Tuğçe Turanlar

  • Anasayfa
  • Hakkımda
  • Hizmetler
    • Bireysel Terapi
    • Çift Terapisi
    • EMDR Terapisi
  • Konular
    • İlişkiler ve Bağlanma
    • Kaygı ve Anksiyete
    • Travma ve Bedensel Bellek
    • Psikanalitik Düşünce
  • Podcast
  • İletişim

Tuğçe Turanlar

  • Anasayfa
  • Hakkımda
  • Hizmetler
    • Bireysel Terapi
    • Çift Terapisi
    • EMDR Terapisi
  • Konular
    • İlişkiler ve Bağlanma
    • Kaygı ve Anksiyete
    • Travma ve Bedensel Bellek
    • Psikanalitik Düşünce
  • Podcast
  • İletişim
  • Anasayfa
  • Hakkımda
  • Hizmetler
    • Bireysel Terapi
    • Çift Terapisi
    • EMDR Terapisi
  • Konular
    • İlişkiler ve Bağlanma
    • Kaygı ve Anksiyete
    • Travma ve Bedensel Bellek
    • Psikanalitik Düşünce
  • Podcast
  • İletişim
featured_image

EMDR Anıları Siler mi?

1 Ekim 2025 Yazar: Klinik Psikolog Tuğçe Turanlar Travma ve Bedensel Bellek 0 Yorum

EMDR anıları siler mi? EMDR’nin amacı, kişinin yaşadığı olayı hafızadan çıkarmak ya da unutturmak değildir. EMDR, travmatik anının kişide yarattığı duygusal ve bedensel yükün azalmasına yardımcı olmayı hedefler.

Bir anı hâlâ hatırlanabilir; ancak artık eskisi kadar sarsıcı, yakıcı, bedensel olarak tetikleyici ya da bugünde yaşanıyormuş gibi olmayabilir.

Travma sonrası stres bozukluğu, yani TSSB, kişinin geçmişte yaşadığı bir olayı bugün hâlâ yoğun biçimde taşımasına neden olabilir. Travmatik anı yalnızca zihinde hatırlanan bir olay gibi kalmaz; bedende, duygularda, ilişkilerde ve güvenlik algısında tekrar tekrar canlanabilir.

Bazı kişiler için bir ses, koku, yer, yüz ifadesi, ilişki sahnesi ya da beden duyumu geçmişteki travmatik yaşantıyı bugüne taşır. Kişi o anda yalnızca “hatırlıyor” gibi değil, sanki olay yeniden oluyormuş gibi hissedebilir.

Bu yazıda EMDR’nin travmatik anıları silip silmediğini, anıların duygusal yükünün nasıl azalabileceğini, SUD ölçeğinin ne anlama geldiğini ve 2025 yılında yayımlanan bir araştırmanın bu konuda ne gösterdiğini ele alacağız.

Travmatik Anılar Neden Bugünde Yaşanıyormuş Gibi Hissedilir?

Travmatik yaşantılar bazen sıradan anılar gibi işlenmez. Normalde geçmişte yaşanan bir olay zamanla zihinsel bir anıya dönüşür; kişi onu hatırlayabilir ama o anın içindeymiş gibi yaşamaz.

Travmatik anılarda ise durum farklı olabilir. Anı, yalnızca bir bilgi olarak değil; yoğun duygu, beden tepkisi, korku, çaresizlik, utanç ya da alarm haliyle birlikte saklanmış gibi hissedilebilir.

Bu nedenle kişi travmayı hatırlatan bir uyaranla karşılaştığında bedeni hızla tepki verebilir:

Kalp çarpıntısı.
Nefes sıkışması.
Kas gerginliği.
Donakalma.
Kaçma isteği.
Yoğun korku.
Öfke ya da panik.
Bedenden kopmuş gibi hissetme.

Burada sorun, kişinin “geçmişi düşünmesi” değildir. Sorun, geçmişin bedende ve sinir sisteminde hâlâ bugünkü bir tehdit gibi yaşanabilmesidir.

