Tuğçe Turanlar

  • Anasayfa
  • Hakkımda
  • Hizmetler
    • Bireysel Terapi
    • Çift Terapisi
    • EMDR Terapisi
  • Konular
    • İlişkiler ve Bağlanma
    • Kaygı ve Anksiyete
    • Travma ve Bedensel Bellek
    • Psikanalitik Düşünce
  • Podcast
  • İletişim

Tuğçe Turanlar

  • Anasayfa
  • Hakkımda
  • Hizmetler
    • Bireysel Terapi
    • Çift Terapisi
    • EMDR Terapisi
  • Konular
    • İlişkiler ve Bağlanma
    • Kaygı ve Anksiyete
    • Travma ve Bedensel Bellek
    • Psikanalitik Düşünce
  • Podcast
  • İletişim
  • Anasayfa
  • Hakkımda
  • Hizmetler
    • Bireysel Terapi
    • Çift Terapisi
    • EMDR Terapisi
  • Konular
    • İlişkiler ve Bağlanma
    • Kaygı ve Anksiyete
    • Travma ve Bedensel Bellek
    • Psikanalitik Düşünce
  • Podcast
  • İletişim
featured_image

Aldatma Sonrası Güven: Eskisi Gibi Olmak Mümkün mü?

16 Mayıs 2026 Yazar: Klinik Psikolog Tuğçe Turanlar İlişkiler ve Bağlanma 0 Yorum

Aldatıldığını öğrenen bir kişi önce şok yaşar. Ardından sorular gelir: “Bu nasıl oldu?”, “Bunu neden göremedim?”, “Şimdi ne yapacağım?”

Zaman geçtikçe bu sorular daha da ağırlaşır. Çünkü asıl zor soru şudur: “Bu kişiye yeniden güvenebilir miyim?”

Aldatma sonrası güven meselesi, yalnızca “kalmak mı, ayrılmak mı?” sorusundan ibaret değildir. Güvenin neden bu kadar derinden sarsıldığını, affetmenin ne anlama geldiğini ve terapinin bu süreçte nasıl yardımcı olduğunu anlamadan bu soruya sağlıklı bir yanıt vermek zordur.

Aldatma Sonrası Güven Kaybı Neden Bu Kadar Ağır Yaşanır?

Güven, bir ilişkide arka planda duran bir zemin gibidir. Varken onu çoğu zaman fark etmeyiz. Çünkü güven olduğunda ilişki daha doğal akar.

Bağlanma kuramı açısından bakıldığında, güvenli bir ilişki kişiye şu temel duyguyu verir: “Bu kişi bana zarar vermez. İhtiyacım olduğunda yanımda olur.”

Aldatma bu duyguyu ani ve güçlü bir şekilde yıkar. Sarsılan yalnızca partnere duyulan güven değildir. Kişinin kendi algısına ve sezgisine duyduğu güven de sarsılır: “Bunu neden görmedim?”, “Yaşadıklarımız gerçek miydi?”, “Bir insanı gerçekten tanımak mümkün mü?”

Bu yüzden aldatma sonrası tepkiler çoğu zaman çok yoğundur. Öfke, uyuşma, yas, utanç ya da kontrolü kaybetme hissi görülebilir. Klinik açıdan bakıldığında, bu tepkiler travmatik bir deneyimden sonra görülen tepkilere yakındır. Abartılı değildir. Gerçek bir kırılmaya verilen anlaşılır bir yanıttır.

Aldatan Kişi Tekrar Aldatır mı?

Bu, aldatıldıktan sonra en sık sorulan sorulardan biridir. Yanıtı ise ne kesin bir evet ne de kesin bir hayırdır.

Bazı kişilerde aldatma, tekrar eden bir ilişki örüntüsünün parçasıdır. Yakınlıktan kaçınma, duygusal boşluğu dışarıda doldurma ya da çatışmayla yüzleşmekten kaçınma gibi dinamiklerle ilişkilidir. Bu örüntü görülmeden ve üzerinde çalışılmadan, aldatmanın tekrarlanma riski yüksek kalır.

