Tuğçe Turanlar

  • Anasayfa
  • Hakkımda
  • Hizmetler
    • Bireysel Terapi
    • Çift Terapisi
    • EMDR Terapisi
  • Konular
    • İlişkiler ve Bağlanma
    • Kaygı ve Anksiyete
    • Travma ve Bedensel Bellek
    • Psikanalitik Düşünce
  • Podcast
  • İletişim

Tuğçe Turanlar

  • Anasayfa
  • Hakkımda
  • Hizmetler
    • Bireysel Terapi
    • Çift Terapisi
    • EMDR Terapisi
  • Konular
    • İlişkiler ve Bağlanma
    • Kaygı ve Anksiyete
    • Travma ve Bedensel Bellek
    • Psikanalitik Düşünce
  • Podcast
  • İletişim
  • Anasayfa
  • Hakkımda
  • Hizmetler
    • Bireysel Terapi
    • Çift Terapisi
    • EMDR Terapisi
  • Konular
    • İlişkiler ve Bağlanma
    • Kaygı ve Anksiyete
    • Travma ve Bedensel Bellek
    • Psikanalitik Düşünce
  • Podcast
  • İletişim
featured_image

ADHD – Yetişkin Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu

18 Ağustos 2023 Yazar: Klinik Psikolog Tuğçe Turanlar İlişkiler ve Bağlanma 0 Yorum

Yetişkin Bireylerde ADHD

Türkçe karşılığı, “DEHB, Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu” olarak da bilinen ADHD, hem çocukları hem de yetişkinleri etkileyen bir nörogelişimsel bozukluktur. ADHD; dikkati sürdürme zorluğu, dürtüleri kontrol etmedeki sorunu ve hiperaktiviteyi düzenlemedeki zorluklarla karakterize edilir. Yani; hiperaktivite, dikkat eksikliği ve dürtüsel davranış gibi süregelen problemlerin kombinasyonunu içeren işlevsel olmayan durumlar olarak anlatılır. Bireyin, iş ve sosyal hayatı dahil olmak üzere, çeşitli yaşam alanlarını da negatif ölçüde etkileyebilir.

  • ADHD’NİN NEDENLERİ, ÇOCUKLARDA VE YETİŞKİNLERDE ADHD
  • ADHD’NİN BELİRTİLERİ
  • TEDAVİ
  • ADHD’E SAHİP BİREYLER İÇİN ÖNERİLER

ADHD’nin Nedenleri, Çocuklarda ve Yetişkinlerde ADHD

Bilim insanları ADHD’ye tam olarak neyin sebep olduğundan emin değiller. Ancak; genlerin, çevrenin ve beyin yapısındaki bazı farklılıkların ADHD’yi tetiklediğini düşünüyorlar.

ADHD genellikle aileler arasında görülür ve çoğu durumda ebeveynlerden miras alınan genlerin, bu durumun oluşmasında önemli bir faktör olduğuna inanılır. Araştırmalar, ADHD olan bir kişinin ebeveynlerinin ve kardeşlerinin de, ADHD’ye daha yatkın olduklarını göstermektedir. Ancak, ADHD’nin gen aktarımına hangi ölçülerde dahil olduğu karmaşık durumdadır ve tek bir genetik bağ ile ilişkili olmadığı düşünülmektedir.

ADHD’si olan kişilerin, ortalama, 10’nundan 2 ilâ 3’ü konsantre olma ve odaklanma sorunları yaşarken, hiperaktivite veya dürtüsellikle ilgili sorun yaşamayabilirler. Ayrıca, kişiye çocukluk döneminde ADHD teşhisi konulduysa, muhtemelen bazı belirtileri yetişkinliğe taşımış olma ihtimali de bulunabilir. Çocukken teşhis konulmamış olsa bile, ADHD sizi yetişkin olduğunuzda da etkileyebilir.

Amerikan Psikiyatri Birliği’ne göre, ADHD, yaklaşık olarak çocukların %8.4’ünü ve yetişkinlerin %2.5’ini etkiler. Ulusal Ruh Sağlığı Enstitüsü’ne göre, bu rakamların daha yüksek olabileceği tahmin edilmektedir.