EMDR Travmatik Anıları Siler mi?

Hayır. EMDR travmatik anıları silmez. Böyle bir hedef gerçekçi de değildir. EMDR’nin amacı, kişinin yaşadığı olayı hafızadan çıkarmak ya da unutturmak değildir.

Daha doğru ifade şudur: EMDR, travmatik anının kişide yarattığı duygusal ve bedensel yükün azalmasına yardımcı olmayı hedefler.

Bir anı hâlâ hatırlanabilir; ancak artık eskisi kadar sarsıcı, yakıcı, bedensel olarak tetikleyici ya da bugünde yaşanıyormuş gibi olmayabilir.

Kişi terapi sürecinden sonra şunu deneyimleyebilir:

“Anı hâlâ var ama artık beni içine çekmiyor.”
“Hatırlıyorum ama bedenim eskisi gibi kilitlenmiyor.”
“Olanı biliyorum ama artık bugünde olduğumu daha iyi hissediyorum.”
“Anı eskisi kadar canlı ve acı verici değil.”

Bu nedenle EMDR’de iyileşme, “anı kayboldu” şeklinde değil; “anı ile kurulan ilişki değişti” şeklinde düşünülebilir.

TSSB Belirtilerinde Travmatik Anıların Rolü

Travma sonrası stres belirtilerinde travmatik anılar merkezi bir yer tutabilir. TSSB yaşayan kişilerde yalnızca geçmişteki olayı hatırlamak değil, o olayın etkilerini bugünkü yaşamda yeniden yaşamak söz konusudur.

TSSB belirtileri şunları içerebilir:

İstemeden zihne gelen anılar.
Kabuslar.
Travmayı hatırlatan durumlardan kaçınma.
Yoğun kaygı ve tetikte olma hali.
Ani irkilme.
Uyku sorunları.
Bedensel gerginlik.
Suçluluk, utanç ya da kendini sorumlu tutma.
Öfke, huzursuzluk ya da donukluk.
İlişkilerde güvensizlik veya uzaklaşma.
Günlük işlevsellikte zorlanma.

Bu belirtiler tek başına tanı koymak için yeterli değildir. Tanı, belirtilerin süresi, yoğunluğu, kişinin yaşamını ne kadar etkilediği ve başka ruhsal ya da tıbbi durumlarla ilişkisi değerlendirilerek bir uzman tarafından konur.

EMDR’de SUD Ölçeği Nedir?

EMDR çalışmalarında travmatik anının kişide yarattığı rahatsızlık düzeyini takip etmek için sık kullanılan ölçümlerden biri SUD ölçeğidir.

SUD, “Subjective Units of Disturbance” ifadesinin kısaltmasıdır. Türkçede “öznel rahatsızlık düzeyi” olarak düşünülebilir.

Bu ölçekte kişi, belirli bir anıyı düşündüğünde yaşadığı rahatsızlığı genellikle 0 ile 10 arasında değerlendirir:

0: Hiç rahatsızlık yok.
10: Dayanılması çok güç, en yüksek rahatsızlık düzeyi.

Örneğin kişi travmatik bir anıyı düşündüğünde rahatsızlık düzeyini 9 olarak bildiriyorsa, bu anının hâlâ yüksek duygusal ve bedensel yük taşıdığı düşünülebilir. Terapi sürecinde bu puanın azalması, kişinin anıyla kurduğu ilişkinin değişmeye başladığını gösterebilir.

SUD puanı tek başına tüm terapi sonucunu açıklamaz. Ancak terapist ve danışan için süreci izlemeye yardımcı olan önemli bir klinik göstergedir.

Travmatik Anıların Duygusal Yoğunluğu Nasıl Ölçülür?

Travmatik anıların duygusal yoğunluğu, kişinin o anıya verdiği öznel tepki üzerinden değerlendirilir. Bu tepki yalnızca düşünsel değildir; beden, duygu ve inanç düzeyinde de hissedilebilir.

