beslenir.

Kişi sosyal ortama girmeden önce olası konuşmaları, hataları, bakışları ve utanç verici anları zihninde canlandırır. Bu içsel sahnede kendisini çoğunlukla eksik, yetersiz, yanlış anlaşılmış ya da teşhir olmuş bir konumda hayal eder.

Bu durum bazen kişiye hazırlık yapıyormuş gibi hissettirebilir. Fakat çoğu zaman hazırlıktan çok kaygıyı büyüten bir zihinsel tekrar haline gelir.

Bugünkü sosyal ortam, geçmişteki bir bakışın, eleştirinin ya da utanç duygusunun yeniden sahnelenmesine dönüşebilir. Kişi henüz ortama girmeden, kendi zihninde çoktan yargılanmış gibi hissedebilir.

Analitik Perspektiften Sosyal Kaygı

Analitik psikoloji açısından sosyal fobi yalnızca belirtiler düzeyinde ele alınmaz. Kişinin kendilik algısı, persona ile ilişkisi ve başkasının bakışı karşısında nasıl konumlandığı da önemlidir.

Persona, kişinin sosyal dünyaya sunduğu yüzdür. Sağlıklı bir persona, kişinin sosyal ortamlarda işlevsel biçimde var olmasına yardımcı olur. Ancak persona ile kendilik arasındaki mesafe çok arttığında, kişi sosyal ortamda sürekli rol yapmak zorunda hissedebilir.

Bu durumda görünmek, yalnızca sosyal bir eylem değil; psikolojik olarak kendini ortaya koyma riski taşır. Kişi “doğru görünmek” için kendini fazla denetlediğinde, doğal ve canlı tarafları geri çekilebilir.

Sosyal fobi bu açıdan, kişinin kendilik sınırlarını ve ilişkisel güven duygusunu koruma çabasıyla birlikte düşünülebilir. Kaygı burada yalnızca bir zayıflık değil, kişinin kendini utançtan ve olası reddedilmeden korumaya çalışan bir düzenek olarak işlev görebilir.

Sosyal Kaygı Nasıl Geçer?

Sosyal kaygıyla çalışırken amaç kişiyi bir anda sosyal ortamlara zorlamak değildir. Daha çok, sosyal kaygının nasıl çalıştığını, hangi utanç duygularını taşıdığını, hangi kaçınma döngülerini yarattığını ve kişinin kendilik algısını nasıl etkilediğini anlamaktır.

Kanıta dayalı yaklaşımlar içinde Bilişsel Davranışçı Terapi, sosyal kaygı bozukluğu için en çok önerilen psikolojik müdahalelerden biridir. NICE rehberi sosyal kaygı bozukluğunun tanınması, değerlendirilmesi ve tedavisinde BDT temelli müdahaleleri öne çıkarır; NHS de BDT’nin sosyal anksiyete için yaygın kullanılan bir tedavi yaklaşımı olduğunu belirtir.

Psikoterapi sürecinde şu alanlar ele alınabilir:

Olumsuz değerlendirilme korkusu.
Utanç ve küçük düşme beklentisi.
Kaçınma davranışları.
Sosyal ortamlarda kendini aşırı izleme.
Sert ve eleştirel iç ses.
Görünür olmanın kişi için ne anlama geldiği.
Geçmiş ilişkisel deneyimlerin bugünkü sosyal kaygıya etkisi.

Analitik ya da psikodinamik çalışmada ise sosyal fobinin yalnızca belirtisel düzeyde değil, kişinin kendilik algısı ve ilişkisel deneyimleriyle bağlantılı olarak anlaşılması hedeflenir. Kişi görünür olmanın neden bu kadar tehdit edici hale geldiğini anlamaya başladığında, sosyal ortamlar yalnızca yargılanma alanı olmaktan çıkıp ilişki kurma alanına dönüşebilir.

Sosyal Fobi İçin Ne Zaman Destek Alınmalı?

Sosyal kaygı kişinin günlük yaşamını, ilişkilerini, eğitimini, iş hayatını ya da kendini ifade etme kapasitesini belirgin biçimde kısıtlamaya başladıysa profesyonel destek almak önemlidir.

Özellikle kişi sosyal ortamlardan sürekli kaçınıyorsa, yalnızlık artıyorsa, işlevsellik bozuluyorsa, yoğun utanç ve kaygı nedeniyle yaşam alanı daralıyorsa değerlendirme yararlı olabilir.

Sosyal fobi tedavi edilebilir bir durumdur. Ancak süreç kişiye göre değişir. Tedavi planı, kişinin belirtilerine, yaşam öyküsüne, eşlik eden başka ruhsal zorluklara ve ihtiyaçlarına göre belirlenmelidir.

Okuyucu İçin Not

Sosyal fobi, yalnızca “utangaç olmak” ya da “insan sevmemek” değildir. Çoğu zaman görülme, yargılanma, küçük düşme ve kabul edilmeme korkusuyla ilişkili daha derin bir sosyal kaygı örüntüsüdür.