Doğru tedavi alabilmek için, yetişkin ADHD’nin belirtilerini tanımak önemlidir.

ADHD’nin Belirtileri

Belirtiler erken çocukluk döneminde başlayabilir (6 yaşından önce fark edilebilir) ve yetişkinliğe kadar devam edebilir. Bazı durumlarda kişi yetişkin olana kadar bile anlaşılmayabilir. Yetişkin ADHD belirtileri, çocuklardaki belirtiler kadar net olmayabilir. Yetişkinlerde aşırı hareketlilik azalabilir, ancak dürtüsel davranışlarla, huzursuzluklarla ve dikkat vermede güçlüklerle sorun devam edebilir. Yetişkinlere ADHD teşhisi koymak, çocuklara göre biraz daha zordur. ADHD’ye sahip yetişkin biri, hayatı için dengeyi sağlama hususunda zorluklar yaşayabilir. Örneğin, hiperaktivite yetişkinlerde azalma eğilimindedir; ancak, yetişkin hayatının baskıları arttıkça, dikkat eksikliği de aynı doğrultuda artabilir.

Dikkatsizlik ve ilgisizlik semptomları

  • Odaklanamama veya öncelik belirleme yeteneğinin olmaması
  • Zayıf organizasyon eylemleri
  • Sessiz kalmada zorluk çekme
  • Stresle başa çıkma güçlüğü
  • Aşırı sabırsızlık
  • Aktivitelerde risk alma. Bu durum genellikle kişisel güvenlik veya başkalarının güvenliğini dikkate almama. Örneğin, tehlikeli şekilde araba kullanma.

Düzensizlik ve unutkanlık semptomları

ADHD tanısı alan bir yetişkinin, yaşamı genellikle karmaşık ve kontrolsüz gibi görülebilir. Aynı zamanda neyin görevle ilgili olduğunu sıralamak, yapılacaklar listesini önceliklendirmek; görevleri, sorumlulukları takip etmek ve zamanını yönetmek de zorlaşabilir. Düzensizlik ve unutkanlık semptomlarının yaygın olarak görülenleri aşağıdaki gibidir:

  • Projeleri başlatmakta ve bitirmekte zorluk çekmek
  • Eski görevleri bitirmeden yenilerine başlamak
  • Sürekli geç kalmak
  • Sık sık randevuları, taahhütleri, son tarihleri unutmak
  • Sürekli olarak şeyleri kaybetmek veya yanlış yerleştirmek (anahtarlar, cüzdan, telefon, belgeler, faturalar…)
  • Görevleri tamamlamak için gereken zamanı hafife almak
  • İşleri ertelemeye eğilim
  • Zayıf düzenleme becerileri (ofis, ev…)
  • Sürekli olarak bir şeyleri kaybetme veya yanlış yerleştirme

Dürtüsellik semptomları

Bu kategorideki semptomlar; bireye, davranışlarını, yorumlarını ve tepkilerini engelleme konusunda zorluklar yaşatabilir. Kişinin düşünmeden hareket etmesine neden olabilir ya da kişiye sonuçları düşünmeden tepki verdirebilir. Diğerlerini kesip söze giren kişi, yorumlarını bir anda söyleyebilir ve talimatları okumadan görevleri hızla tamamlayabilir. Bu gibi semptomlar genellikle şunları içerir:

  • Sürekli olarak diğerlerinin sözünü kesmek
  • Zayıf öz kontrol, bağımlılık eğilimleri
  • Düşünmeden kaba veya uygunsuz düşünceleri pat diye söyleme
  • Sonuçları düşünmeden düşüncesizce veya spontane davranma. Sosyal olarak uygun yollarla davranmada zorluk çekme (uzun bir toplantıda sessizce oturmak gibi)

Duygusal semptomlar

ADHD’li birçok yetişkin duygularını yönetmekte zorlanabilir. Özellikle öfke veya hayal kırıklığı gibi duygular söz konusu olduğunda bu durum daha da zorlaşabilir. Yetişkin ADHD’nin yaygın duygusal semptomları şunları içerir:

  • Kolay sinirlenme, huzursuzluk ve gerginlik
  • Kısa süren, sık patlayıcı öfkeler
  • Düşük öz saygı, güvensizlik veya yetersizlik duygusu
  • Motive kalmakta zorluk çekme
  • Eleştirilere karşı aşırı duyarlılık, tahammülsüzlük.

