Tuğçe Turanlar

  • Anasayfa
  • Hakkımda
  • Klinik Okumalar
    • İlişkisel Dinamikler
    • Bedensel Bellek
    • Jungiyen Okumalar
  • Podcast
  • İletişim

Tuğçe Turanlar

  • Anasayfa
  • Hakkımda
  • Klinik Okumalar
    • İlişkisel Dinamikler
    • Bedensel Bellek
    • Jungiyen Okumalar
  • Podcast
  • İletişim
  • Anasayfa
  • Hakkımda
  • Klinik Okumalar
    • İlişkisel Dinamikler
    • Bedensel Bellek
    • Jungiyen Okumalar
  • Podcast
  • İletişim
featured_image

Maladaptive Daydreaming – Aşırı Hayal Kurmak Bir Hastalık mı?

9 Ekim 2025 Yazar: Tuğçe Turanlar İlişkisel Dinamikler 0 Yorum

Hayalleriniz Hayatınızı Kontrol mü Ediyor? Saatlerce, hatta günün büyük bir bölümünde kendinizi canlı ve ayrıntılı hayaller kurarken mi buluyorsunuz? Bu hayaller öylesine sürükleyicidir ki bazen kişi, gerçek dünyadaki sorumluluklarını, işini ya da ilişkilerini aksatabilir. Eğer bu sorular size tanıdık geliyorsa yalnız değilsiniz. Bu durumun bilimsel bir adı var: Uyumsuz Hayal Kurma (Maladaptive Daydreaming).

Yakın zamana kadar pek bilinmeyen bu olgu, artık bilim insanları tarafından giderek daha fazla ciddiyetle araştırılıyor. On binlerce kişiyi kapsayan 40’tan fazla çalışmayı bir araya getiren kapsamlı bir meta-analiz, uyumsuz hayal kurmanın doğasını ve ruh sağlığıyla olan karmaşık ilişkisini ortaya koyuyor.


Uyumsuz Hayal Kurma (Maladaptive Daydreaming) Nedir?

Uyumsuz Hayal Kurma, ilk bakışta sıradan bir hayal kurma eylemine benzese de, aslında çok daha derin ve karmaşık bir psikolojik fenomendir. Henüz DSM-5 (Ruhsal Bozuklukların Tanısal ve İstatistiksel El Kitabı) gibi tanı sistemlerinde yer almasa da özgün belirtileriyle dikkat çeker.


Yoğun ve Ayrıntılı Hayaller

Uyumsuz hayal kurmanın merkezinde, sıradan fantezilerin ötesine geçen canlı, duygusal olarak yüklü ve karmaşık kurgular yer alır. Bu hayaller genellikle detaylı senaryolar, karakterler ve olay örgülerinden oluşur. Kişi bu dünyalarda yalnızca bir izleyici değil, aynı zamanda aktif bir katılımcıdır. Gerçek hayatta yalnız ya da tatminsiz hisseden biri, bu fantezi evreninde sevilen, güçlü ya da başarılı bir kimliğe bürünebilir.


Kontrol Edilemeyen Dürtü ve Bağımlılığa Benzeyen Süreç

Uyumsuz hayal kurmanın belirgin özelliklerinden biri, bu eylemin istem dışı biçimde yinelenmesi ve zamanla kontrolün zorlaşmasıdır. Kişi hayal kurma isteğine karşı koymakta güçlük yaşar; bu durum giderek artan biçimde zaman alıcı hale gelir ve akademik, sosyal ya da mesleki işlevselliği bozabilir.


Günlük İşlevsellikte Bozulma

Yoğun hayal kurma, genellikle belirgin bir zaman kaybına neden olur. Günün büyük kısmını fantezi dünyasında geçiren bireyler, sorumluluklarını yerine getirmekte zorlanabilir. Bu durum okul başarısında düşüşe, iş performansında azalmaya veya sosyal ilişkilerde kopukluğa yol açabilir. Örneğin, çocuklukta derse odaklanmak yerine hayal kurmayı tercih eden bir kişi, bu örüntüyü yetişkinlikte de sürdürebilir.


Tetikleyiciler ve Eşlik Eden Davranışlar

Uyumsuz hayal kurma genellikle belirli tetikleyicilerle başlar. Özellikle duygusal etkisi yüksek müzikler, bu geçişi kolaylaştıran en yaygın uyaranlardandır. Ayrıca kişi hayal kurarken ileri geri yürüme, jest ve mimik yapma ya da fısıldayarak konuşma gibi tekrarlayıcı davranışlar sergileyebilir. Bu hareketler, kişinin fantezi dünyasına daha derin dalmasına yardımcı olur.