Bu yazı sosyal fobiyi psikanalitik ve analitik kuramsal çerçeve içinde bilgilendirici bir bakışla ele almaktadır. Tanı koyma ya da tedavi önerme amacı taşımaz. Tanı ve tedavi süreçleri için bireysel değerlendirme her zaman bir ruh sağlığı uzmanı tarafından yapılmalıdır.

Ek kaynak: Sosyal fobi ve sosyal kaygı bozukluğuna dair klinik belirtiler, değerlendirme ve tedavi yaklaşımları hakkında daha ayrıntılı bilgi için  Social anxiety disorder: recognition, assessment and treatment rehberine bakılabilir.

Sosyal Anksiyete Sosyal Fobi
Önceki
Sonraki

İlgili Makaleler

Öfke Nasıl Yönetilir
Öfke Nasıl Yönetilir
2 Mayıs 2023

Öfke, insanların hissettiği en temel duygulardan biridir. Bu duygu genellikle...

Devamı
Zor Zamanlarda Psikolojik Dayanıklılık
Zor Zamanlarda Psikolojik Dayanıklılık
16 Kasım 2024

Psikolojik dayanıklılık, insanın zorlayıcı yaşam olayları karşısında hiç...

Devamı
Narsist bir Yönetici ile Çalışmak
Narsist bir Yönetici ile Çalışmak
20 Haziran 2024

Narsist yönetici ile çalışmak, kişinin yalnızca iş...

Devamı
Çocukluk Çağı Travmaları: Yetişkinlikteki Etkileri
Çocukluk Çağı Travmaları: Yetişkinlikteki Etkileri
7 Eylül 2021

Çocukluk çağı travmaları, kişinin yalnızca geçmişte yaşadığı zor deneyimler...