Bir anı düşünüldüğünde kişi şu alanlarda rahatsızlık yaşayabilir:

Korku.
Utanç.
Çaresizlik.
Öfke.
Suçluluk.
Bedensel sıkışma.
Kalp çarpıntısı.
Donma ya da kaçma isteği.
“Ben güvende değilim” gibi olumsuz inançlar.

EMDR sürecinde bu rahatsızlık düzeyinin zaman içinde nasıl değiştiği izlenebilir. Bazen kişi başlangıçta çok yoğun bir rahatsızlık hissederken, seans ilerledikçe anının uzaklaştığını, görüntünün değiştiğini, bedenin gevşediğini ya da duygunun hafiflediğini fark edebilir.

Bu değişim, anının silindiği anlamına gelmez. Daha çok, anının artık sinir sistemi üzerinde aynı yoğunlukta etki yaratmadığını gösterebilir.

2025 EMDR Çalışması Ne Gösteriyor?

2025 yılında European Journal of Psychotraumatology dergisinde yayımlanan bir çalışma, EMDR seansları sırasında travmatik anıların duygusal yoğunluğundaki değişimin TSSB belirtilerindeki iyileşmeyle ilişkili olup olmadığını inceledi.

Çalışmada 125 TSSB hastası yer aldı. Katılımcılar altı günlük yoğun bir tedavi programına katıldı. Bu program yalnızca EMDR’den oluşmuyordu; EMDR seanslarına ek olarak uzamış maruz bırakma, psiko-eğitim ve fiziksel aktivite oturumları da vardı.

Bu ayrım önemlidir. Çünkü çalışmanın sonuçlarını “tek başına EMDR tüm iyileşmeyi sağladı” şeklinde yorumlamak bilimsel olarak fazla güçlü olur. Daha doğru yorum şudur:

Yoğun bir travma tedavi programı içinde, EMDR seanslarında travmatik anıların duygusal yoğunluğundaki azalma, TSSB belirtilerindeki azalmayla ilişkili bulunmuştur.

Araştırmacılar EMDR seanslarının başında ve sonunda travmatik anıların SUD puanlarını kaydetti. Böylece duygusal yoğunluktaki değişim ile tedavi sonrasındaki belirti değişimi arasında ilişki olup olmadığı incelendi.

Duygusal Yoğunluk Azaldığında Ne Değişir?

Çalışmanın bulgularına göre, EMDR seansları sırasında travmatik anıların duygusal yoğunluğunda daha fazla azalma yaşayan kişilerde, TSSB belirtilerindeki düşüş de daha güçlüydü.

Başka bir deyişle, anıya eşlik eden rahatsızlık düzeyinin azalması, tedavi sonucuyla ilişkili önemli bir gösterge olarak öne çıktı.

Bu bulgu EMDR’nin klinik mantığıyla uyumludur. EMDR’de amaç, travmatik anının kişide yarattığı duygusal ve bedensel yükü azaltmak, anının geçmişte yaşanmış bir olay olarak daha işlenmiş ve yönetilebilir hale gelmesine yardımcı olmaktır.

Ancak duygusal yoğunluğun azalması tek başına tüm iyileşmeyi açıklamaz. TSSB tedavisinde güvenli terapötik ilişki, doğru değerlendirme, uygun teknik seçimi, hazırlık aşaması, eşlik eden belirtiler ve kişinin yaşam koşulları da önemlidir.

SUD Puanının Düşmesi Ne Anlama Gelir?

Bir travmatik anıya verilen SUD puanının düşmesi, kişinin o anıyla kurduğu ilişkinin değişmeye başladığını gösterebilir.

Örneğin kişi başlangıçta bir anıyı düşündüğünde 9 düzeyinde rahatsızlık hissederken, süreç içinde bu rahatsızlık 3’e ya da 2’ye düşebilir. Bu, anının tamamen silindiği anlamına gelmez. Daha çok, anının bugünkü sinir sistemi üzerindeki yükünün azaldığını düşündürebilir.