Bilim Bu Konuda Ne Diyor? Araştırmanın Şaşırtıcı Sonuçları

Kapsamlı meta-analiz bulguları, Uyumsuz Hayal Kurma (Maladaptive Daydreaming) olgusunun zihinde izole bir şekilde var olmadığını göstermektedir. Uyumsuz hayal kurma, birçok ruhsal bozuklukla birlikte görülme (komorbidite) eğilimi taşır; bu da onun kişinin genel psikolojik sağlığıyla yakından ilişkili olduğunu ortaya koyar.


Uyumsuz Hayal Kurma (Maladaptive Daydreaming) ve Diğer Psikiyatrik Durumlar

Araştırmanın en dikkat çekici bulgularından biri, uyumsuz hayal kurma belirtilerinin artmasıyla birlikte majör psikopatolojilerin de daha sık görülmesidir. Özellikle şu bozukluklarla güçlü ilişkiler saptanmıştır:

  • Depresyon
  • Kaygı Bozuklukları (Anksiyete)
  • Obsesif Kompulsif Bozukluk (OKB)
  • Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB)
  • Disosiyasyon (kişinin düşüncelerinden, anılarından ya da kimlik duygusundan kopması)
  • Travmatik yaşantıların kalıcı etkileri

Bu veriler, uyumsuz hayal kurmanın sıklıkla diğer psikiyatrik bozukluklarla birlikte seyrettiğini ve bazı durumlarda bu sorunların gelişimi için risk faktörü olabileceğini göstermektedir.


Gündelik Hayatı Etkileyen Psikolojik Zorluklar

Uyumsuz hayal kurma yalnızca klinik düzeydeki tanılarla değil, aynı zamanda bireyin sosyal ve duygusal yaşamını zorlaştıran yaygın psikolojik güçlüklerle de ilişkilidir. Araştırmalar, uyumsuz hayal kurma düzeyi yükseldikçe şu özelliklerin de artma eğiliminde olduğunu göstermektedir:

  • Duygu düzenleme güçlükleri
  • Yalnızlık ve sosyal geri çekilme
  • Utanç ve değersizlik duyguları
  • Genel psikolojik sıkıntı
  • Sorunlu internet kullanımı
  • İşlevsel olmayan kişilik örüntüleri

Bu tablo, uyumsuz hayal kurmanın yalnızca bir “hayal kurma alışkanlığı” değil, bireyin içsel denge ve ilişkisel işlevselliği üzerinde geniş kapsamlı etkileri olan bir psikolojik olgu olduğunu göstermektedir.


Uyumsuz Hayal Kurmanın Benlik Algısına Etkisi

Uyumsuz hayal kurmanın etkileri yalnızca duygusal zorluklarla sınırlı değildir; bireyin benlik algısı üzerinde de belirgin izler bırakır. Araştırmalar, uyumsuz hayal kurma ile öz-yeterlik (kişinin kendi yeteneklerine duyduğu güven) ve öz-saygı arasında anlamlı düzeyde olumsuz bir ilişki olduğunu ortaya koymaktadır.

Uyumsuz hayal kurma arttıkça, birey gerçek dünyadaki başarı ve yeterlilik hissinden uzaklaşabilir. Zihinsel enerjinin büyük bir kısmı fantezi dünyasına yöneldiğinde, kişinin kendi kapasitesine ve yaşamı üzerindeki kontrolüne dair inancı zayıflayabilir.


Bu Durum Herkesi Aynı Mı Etkiliyor?

Araştırmalar, Uyumsuz Hayal Kurma (Maladaptive Daydreaming) olgusunun etkilerinin yaş ve cinsiyete göre değişebildiğini göstermektedir.

Yaş faktörü: Uyumsuz hayal kurmanın anksiyete ve depresyonla olan ilişkisi yaş ilerledikçe güçlenirken, obsesif kompulsif bozukluk (OKB) ve travmayla olan bağı daha çok genç bireylerde belirginleşmektedir.
Cinsiyet faktörü: Kadınların çoğunlukta olduğu örneklemlerde anksiyete ve depresyonla ilişki daha kuvvetliyken, erkeklerin ağırlıkta olduğu gruplarda OKB ile bağlantı daha güçlü görünmektedir.


Uyumsuz Hayal Kurma Bir Hastalık Mı?

Bu bulgular, uyumsuz hayal kurmanın yalnızca bir kişilik özelliği ya da ilginç bir alışkanlık olmadığını; klinik açıdan anlamlı bir olgu olduğunu göstermektedir.
Kapsamlı meta-analizler, uyumsuz hayal kurmanın davranış örüntülerinin birçok resmî DSM bozukluğuna benzediğini ve sıklıkla bu bozukluklarla birlikte görüldüğünü ortaya koymuştur.
Bu durum, onun bağımsız bir ruhsal bozukluk olarak değerlendirilmesi ve gelecekte DSM ya da ICD gibi tanı sistemlerine dâhil edilmesi gerektiğine dair güçlü kanıtlar sunmaktadır.