Öte yandan bazı kişilerde aldatma, ilişkide uzun süredir karşılanmayan bir ihtiyacın, yaşanan bir krizin ya da geçici bir dönemin içinde ortaya çıkar. Bu, aldatmayı haklı çıkarmaz. Ama tekrar riskini değerlendirirken olayın hangi bağlamda yaşandığını dikkate almak gerekir.

Burada asıl belirleyici olan, aldatan kişinin bu davranışla nasıl yüzleştiğidir. Savunmaya mı geçiyor, yoksa gerçekten anlamaya mı çalışıyor? Sorumluluk alıyor mu, yoksa suçu tamamen ilişkinin koşullarına ya da partnerine mi yüklüyor?

Bu soruların yanıtları, aldatmanın tekrarlanma ihtimalini anlamada sezgilere güvenmekten daha sağlam bir zemin sunar.

Aldatma Sonrası Affetmek Zorunlu mudur?

Hayır. Affetmek, kişinin yapmak zorunda olduğu ahlaki bir görev değildir. Zorla ya da kişi hazır olmadan verilen bir af, çoğu zaman gerçek bir af olmaz. Hatta iyileşme sürecini geciktirir.

Affetmek, kişi buna hazır olduğunda ve içinden geldiğinde anlam taşır; dayatıldığında değil.

Burada önemli bir ayrım vardır: Affetmek ile ilişkiye devam etmek aynı şey değildir. Bir kişi partneriyle ilişkisini sürdürmeye karar verebilir; ama bu, onu affettiği anlamına gelmez. Ya da partnerini affeder; ama ilişkiye devam etmek istemez. Bu iki karar birbirinden bağımsızdır.

Affetmenin psikolojik işlevi, çoğu zaman karşı taraf için değil, kişinin kendisi içindir. Kişinin taşıdığı öfke ve acıyla yaşamayı bırakması, kendi iyiliği açısından önemlidir. Ama bu süreç zorla hızlandırıldığında, beklenenin tam tersi bir etki yaratır.

Aldatan Partnerin Sorumluluk Alması Neden Önemlidir?

Güvenin yeniden kurulması için en temel koşullardan biri, aldatan kişinin gerçekten sorumluluk almasıdır. Bu, yalnızca özür dilemekten ibaret değildir.

Gerçek sorumluluk şu sorularla başlar: Bu davranış neden ortaya çıktı? Kendi içimde hangi boşluğu bu yolla doldurmaya çalıştım? Bunu ilişki içinde konuşmak yerine neden gizledim?

Bu sorulara yüzeysel değil, içtenlikle bakan kişi, değişim için bir zemin oluşturur.

Buna karşılık, “Ama sen de…” diye başlayan savunmalar, “Zaten ilişkimiz kötüydü” gibi sorumluluktan kaçan açıklamalar ya da aldatılan kişinin tepkilerini abartılı bulan bir tutum, onarımın önündeki en büyük engellerden biridir.

Aldatılan kişi bu süreçte şuna bakar: Karşımda yalnızca özür dileyen ama değişmeyen biri mi var, yoksa gerçekten ne yaptığını anlamaya çalışan biri mi?

Bu gözlem, güvenin yeniden kurulup kurulamayacağına dair en önemli işaretlerden biridir.

Aldatma Sonrası Çift Terapisi veya Bireysel Terapi Ne Sağlar?

Bireysel terapi ve çift terapisi bu süreçte farklı işlevler görür. Bazı durumlarda ikisinin birlikte yürütülmesi daha yararlıdır.

Bireysel terapi, aldatılan kişinin acısını, öfkesini ve karmaşık duygularını güvenli bir alanda anlamasına yardımcı olur. Kişinin hemen karar vermeden önce ne hissettiğini fark etmesi, bu süreçte çok önemlidir.