Danışan açısından bu bazen şöyle deneyimlenebilir:

“Anı hâlâ var ama artık daha uzakta.”
“Bedenim eskisi kadar alarma geçmiyor.”
“Bunu hatırlayınca tamamen dağılmıyorum.”
“Geçmişte olduğunu daha iyi hissediyorum.”
“Artık kendimi daha fazla bugünde tutabiliyorum.”

Bu tür değişimler, travmatik anının yeniden işlenme sürecinde önemli olabilir.

EMDR Sürecinde Küçük Hafiflemeler Neden Önemlidir?

Travma çalışmasında iyileşme her zaman dramatik ve bir anda olan bir şey değildir. Bazen küçük değişimler klinik olarak çok anlamlıdır.

Bir anının eskisi kadar canlı görünmemesi.
Bedensel gerginliğin azalması.
Duygunun yoğunluğunun düşmesi.
Anıdan sonra toparlanmanın kolaylaşması.
Kişinin kendini daha fazla bugünde hissedebilmesi.
Olaya dair inancın değişmeye başlaması.

Bu değişimler bazen danışan tarafından “küçük” gibi görülebilir. Ancak travmatik anılarla çalışırken, sinir sisteminin daha az alarm vermeye başlaması önemli bir ilerlemedir.

İyileşme, her zaman “artık hiçbir şey hissetmiyorum” demek değildir. Bazen “hissediyorum ama artık beni bütünüyle ele geçirmiyor” demektir.

Travmatik Anılarla Çalışırken Nelere Dikkat Edilmeli?

Travmatik anılarla çalışmak hassas bir süreçtir. EMDR terapisi mutlaka bu alanda eğitimli bir uzman tarafından uygulanmalıdır.

Dikkat edilmesi gereken bazı noktalar şunlardır:

Kişinin güvenliği ve stabilizasyonu değerlendirilmelidir.
Travmatik anıya çok hızlı girilmemelidir.
Dissosiyatif belirtiler varsa dikkatli çalışılmalıdır.
Kişinin seans sonrası nasıl düzenlendiği takip edilmelidir.
Hedef anılar dikkatle seçilmelidir.
Terapi süreci kişinin hızına ve dayanıklılığına göre ilerlemelidir.
EMDR, gerekli durumlarda diğer psikoterapi ve psikiyatrik desteklerle birlikte düşünülmelidir.

Bu süreçte amaç kişinin geçmişi yeniden yaşaması değil; geçmişin bugünkü etkisini daha güvenli bir şekilde işlemesidir.

EMDR Her Travma İçin Uygun mudur?

EMDR, travma sonrası stres belirtileri için güçlü kanıt desteğine sahip travma odaklı yaklaşımlardan biridir. American Psychological Association, EMDR’yi TSSB tedavisinde kullanılan psikoterapi yaklaşımları arasında ele alır.

Ancak bu, her kişi için aynı hızda ya da aynı biçimde uygulanacağı anlamına gelmez. Özellikle karmaşık travma, dissosiyatif belirtiler, yoğun duygu düzenleme güçlüğü, kendine zarar verme riski, aktif madde kullanımı ya da ağır kriz durumlarında önce güvenlik ve stabilizasyon çalışmaları gerekebilir.

Bazı kişiler için EMDR doğrudan hedef anılarla çalışmaya geçebilirken, bazı kişilerde hazırlık aşaması daha uzun sürebilir. Terapistin kişinin klinik durumunu, yaşam koşullarını, destek sistemini ve risk alanlarını dikkatle değerlendirmesi gerekir.

Ne Zaman Profesyonel Destek Alınmalı?

Aşağıdaki durumlarda bir ruh sağlığı uzmanından destek almak önemlidir:

Travmatik anılar istemsiz biçimde zihne geliyorsa.
Kabuslar ya da uyku sorunları devam ediyorsa.
Belirli sesler, kokular, yerler ya da ilişkisel durumlar yoğun biçimde tetikliyorsa.
Kişi travmayı hatırlatan durumlardan sürekli kaçınıyorsa.
Bedensel alarm, panik, donakalma ya da öfke patlamaları yaşanıyorsa.
Günlük işlevsellik, ilişkiler veya iş yaşamı etkileniyorsa.
Kişi kendini güvende hissetmekte zorlanıyorsa.
Kendine zarar verme düşünceleri varsa.