Tedavi

Yetişkin ADHD tedavisi, psikiyatrik eş tanılar ve yetişkin yaşamının karmaşık yapısı nedeniyle çocukların tedavisinden daha kapsamlı olarak planlanmaktadır. Yetişkinler, ADHD’nin meydana getirmiş olduğu ya da olabileceği herhangi bir sağlık durumu için tedavi görür. Yukarıdaki belirti ya da belirtilerden herhangi biri, kişiyi ve kişinin hayatını etkiliyorsa, bir ruh sağlığı uzmanından destek alınabilir. ADHD için teşhis koymayı ve tedavi sürecini sağlık profesyonelleri yapabilir. Tedavi süreci genellikle , bu konuda uzman psikiyatrist ve klinik psikolog tarafından planlanır.

ADHD’nin tedavisi, semptomları hafifletmeye ve günlük yaşamda karşılaşılan sorunu ya da sorunları daha az hale getirmeye yardımcı olabilir. Kişi, hayatını yönetme konusunda kendi çabalarına rağmen zorlanıyorsa, destek almanın zamanı gelmiş olabilir. ADHD, ilaç veya terapi kullanılarak tedavi edilebilir; ancak genellikle her ikisinin birleşiminin daha etkili olduğu düşünülmektedir.

Bu alanda çalışan sağlık uzmanı, kişinin semptomlarının (belirti) altında yatan diğer tıbbi sorunların olup olmadığını kontrol etmek için fiziksel muayene yapabilir; kan testi ve psikolojik test önerisinde bulunabilir, bireyin sağlık geçmişi hakkında sorular sorabilir. Davranış sorunları, odaklanmadaki zorluk veya motivasyon eksikliği gibi konular hakkında yorumlamalarda bulunabilir.

ilaçlar ADHD için kalıcı bir tedavi yöntemi değildir. Ancak ADHD’si olan bir kişinin daha iyi odaklanmasına, daha az dürtüsel davranmasına, daha sakin hissetmesine ve yeni beceriler öğrenip uygulamasına yardımcı olabilir. Tedavi araları, ilacın hala gerekip gerekmediğini değerlendirmek için zaman zaman doktorunuz tarafından önerilebilir.

ADHD Tanılı Bireyler İçin Öneriler

Yetişkin bir ADHD bireyi için faydalı olabilecek birkaç öneride bulunulabilir:

  • Ruh hali dalgalanmalarını dengelemek, fazla enerjiyi olumlu bir şekilde atmak, vücudu sakinleştirmek için sağlıklı yiyecekler tüketilebilir ve egzersiz yapılabilir.
  • Yorgunken; odaklanmak, stresi yönetmek, üretken olmak ve sorumlulukların üstesinden gelmek daha da zorlaşır. En azından yatmadan bir saat önce ekranları kapatmak ve 7-9 saat arasında uyumak faydalı olabilir.
  • Daha iyi zaman yönetimi uygulanabilir. Tüm planlamalar için alarm kurulabilir.
  • İlişkiler üzerinde çalışılabilir. Arkadaşlarla etkinlikler planlanıp bu planlara sadık kalınabilir.

ADHD’yi suçlamayın. Kendinizi suçlamayın. ADHD teşhisi konulan yetişkinler genellikle sorunlarını kendilerine yükler veya kendilerini olumsuz bir öz değerlendirmeyle görürler. Bu, öz saygı sorunlarına, anksiyeteye veya depresyona yol açabilir. Mevcut tedavi seçenekleri hakkında daha fazla bilgi edinmek ve ADHD sahibi biri için hangi tedavilerin iyi çalışabileceğini öğrenmek adına bir uzmandan yardım alınabilir. Zaman zaman zor olabilir; ancak önemli olan ADHD sahibi bir kişiye, davranışlarının kontrol edilebilir olduğunu öğretmektir.