Aldatan kişi için de bireysel terapi önemlidir. Çünkü kendi davranışını yalnızca bir özürle geçiştirmek yerine, gerçekten anlamaya çalışması değişim için daha sağlam bir zemin oluşturur.

Çift terapisi ise ilişkinin kırıldığı noktaya odaklanır. Güvenin nasıl yeniden kurulacağını, iki kişinin birbirine nasıl daha dürüst yaklaşacağını ve ilişkinin bundan sonra nasıl devam edeceğini birlikte ele almak için bir alan açar.

Ancak çift terapisinin işe yaraması için iki tarafın da sürece gerçekten dahil olması gerekir. Yalnızca bir tarafın istekli olduğu durumlarda çift terapisinden tam anlamıyla yararlanmak zorlaşır.

Aldatma Sonrası Güven Bir Karar Değil, Bir Süreçtir

Aldatmadan sonra güven meselesine yalnızca “güveneyim mi, güvenmeyeyim mi?” diye bakmak, süreci fazla basitleştirir.

Güven, tek bir anda verilen bir karar değildir. Zaman içinde gözlemlenen, hissedilen ve yavaş yavaş yeniden oluşan bir süreçtir.

Yeniden kurulan güven, eski güvenin aynısı olmaz. Eski güven çoğu zaman henüz sınanmamış bir güvendir. Yeni güven ise yaşanan kırılmanın farkında olarak, daha bilinçli biçimde kurulan bir zemindir.

Bu farklı bir güvendir; ama daha az gerçek değildir.

Bazı ilişkilerde bu onarım gerçekleşir. Bazılarında ise gerçekleşmez. Her iki sonuç da tek başına başarısızlık anlamına gelmez.

Önemli olan, bu sürecin baskıyla değil, gerçekten anlamaya çalışarak ilerlemesidir. Terapi, hem aldatmanın kişide bıraktığı izleri hem de ilişkinin bundan sonra nereye gittiğini daha açık görmeye yardımcı olur.

Ek kaynak: Aldatma sonrası güven kaybının psikolojik etkileri hakkında daha ayrıntılı bilgi edinmek isterseniz “Is romantic partner betrayal a form of traumatic experience?” başlıklı makaleyi okuyabilirsiniz.

Önceki

İlgili Makaleler

Obsesif Kompulsif Kişilik Bozukluğu Nedir?
Obsesif Kompulsif Kişilik Bozukluğu Nedir?
11 Ocak 2026

Obsesif kompulsif kişilik bozukluğu, kişinin düzen, kontrol, mükemmeliyetçilik ve...

Devamı
Sağlıklı İlişkide İletişim Nasıl Olmalı?
Sağlıklı İlişkide İletişim Nasıl Olmalı?
1 Ekim 2025

Sağlıklı ilişkide iletişim, yalnızca konuşmak ya da sorunları çözmek anlamına...

Devamı
Ghosting Nedir ve Neden Yapılır
Ghosting Nedir ve Neden Yapılır
15 Haziran 2024

Ghosting, bir kişiyle olan iletişimin aniden ve açıklama yapmadan kesilmesi...

Devamı
Yetişkinlerde Bağlanma Biçimleri: Sizinki Hangisi?
Yetişkinlerde Bağlanma Biçimleri: Sizinki Hangisi?
8 Ocak 2024

Yetişkinlerde bağlanma biçimleri, John Bowlby'nin geliştirdiği Bağlanma...

Devamı

Aldatma sonrası güvenin yeniden kurulması, yalnızc Aldatma sonrası güvenin yeniden kurulması, yalnızca “özür dilemekle” mümkün olmaz. Özür önemli olabilir; fakat asıl belirleyici olan, aldatan kişinin kendi davranışını gerçekten anlamaya çalışıp çalışmadığıdır.

“Ama sen de…” diye başlayan savunmalar, aldatılan kişinin tepkisini abartılı bulmak ya da ilişki sorunlarını aldatmanın gerekçesi gibi sunmak, onarımı zorlaştırır.