Travma belirtileri kişinin yaşamını belirgin biçimde etkiliyorsa destek almak önemlidir. EMDR düşünülecekse, terapistin EMDR eğitimi almış olması ve travma, dissosiyasyon ve risk değerlendirmesi konusunda deneyimli olması gerekir.

EMDR sürecinin genel işleyişi, hangi durumlarda değerlendirilebileceği ve terapi sürecinin nasıl ilerlediği hakkında daha kapsamlı bilgi için EMDR Terapisi sayfasını inceleyebilirsiniz.

EMDR Anıları Siler mi? Anı Silinmez, Yükü Değişebilir

EMDR travmatik anıları silmez. Ancak travmatik anının bugünkü yaşamda yarattığı duygusal ve bedensel yükün azalmasına yardımcı olabilir.

2025 yılında yayımlanan çalışma, EMDR seansları sırasında travmatik anıların duygusal yoğunluğundaki azalmanın TSSB belirtilerindeki düşüşle ilişkili olduğunu göstermiştir. Ancak çalışma yoğun bir tedavi programı içinde yapıldığı için, sonuçlar dikkatli yorumlanmalıdır.

Bu bulgu yine de klinik açıdan önemlidir: Travmatik anının yarattığı rahatsızlık azaldığında, kişi geçmişi artık bugünün içinde aynı güçle taşımayabilir.

İyileşme, travmayı unutmak değil; travmanın bugünkü yaşam üzerindeki ağırlığını azaltmaktır.

Okuyucu İçin Not

Bu yazı genel bilgilendirme amacı taşır. Tanı, tedavi ya da terapi önerisi yerine geçmez. Travma sonrası stres belirtileri, yoğun kaygı, dissosiyatif belirtiler, kendine zarar verme düşünceleri ya da işlevsellik kaybı yaşıyorsanız bir ruh sağlığı uzmanından bireysel değerlendirme almanız önemlidir.

Kaynak: The relationship between changes in emotional intensity and treatment outcome in PTSD patients in EMDR therapy.

Travma Sonrası Tepkiler
Önceki
Sonraki

İlgili Makaleler

Dopamin Detoksu Nedir? Gerçekten İşe Yarar mı?
Dopamin Detoksu Nedir? Gerçekten İşe Yarar mı?
18 Haziran 2024

Dopamin detoksu son yıllarda sosyal medya, ekran kullanımı, oyun, alışveriş, abur...

Devamı
Kötü Anılar Neden Gitmez? Tetris ve Travma
Kötü Anılar Neden Gitmez? Tetris ve Travma
28 Şubat 2026

Kötü Anılar Neden Gitmez? Yeni araştırmalar, Tetris gibi görsel oyunların kötü...

Devamı
Kuşaklararası Travma Aktarımı
Kuşaklararası Travma Aktarımı
31 Mayıs 2025

Kuşaklararası travma kavramı, ilk kez 20. yüzyıl ortalarında psikiyatri ve...

Devamı
EMDR Terapisinin Kuramsal Temelleri
EMDR Terapisinin Kuramsal Temelleri
28 Aralık 2022

EMDR terapisinin kuramsal temelleri, bireyin geçmişte yaşadığı rahatsız edici...