Uygun tedavi sonrası, ADHD olan ve bu belirtilere sahip olan bireyler, yaşam aktivitelerini, yeteneklerini, iletişimlerini ve davranışlarını daha da etkili kullanabilecekler, kişiliklerinin olumlu taraflarını yaşamalarına tanık olma şansına sahip olacaklardır. ADHD’ye ne kadar erken müdahale edilirse, bireylerin yaşamları süresince karşılaştıkları belirtiler de bir o kadar az olacaktır.


Klinik Psikolog Tuğçe Turanlar, psikodinamik yönelim ağırlıklı çalışmaktadır. Travmalarla çalışırken EMDR yöntemini, kişilik örüntüleriyle çalışırken Şema Terapiyi, ilişkilerde ise Gottman Çift Terapisi yaklaşımını kullanmaktadır. Özellikle narsisizm, bağlanma sorunları ve ilişkisel dinamikler üzerine yoğunlaşır. Yazılarında hem klinik deneyimlerinden hem de bilimsel araştırmalardan beslenerek psikolojik kavramları herkesin anlayabileceği bir dille aktarmayı amaçlar.

Kaynaklar

Attention deficit hyperactivity disorder

Adult attention-deficit/hyperactivity disorder

ADHD in Adults: Symptoms, Effects, and Self-Help

Adult ADHD: Symptoms, Causes, Treatments

ADHD Yetişkinlerde ADHD
Önceki
Sonraki

İlgili Makaleler

Yetişkinlerde Bağlanma Biçimleri: Sizinki Hangisi?
Yetişkinlerde Bağlanma Biçimleri: Sizinki Hangisi?
8 Ocak 2024

Yetişkinlerde bağlanma biçimleri, John Bowlby'nin geliştirdiği Bağlanma...

Devamı
Duygusal Yeme
Duygusal Yeme
6 Ağustos 2022

Duygusal yeme: Stres, öfke, korku, can sıkıntısı, üzüntü ve yalnızlık gibi...

Devamı
Karakterolojik Şiddet: Derinlemesine Bir İnceleme
Karakterolojik Şiddet: Derinlemesine Bir İnceleme
21 Kasım 2024

Karakterolojik şiddet, ilişkilerde partnerlerden birinin diğerine karşı...

Devamı
Depresyondaki Partnerime Nasıl Yardım Edebilirim?
Depresyondaki Partnerime Nasıl Yardım Edebilirim?
22 Ocak 2025

Depresyondaki Partnerime Nasıl Yardım Edebilirim? Depresyon, kişinin ruh halini,...