Devamı

Aldatma sonrası güvenin yeniden kurulması, yalnızc Aldatma sonrası güvenin yeniden kurulması, yalnızca “özür dilemekle” mümkün olmaz. Özür önemli olabilir; fakat asıl belirleyici olan, aldatan kişinin kendi davranışını gerçekten anlamaya çalışıp çalışmadığıdır.
“Ama sen de…” diye başlayan savunmalar, aldatılan kişinin tepkisini abartılı bulmak ya da ilişki sorunlarını aldatmanın gerekçesi gibi sunmak, onarımı zorlaştırır.
Çünkü güven, ancak sorumluluğun gerçekten alındığı bir yerde yeniden kurulabilir.
Bu konuyu daha ayrıntılı ele aldığım “Aldatma Sonrası Güven Yeniden Kurulur mu?” başlıklı yazıyı tugceturanlar.com’da okuyabilirsiniz.
🌷 
#psikoloji
Sevilmek için neden bazen sesimizi kısar, ihtiyaçl Sevilmek için neden bazen sesimizi kısar, ihtiyaçlarımızı geri çeker, kendimizden vazgeçeriz?
Bu bölümde Küçük Deniz Kızı masalını; İngiliz Psikanalist Winnicott’ın gerçek/sahte benlik ayrımı ve Klinik Psikolog Dana Crowley Jack’in kendini susturma kavramı üzerinden ele alıyoruz. 
Çünkü bazen mesele aşk için fedakârlık değil; sevilmek uğruna kendi sesini kaybetmektir.
Yeni bölüm Spotify ve Apple Podcasts’te.
Yeni bölümlerden haberdar olmak için Seans Odası Sakinleri podcastini takip edebilirsiniz ❤️
#podcast #psikoloji
Travmatik bir deneyimi anlatmak neden iyileştirir? Travmatik bir deneyimi anlatmak neden iyileştirir?
Bu sorunun cevabı, “konuşmak iyi gelir”den çok daha derine gidiyor.
Psikanalitik perspektiften bakıldığında anlatı; zihnin ham halde tuttuğu, henüz tam olarak işleyemediği deneyimi daha düşünülebilir bir forma sokma girişimidir.
Adı konulamayan şey her zaman yok olmaz. Bazen semptom olarak, beden tepkisi olarak ya da ilişkilerde tekrar eden örüntüler olarak kendini göstermeye devam eder.
Anlatmak, bu döngüyü fark etmeye ve yaşanan deneyime başka bir yerden bakmaya yardım edebilir.
Ama iyileştirici olan yalnızca anlatmak değildir. Güvenli, duyulduğunuz ve yargılanmadığınız bir ilişki içinde anlatabilmektir.
#psikoloji
Bazı duygular yalnızca geçip gitmez; ilişkilerimiz Bazı duygular yalnızca geçip gitmez; ilişkilerimizde, seçimlerimizde, tekrar eden döngülerimizde iz bırakır.
Seans Odası Sakinleri’nde, bireysel terapi ve çift terapisi alanında çalışan bir klinik psikolog olarak insanın iç dünyası, ilişkileri ve kendini anlama yolculuğu üzerine düşüncelerimi paylaşıyorum.
Bazen bir ilişkinin içindeki görünmeyen döngülere, bazen travmanın bugüne bıraktığı izlere, bazen de çocukluktan taşınan bağlanma biçimlerine bakıyoruz.
Jung, Freud, çağdaş psikanalitik düşünce, masallar, filmler ve gündelik hayattan tanıdık duygular bu yolculukta bize eşlik ediyor.
🎙️ Seans Odası Sakinleri’ni Spotify, Apple Podcasts ve diğer podcast platformlarında dinleyebilirsiniz 🤍
“İçimizde olup biteni bilinçli hale getirmediğimiz “İçimizde olup biteni bilinçli hale getirmediğimizde, onu dış dünyada kaderimizmiş gibi yaşarız.” - Jung
Bazen benzer ilişkilere çekilir, benzer insanlara öfkelenir, benzer durumlarda geri çekilir ya da aynı tür hayal kırıklıklarını farklı sahnelerde yeniden yaşarız. Dışarıdan bakıldığında bütün bunlar şanssızlık, kader ya da hayatın bize hazırladığı bir tekrar gibi görünebilir. Oysa dış dünyada sürekli karşımıza çıkan şey, bazen içimizde henüz fark edilmemiş olanın izidir.
Bilinçdışı, yalnızca bastırılmış anılardan ya da unutulmuş deneyimlerden oluşmaz. Çocuklukta geliştirdiğimiz savunmalar, ilişkiler içinde öğrendiğimiz roller, kendimize dair inançlarımız, korkularımız, arzularımız ve gölgede kalan yanlarımız da bilinçdışının parçalarıdır. 
Örneğin “Ben hep terk ediliyorum” diye düşündüğünüzde, farkında olmadan terk edilmeyi bekleyen, yakınlığı tehdit gibi algılayan ya da ilişkilerde kendinizi sürekli aynı mesafeye yerleştiren bir iç düzenekle hareket ediyor olabilirsiniz. 
Bu yaşadığınız acının gerçek olmadığı anlamına gelmez. Tam tersine, acının yalnızca dış koşullardan değil, içsel tekrar örüntülerinden de beslendiğini gösterir. Elbette her şeyin nedeni bilinçdışı değildir. Toplumsal koşullar, travmalar, kayıplar, ekonomik gerçekler ve başkalarının davranışları yaşamımız üzerinde gerçek bir etkiye sahiptir.
Fark edilmeyen duygu çoğu zaman davranışa dönüşür. Kabul edilmeyen öfke pasif saldırganlık olarak ortaya çıkabilir. Tanınmayan değersizlik hissi sürekli onay arayışına dönüşebilir. Yüzleşilmeyen korku ise kontrol ihtiyacı olarak ilişkilerimize sızabilir. 
Bilinçli hale getirmek, yalnızca zihinsel olarak “anlamak” değildir. Kendi iç dünyamızı gözlemleyebilmek, duygularımıza isim verebilmek, tetiklendiğimiz anları fark edebilmek ve eski tepkilerimizle bugünkü gerçekliği ayırt edebilmektir. 
Terapi de çoğu zaman tam olarak bu alanda çalışır: kader sandığımız tekrarları psikolojik bir dile çevirmek. İç dünyamızı tanımaya başladığımızda dış dünya tamamen değişmeyebilir. Ancak biz, aynı dünyaya aynı bilinçdışı zorunluluklarla cevap vermek zorunda kalmayız. 🌷
Klinik Psikolog Tuğçe Turanlar
#psikoloji
Hiç ilk görüşte aşık oldunuz mu?
Bazen birine gerç Hiç ilk görüşte aşık oldunuz mu?
Bazen birine gerçekten değil, onun üzerindeki kendi hayalimize, özlemimize ya da eksik kalan bir parçamıza tutuluruz. Jung’a göre aşkın ilk dönemindeki bu büyülenmede projeksiyon önemli bir rol oynar; karşımızdaki kişiyi olduğu gibi değil, içimizde taşıdığımız imgeyle birlikte görürüz.
Bu bölümde aşkı, projeksiyonu, anima-animus kavramlarını ve Her filmi üzerinden kurduğumuz o ilk büyülenmenin neden bu kadar güçlü olduğunu anlatıyorum.
Bu sorunun cevabını Jung’un kavramları üzerinden daha derinlemesine dinlemek isterseniz, profildeki linkten Seans Odası Sakinleri podcastine ulaşabilirsiniz. Bölümü Apple Podcasts ve Spotify üzerinden dinleyebilirsiniz 🩵
#podcast #psikoloji
Instagram'da takip et

  • KVKK Aydınlatma Metni
  • Web Sitesi Aydınlatma Metni
  • Çerez Politikası
  • uzmanpsikologtugceturanlar@gmail.com
  • 0532 053 39 92 WhatsApp üzerinden ulaşabilirsiniz

Adres

Kuloğlu Mah. Ağa Hamamı Sok. Yasemin Apt. No:14 D:1 Beyoğlu / İstanbul

Bu internet sitesinin içeriği ve uygulamaları, sadece bilgilendirme ve eğitim amaçlı olup, herhangi bir şekilde tıbbi öneri verme veya herhangi bir danışan sağlama amacı ile oluşturulmamıştır. Sitemizde yer alan alıntı ve görüşler açıkça belirtilmediği takdirde resmi görüşlerini yansıtmamaktadır.