Devamı

Aldatma sonrası güvenin yeniden kurulması, yalnızc Aldatma sonrası güvenin yeniden kurulması, yalnızca “özür dilemekle” mümkün olmaz. Özür önemli olabilir; fakat asıl belirleyici olan, aldatan kişinin kendi davranışını gerçekten anlamaya çalışıp çalışmadığıdır.
“Ama sen de…” diye başlayan savunmalar, aldatılan kişinin tepkisini abartılı bulmak ya da ilişki sorunlarını aldatmanın gerekçesi gibi sunmak, onarımı zorlaştırır.
Çünkü güven, ancak sorumluluğun gerçekten alındığı bir yerde yeniden kurulabilir.
Bu konuyu daha ayrıntılı ele aldığım “Aldatma Sonrası Güven Yeniden Kurulur mu?” başlıklı yazıyı tugceturanlar.com’da okuyabilirsiniz.
🌷 
#psikoloji
Sevilmek için neden bazen sesimizi kısar, ihtiyaçl Sevilmek için neden bazen sesimizi kısar, ihtiyaçlarımızı geri çeker, kendimizden vazgeçeriz?
Bu bölümde Küçük Deniz Kızı masalını; İngiliz Psikanalist Winnicott’ın gerçek/sahte benlik ayrımı ve Klinik Psikolog Dana Crowley Jack’in kendini susturma kavramı üzerinden ele alıyoruz. 
Çünkü bazen mesele aşk için fedakârlık değil; sevilmek uğruna kendi sesini kaybetmektir.
Yeni bölüm Spotify ve Apple Podcasts’te.
Yeni bölümlerden haberdar olmak için Seans Odası Sakinleri podcastini takip edebilirsiniz ❤️
#podcast #psikoloji
Travmatik bir deneyimi anlatmak neden iyileştirir? Travmatik bir deneyimi anlatmak neden iyileştirir?
Bu sorunun cevabı, “konuşmak iyi gelir”den çok daha derine gidiyor.
Psikanalitik perspektiften bakıldığında anlatı; zihnin ham halde tuttuğu, henüz tam olarak işleyemediği deneyimi daha düşünülebilir bir forma sokma girişimidir.
Adı konulamayan şey her zaman yok olmaz. Bazen semptom olarak, beden tepkisi olarak ya da ilişkilerde tekrar eden örüntüler olarak kendini göstermeye devam eder.
Anlatmak, bu döngüyü fark etmeye ve yaşanan deneyime başka bir yerden bakmaya yardım edebilir.
Ama iyileştirici olan yalnızca anlatmak değildir. Güvenli, duyulduğunuz ve yargılanmadığınız bir ilişki içinde anlatabilmektir.
#psikoloji
Bazı duygular yalnızca geçip gitmez; ilişkilerimiz Bazı duygular yalnızca geçip gitmez; ilişkilerimizde, seçimlerimizde, tekrar eden döngülerimizde iz bırakır.
Seans Odası Sakinleri’nde, bireysel terapi ve çift terapisi alanında çalışan bir klinik psikolog olarak insanın iç dünyası, ilişkileri ve kendini anlama yolculuğu üzerine düşüncelerimi paylaşıyorum.
Bazen bir ilişkinin içindeki görünmeyen döngülere, bazen travmanın bugüne bıraktığı izlere, bazen de çocukluktan taşınan bağlanma biçimlerine bakıyoruz.
Jung, Freud, çağdaş psikanalitik düşünce, masallar, filmler ve gündelik hayattan tanıdık duygular bu yolculukta bize eşlik ediyor.
🎙️ Seans Odası Sakinleri’ni Spotify, Apple Podcasts ve diğer podcast platformlarında dinleyebilirsiniz 🤍
“İçimizde olup biteni bilinçli hale getirmediğimiz “İçimizde olup biteni bilinçli hale getirmediğimizde, onu dış dünyada kaderimizmiş gibi yaşarız.” - Jung
Bazen benzer ilişkilere çekilir, benzer insanlara öfkelenir, benzer durumlarda geri çekilir ya da aynı tür hayal kırıklıklarını farklı sahnelerde yeniden yaşarız. Dışarıdan bakıldığında bütün bunlar şanssızlık, kader ya da hayatın bize hazırladığı bir tekrar gibi görünebilir. Oysa dış dünyada sürekli karşımıza çıkan şey, bazen içimizde henüz fark edilmemiş olanın izidir.