Devamı

Instagram

Hiç ilk görüşte aşık oldunuz mu?
Bazen birine gerç Hiç ilk görüşte aşık oldunuz mu?
Bazen birine gerçekten değil, onun üzerindeki kendi hayalimize, özlemimize ya da eksik kalan bir parçamıza tutuluruz. Jung’a göre aşkın ilk dönemindeki bu büyülenmede projeksiyon önemli bir rol oynar; karşımızdaki kişiyi olduğu gibi değil, içimizde taşıdığımız imgeyle birlikte görürüz.
Bu bölümde aşkı, projeksiyonu, anima-animus kavramlarını ve Her filmi üzerinden kurduğumuz o ilk büyülenmenin neden bu kadar güçlü olduğunu anlatıyorum.
Bu sorunun cevabını Jung’un kavramları üzerinden daha derinlemesine dinlemek isterseniz, profildeki linkten Seans Odası Sakinleri podcastine ulaşabilirsiniz. Bölümü Apple Podcasts ve Spotify üzerinden dinleyebilirsiniz 🩵
#podcast #psikoloji
“Yeterince iyi olursam sevilirim” inancı, çoğu zam “Yeterince iyi olursam sevilirim” inancı, çoğu zaman çocuklukta duygusal olarak yeterince görülmemiş olmanın izlerini taşır. Duygusal olarak yeterince ulaşılabilir olmayan ebeveynlerle büyüyen çocuk, sorunu kendinde arar. Daha uyumlu, daha başarılı, daha sessiz ya da daha az talepkar olursa sevileceğine inanır. Bu strateji çocuklukta ilişkiyi koruyarak hayatta kalmayı sağlar; ancak yetişkinlikte kişinin kendi ihtiyaçlarını bastırmasına, ilişkilerde fazla sorumluluk almasına ve sürekli onay aramasına yol açabilir.
İyileşme, geçmişte hayatta kalmanızı sağlayan bu eski örüntüyü fark etmekle başlar. Yetişkinlikte sağlıklı ve güvenli bağlar kurmak; kusursuz bir rol yapmayı değil, kendi sınırlarınız ve ihtiyaçlarınızla sahici bir şekilde var olabilmeyi gerektirir. Unutmayın, sevgi kazanılması gereken bir ödül değildir. Değeriniz, ne kadar faydalı olduğunuzla değil; var olmanızla ilgilidir. 🩵
#psikoloji
Bazı yanlarımızı saklarız; çünkü onları kendimize Bazı yanlarımızı saklarız; çünkü onları kendimize yakıştıramayız.
Öfke, kıskançlık, kırılganlık ya da güç arzusu bazen ‘ben böyle biri değilim’ diyerek bilinçdışına itilir. Ama bastırılan şey kaybolmaz; çoğu zaman başka insanlarda bizi en çok rahatsız eden şey olarak geri döner. Jung buna gölge der. Dr. Jekyll ve Bay Hyde hikayesi de tam olarak bunu anlatır: insanın kendinden ayırmaya çalıştığı karanlık yan, yok olmaz; güçlenerek geri döner. 
Bu bölümde gölgeyi, projeksiyonu ve neden bazı yanlarımızı inkar ettiğimizi bu hikaye üzerinden anlatıyorum. 
Bu sorunun cevabını Jung’un gölge kavramı üzerinden daha derinlemesine anlamak isterseniz, profildeki linkten Seans Odası Sakinleri podcastine ulaşabilirsiniz. 
Bölümü Apple Podcasts ve Spotify’dan dinleyebilirsiniz 🎙️
#psikoloji #podcast
Yalnızlık, çoğu zaman tek başına olmaktan çok, sah Yalnızlık, çoğu zaman tek başına olmaktan çok, sahici bir yakınlık kuramamaktan doğar. Bu nedenle insan bazen kalabalıkların içinde, ilişkilerin ortasında ve sürekli iletişim hâlindeyken bile kendini derinden yalnız hisseder. 
Sorun her zaman çevrede kaç kişinin olduğu değildir; o ilişkilerin ne kadar güvenli, karşılıklı ve duygusal olarak taşıyıcı olduğudur.
Sosyal medya çağında bu ayrım daha da belirginleşti. İnsanlar hiç olmadığı kadar görünür, ulaşılabilir ve bağlantı içinde. Ancak bağlantının artması, yakınlığın da arttığı anlamına gelmiyor. Mesajlaşmak, birbirini izlemek ya da sürekli çevrimiçi kalmak; anlaşılma, görülme ve duygusal olarak karşılık bulma ihtiyacını her zaman karşılamıyor. Bu yüzden kişi çok sayıda ilişki içinde olsa bile, gerçek bir temas yaşamadığında yalnızlık sürüyor.
Yalnızlığı ağırlaştıran bir başka etken de, tek başına olmaya yüklenen anlamdır. Çünkü tek başınalık ile yalnızlık aynı şey değildir. Tek başına olmak kimi zaman içe dönüş, dinlenme ve ruhsal toparlanma alanı sunabilir. Yalnızlık ise ilişki içinde de hissedilebilen bir kopukluk hâlidir. İnsan her yalnız kaldığında zarar görmez; ama kendisi olarak var olamadığı ilişkiler içinde giderek daha fazla yalnızlaşabilir.