Çünkü güven, ancak sorumluluğun gerçekten alındığı bir yerde yeniden kurulabilir.

Bu konuyu daha ayrıntılı ele aldığım “Aldatma Sonrası Güven Yeniden Kurulur mu?” başlıklı yazıyı tugceturanlar.com’da okuyabilirsiniz.

🌷 

#psikoloji
Sevilmek için neden bazen sesimizi kısar, ihtiyaçl Sevilmek için neden bazen sesimizi kısar, ihtiyaçlarımızı geri çeker, kendimizden vazgeçeriz?

Bu bölümde Küçük Deniz Kızı masalını; İngiliz Psikanalist Winnicott’ın gerçek/sahte benlik ayrımı ve Klinik Psikolog Dana Crowley Jack’in kendini susturma kavramı üzerinden ele alıyoruz. 

Çünkü bazen mesele aşk için fedakârlık değil; sevilmek uğruna kendi sesini kaybetmektir.

Yeni bölüm Spotify ve Apple Podcasts’te.

Yeni bölümlerden haberdar olmak için Seans Odası Sakinleri podcastini takip edebilirsiniz ❤️

#podcast #psikoloji
Travmatik bir deneyimi anlatmak neden iyileştirir? Travmatik bir deneyimi anlatmak neden iyileştirir?

Bu sorunun cevabı, “konuşmak iyi gelir”den çok daha derine gidiyor.
Psikanalitik perspektiften bakıldığında anlatı; zihnin ham halde tuttuğu, henüz tam olarak işleyemediği deneyimi daha düşünülebilir bir forma sokma girişimidir.
Adı konulamayan şey her zaman yok olmaz. Bazen semptom olarak, beden tepkisi olarak ya da ilişkilerde tekrar eden örüntüler olarak kendini göstermeye devam eder.
Anlatmak, bu döngüyü fark etmeye ve yaşanan deneyime başka bir yerden bakmaya yardım edebilir.
Ama iyileştirici olan yalnızca anlatmak değildir. Güvenli, duyulduğunuz ve yargılanmadığınız bir ilişki içinde anlatabilmektir.

#psikoloji
Bazı duygular yalnızca geçip gitmez; ilişkilerimiz Bazı duygular yalnızca geçip gitmez; ilişkilerimizde, seçimlerimizde, tekrar eden döngülerimizde iz bırakır.

Seans Odası Sakinleri’nde, bireysel terapi ve çift terapisi alanında çalışan bir klinik psikolog olarak insanın iç dünyası, ilişkileri ve kendini anlama yolculuğu üzerine düşüncelerimi paylaşıyorum.

Bazen bir ilişkinin içindeki görünmeyen döngülere, bazen travmanın bugüne bıraktığı izlere, bazen de çocukluktan taşınan bağlanma biçimlerine bakıyoruz.

Jung, Freud, çağdaş psikanalitik düşünce, masallar, filmler ve gündelik hayattan tanıdık duygular bu yolculukta bize eşlik ediyor.

🎙️ Seans Odası Sakinleri’ni Spotify, Apple Podcasts ve diğer podcast platformlarında dinleyebilirsiniz 🤍
“İçimizde olup biteni bilinçli hale getirmediğimiz “İçimizde olup biteni bilinçli hale getirmediğimizde, onu dış dünyada kaderimizmiş gibi yaşarız.” - Jung

Bazen benzer ilişkilere çekilir, benzer insanlara öfkelenir, benzer durumlarda geri çekilir ya da aynı tür hayal kırıklıklarını farklı sahnelerde yeniden yaşarız. Dışarıdan bakıldığında bütün bunlar şanssızlık, kader ya da hayatın bize hazırladığı bir tekrar gibi görünebilir. Oysa dış dünyada sürekli karşımıza çıkan şey, bazen içimizde henüz fark edilmemiş olanın izidir.