Bilinçdışı, yalnızca bastırılmış anılardan ya da unutulmuş deneyimlerden oluşmaz. Çocuklukta geliştirdiğimiz savunmalar, ilişkiler içinde öğrendiğimiz roller, kendimize dair inançlarımız, korkularımız, arzularımız ve gölgede kalan yanlarımız da bilinçdışının parçalarıdır. 
Örneğin “Ben hep terk ediliyorum” diye düşündüğünüzde, farkında olmadan terk edilmeyi bekleyen, yakınlığı tehdit gibi algılayan ya da ilişkilerde kendinizi sürekli aynı mesafeye yerleştiren bir iç düzenekle hareket ediyor olabilirsiniz. 
Bu yaşadığınız acının gerçek olmadığı anlamına gelmez. Tam tersine, acının yalnızca dış koşullardan değil, içsel tekrar örüntülerinden de beslendiğini gösterir. Elbette her şeyin nedeni bilinçdışı değildir. Toplumsal koşullar, travmalar, kayıplar, ekonomik gerçekler ve başkalarının davranışları yaşamımız üzerinde gerçek bir etkiye sahiptir.
Fark edilmeyen duygu çoğu zaman davranışa dönüşür. Kabul edilmeyen öfke pasif saldırganlık olarak ortaya çıkabilir. Tanınmayan değersizlik hissi sürekli onay arayışına dönüşebilir. Yüzleşilmeyen korku ise kontrol ihtiyacı olarak ilişkilerimize sızabilir. 
Bilinçli hale getirmek, yalnızca zihinsel olarak “anlamak” değildir. Kendi iç dünyamızı gözlemleyebilmek, duygularımıza isim verebilmek, tetiklendiğimiz anları fark edebilmek ve eski tepkilerimizle bugünkü gerçekliği ayırt edebilmektir. 
Terapi de çoğu zaman tam olarak bu alanda çalışır: kader sandığımız tekrarları psikolojik bir dile çevirmek. İç dünyamızı tanımaya başladığımızda dış dünya tamamen değişmeyebilir. Ancak biz, aynı dünyaya aynı bilinçdışı zorunluluklarla cevap vermek zorunda kalmayız. 🌷
Klinik Psikolog Tuğçe Turanlar
#psikoloji
Hiç ilk görüşte aşık oldunuz mu?
Bazen birine gerç Hiç ilk görüşte aşık oldunuz mu?
Bazen birine gerçekten değil, onun üzerindeki kendi hayalimize, özlemimize ya da eksik kalan bir parçamıza tutuluruz. Jung’a göre aşkın ilk dönemindeki bu büyülenmede projeksiyon önemli bir rol oynar; karşımızdaki kişiyi olduğu gibi değil, içimizde taşıdığımız imgeyle birlikte görürüz.
Bu bölümde aşkı, projeksiyonu, anima-animus kavramlarını ve Her filmi üzerinden kurduğumuz o ilk büyülenmenin neden bu kadar güçlü olduğunu anlatıyorum.
Bu sorunun cevabını Jung’un kavramları üzerinden daha derinlemesine dinlemek isterseniz, profildeki linkten Seans Odası Sakinleri podcastine ulaşabilirsiniz. Bölümü Apple Podcasts ve Spotify üzerinden dinleyebilirsiniz 🩵
#podcast #psikoloji
Instagram'da takip et

  • KVKK Aydınlatma Metni
  • Web Sitesi Aydınlatma Metni
  • Çerez Politikası
  • uzmanpsikologtugceturanlar@gmail.com
  • 0532 053 39 92 WhatsApp üzerinden ulaşabilirsiniz

Adres

Kuloğlu Mah. Ağa Hamamı Sok. Yasemin Apt. No:14 D:1 Beyoğlu / İstanbul

Bu internet sitesinin içeriği ve uygulamaları, sadece bilgilendirme ve eğitim amaçlı olup, herhangi bir şekilde tıbbi öneri verme veya herhangi bir danışan sağlama amacı ile oluşturulmamıştır. Sitemizde yer alan alıntı ve görüşler açıkça belirtilmediği takdirde resmi görüşlerini yansıtmamaktadır.