Bu yüzden yalnızlığı yalnızca daha fazla sosyalleşme ihtiyacı olarak görmek yeterli değildir. Bazen ihtiyaç duyulan şey daha çok insan değil, daha sahici temas; bazen de yakınlıkla, mesafeyle ve tek başınalıkla kurulan içsel ilişkiyi yeniden düşünmektir🌷
#psikoloji
Külkedisi Sendromu, kadınların bağımsızlığa karşı Külkedisi Sendromu, kadınların bağımsızlığa karşı geliştirdikleri bilinçdışı korkuyu ve bir başkası tarafından korunma, yönlendirilme ya da “kurtarılma” arzusunu anlatmak için kullanılan bir kavramdır. Bu nedenle, bir klinik tanıdan çok, belirli bir psikolojik ve toplumsal örüntüye işaret eder.
Bu örüntüde kişi, yaşamını dönüştürecek gücü kendi içinde değil, dışarıda aramaya başlayabilir. İlişkilerde partnerin idealize edilmesi, aşırı uyum sağlama, kendi benliğini geri plana itme ve güvende hissetmek için bir başkasının varlığına ihtiyaç duyma bu yapının sık görülen görünümlerindendir.
Kavramın dikkat çekici yanı, yalnızca bireysel psikolojiyle değil; masallar, kültürel anlatılar ve toplumsallaşma süreçleriyle de ilişkili olmasıdır. 
Külkedisi masalında olduğu gibi, kadın bekler, sabreder, uyum gösterir; değişim ise kendi eyleminden çok dışarıdan gelen bir figürle mümkün olur. Böylece bağımsızlık, özgürleştirici bir alan olmaktan çıkıp kaygı uyandıran bir alana dönüşebilir.
Psikodinamik açıdan bakıldığında ise bu örüntü, bağımsızlıkla ilgili çatışmalı duyguların bastırılması üzerinden de okunabilir.
🌷
#psikoloji
Beyaz Şövalye Sendromu, ilişkide sürekli kurtarıcı Beyaz Şövalye Sendromu, ilişkide sürekli kurtarıcı role geçmeyi anlatır. Kişi karşısındakini sevmekle yetinmez; onu toparlamaya, iyileştirmeye, taşımaya ve düzeltmeye de çalışır.
İlk bakışta bu, sevgi, fedakarlık ve bağlılık gibi görünebilir. Ama zamanla ilişki, iki kişinin birbirine eşlik ettiği bir alan olmaktan çıkıp birinin diğerini sürekli düzenlemeye çalıştığı bir yapıya dönüşebilir.
Bu dinamikte partnerin sorunları kişinin gündemine dönüşür, partnerin duyguları ise kendi sorumluluğu gibi hissedilir. Kimi zaman dışarıdan “çok ilgili” görünen tutumun altında, kaybetme korkusu ya da vazgeçilmez olma ihtiyacı da bulunabilir.
Oysa sağlıklı destek vermek ile kurtarıcı role geçmek aynı şey değildir. Destek vermek, karşı tarafın yerine yaşamak değil; yanında olurken yine de onun kendi ayakları üzerinde durmasına alan açmaktır.
Beyaz şövalye dinamiğinde ise bu denge bozulur. Bir süre sonra sevgi ile sorumluluk, şefkat ile yük taşıma birbirine karışır. Bu da ilişkide eşitliği zedeler; yorgunluk, kırgınlık ve bastırılmış öfke yaratabilir ❤️‍🩹
Çoğu zaman bu rol kötü niyetle değil, iyi niyetle başlar. Ama yine de şu fark önemlidir: Sevgi, birini taşımak değildir. Destek olmak, onun yerine yaşamak değildir. 
Yakınlık, birini kurtarma görevi değildir.
#psikoloji
Instagram'da takip et

Konular

  • İlişkisel Örüntüler
  • Bağlanma ve Yakınlık Sorunları
  • Travma ve Psikolojik İzler
  • Kişilik Yapıları
  • İçsel Çatışmalar ve Anlam Arayışı
  • Kaygı, Kontrol ve Aşırı Düşünme
  • Rüyalar ve Bilinçdışı Süreçler

Hızlı Erişim

  • Hakkımda
  • S.O.S Podcast
  • Spotify'da Dinle
  • Apple Podcasts'te Dinle
  • Bireysel Danışmanlık
  • Çift Danışmanlığı
  • İletişim

Yasal Uyarı

Bu internet sitesinin içeriği ve uygulamaları, sadece bilgilendirme ve eğitim amaçlı olup, herhangi bir şekilde tıbbi öneri verme veya herhangi bir danışan sağlama amacı ile oluşturulmamıştır. Sitemizde yer alan alıntı ve görüşler açıkça belirtilmediği takdirde resmi görüşlerini yansıtmamaktadır. Yazılı izin alınmaksızın kaynak gösterilerek dahi kullanılamaz.