Bilinçdışı, yalnızca bastırılmış anılardan ya da unutulmuş deneyimlerden oluşmaz. Çocuklukta geliştirdiğimiz savunmalar, ilişkiler içinde öğrendiğimiz roller, kendimize dair inançlarımız, korkularımız, arzularımız ve gölgede kalan yanlarımız da bilinçdışının parçalarıdır. 
Örneğin “Ben hep terk ediliyorum” diye düşündüğünüzde, farkında olmadan terk edilmeyi bekleyen, yakınlığı tehdit gibi algılayan ya da ilişkilerde kendinizi sürekli aynı mesafeye yerleştiren bir iç düzenekle hareket ediyor olabilirsiniz. 

Bu yaşadığınız acının gerçek olmadığı anlamına gelmez. Tam tersine, acının yalnızca dış koşullardan değil, içsel tekrar örüntülerinden de beslendiğini gösterir. Elbette her şeyin nedeni bilinçdışı değildir. Toplumsal koşullar, travmalar, kayıplar, ekonomik gerçekler ve başkalarının davranışları yaşamımız üzerinde gerçek bir etkiye sahiptir.

Fark edilmeyen duygu çoğu zaman davranışa dönüşür. Kabul edilmeyen öfke pasif saldırganlık olarak ortaya çıkabilir. Tanınmayan değersizlik hissi sürekli onay arayışına dönüşebilir. Yüzleşilmeyen korku ise kontrol ihtiyacı olarak ilişkilerimize sızabilir. 

Bilinçli hale getirmek, yalnızca zihinsel olarak “anlamak” değildir. Kendi iç dünyamızı gözlemleyebilmek, duygularımıza isim verebilmek, tetiklendiğimiz anları fark edebilmek ve eski tepkilerimizle bugünkü gerçekliği ayırt edebilmektir. 

Terapi de çoğu zaman tam olarak bu alanda çalışır: kader sandığımız tekrarları psikolojik bir dile çevirmek. İç dünyamızı tanımaya başladığımızda dış dünya tamamen değişmeyebilir. Ancak biz, aynı dünyaya aynı bilinçdışı zorunluluklarla cevap vermek zorunda kalmayız. 🌷

Klinik Psikolog Tuğçe Turanlar

#psikoloji
Hiç ilk görüşte aşık oldunuz mu?
Bazen birine gerç Hiç ilk görüşte aşık oldunuz mu?
Bazen birine gerçekten değil, onun üzerindeki kendi hayalimize, özlemimize ya da eksik kalan bir parçamıza tutuluruz. Jung’a göre aşkın ilk dönemindeki bu büyülenmede projeksiyon önemli bir rol oynar; karşımızdaki kişiyi olduğu gibi değil, içimizde taşıdığımız imgeyle birlikte görürüz.

Bu bölümde aşkı, projeksiyonu, anima-animus kavramlarını ve Her filmi üzerinden kurduğumuz o ilk büyülenmenin neden bu kadar güçlü olduğunu anlatıyorum.

Bu sorunun cevabını Jung’un kavramları üzerinden daha derinlemesine dinlemek isterseniz, profildeki linkten Seans Odası Sakinleri podcastine ulaşabilirsiniz. Bölümü Apple Podcasts ve Spotify üzerinden dinleyebilirsiniz 🩵

#podcast #psikoloji
Instagram'da takip et

  • KVKK Aydınlatma Metni
  • Web Sitesi Aydınlatma Metni
  • Çerez Politikası
  • uzmanpsikologtugceturanlar@gmail.com
  • 0532 053 39 92 WhatsApp üzerinden ulaşabilirsiniz

Adres

Kuloğlu Mah. Ağa Hamamı Sok. Yasemin Apt. No:14 D:1 Beyoğlu / İstanbul

Bu internet sitesinin içeriği ve uygulamaları, sadece bilgilendirme ve eğitim amaçlı olup, herhangi bir şekilde tıbbi öneri verme veya herhangi bir danışan sağlama amacı ile oluşturulmamıştır. Sitemizde yer alan alıntı ve görüşler açıkça belirtilmediği takdirde resmi görüşlerini yansıtmamaktadır.