Neden Sadece Bir Alışkanlık Değil?

Bir davranışın psikiyatrik bir bozukluk olarak tanımlanabilmesi için iki temel ölçüt vardır:
(1) Kişide belirgin bir sıkıntıya yol açması,
(2) Günlük işlevselliği bozması.

Araştırma bulguları, uyumsuz hayal kurmanın bu ölçütleri karşıladığını göstermektedir.
Düşük öz-saygı ve öz-yeterlik düzeyleriyle negatif, yalnızlık ve utanç duygularıyla pozitif yönde ilişkili olması; bireyin yaşamında ciddi bir duygusal yük ve işlevsellik kaybı yarattığını ortaya koymaktadır.


Uyumsuz Hayal Kurmayı Diğer Durumlardan Ayıran Nedir?

Bazı araştırmacılar, uyumsuz hayal kurmayı depresyon ya da anksiyetenin bir belirtisi olarak değerlendirse de, güncel bulgular bunun özgün bir sendrom olduğunu desteklemektedir.
Bu olguyu diğer bozukluklardan ayıran temel özellikler şunlardır:

  • Günlük yaşam işlevselliğini belirgin biçimde bozan, sürükleyici ve zaman alıcı fanteziler,
  • İstemli kontrole dirençli, kompulsif nitelikte bir hayal kurma dürtüsü,
  • Fanteziler sırasında yaşanan yoğun duygusal etkileşim ve gerçeklikten kopuş hissi.

Bu özellikler, uyumsuz hayal kurmanın hem klinik olarak ayırt edilebilir hem de tedaviye yönelik özgün yaklaşımlar gerektiren bir yapı olduğunu göstermektedir.


Resmî Olarak Tanınmasının Önemi

Uyumsuz hayal kurmanın resmî olarak bir ruhsal bozukluk şeklinde tanınması, bu durumu yaşayan binlerce insan için önemli sonuçlar doğuracaktır. Böyle bir adım, hedefe yönelik tedavi ve müdahalelerin geliştirilmesini kolaylaştırabilir; klinik farkındalığı artırarak sağlık hizmetlerine erişimi iyileştirebilir ve damgalanmayı (stigma) azaltabilir.

Eğer yukarıda anlatılanlar size kendi deneyimlerinizi hatırlatıyorsa, bilmeniz gereken en önemli şey bunun sizin suçunuz olmadığıdır.
Destek almak mümkündür ve giderek artan bilimsel ilgi, gelecekte daha etkili tanı ve tedavi yöntemlerinin geliştirilmesi için umut vermektedir.
Yaşadıklarınızı bir ruh sağlığı uzmanıyla paylaşmak, bu döngüden çıkmak için atılabilecek en önemli adımlardan biridir.


Klinik Psikolog Tuğçe Turanlar, psikodinamik yönelim ağırlıklı çalışmaktadır. Travmalarla çalışırken EMDR yöntemini, kişilik örüntüleriyle çalışırken Şema Terapiyi, ilişkilerde ise Gottman Çift Terapisi yaklaşımını kullanmaktadır. Özellikle narsisizm, bağlanma sorunları ve ilişkisel dinamikler üzerine yoğunlaşır. Yazılarında hem klinik deneyimlerinden hem de bilimsel araştırmalardan beslenerek psikolojik kavramları herkesin anlayabileceği bir dille aktarmayı amaçlar.


Kaynaklar

Maladaptive daydreaming and psychopathology: A meta-analysis.

Online Bireysel Terapi Psikodinamik terapi
1 Like
Önceki
Sonraki

İlgili Makaleler

Duygudurum Bozukluğu Nedir
Duygudurum Bozukluğu Nedir
5 Kasım 2024

Duygudurum bozukluğu, kişinin duygu durumunda sürekli veya tekrarlayan...

Devamı
Duygusal Yeme
Duygusal Yeme
6 Ağustos 2022

Duygusal yeme: Stres, öfke, korku, can sıkıntısı, üzüntü ve yalnızlık gibi...

Devamı
Kırılgan Narsist Nedir? Belirtileri, Nedenleri ve İlişkilerde Etkileri
Kırılgan Narsist Nedir? Belirtileri, Nedenleri ve İlişkilerde Etkileri
15 Aralık 2024

Kırılgan narsisizm, kişinin kendilik değerini başkalarının onayına bağladığı,...

Devamı
Yetişkinlerde Travma
Yetişkinlerde Travma
15 Ocak 2024

Yetişkinlerde travma, çocukluk çağında yaşanmış olaylardan, ani şiddet içeren...

Devamı

Instagram

Külkedisi Sendromu, kadınların bağımsızlığa karşı Külkedisi Sendromu, kadınların bağımsızlığa karşı geliştirdikleri bilinçdışı korkuyu ve bir başkası tarafından korunma, yönlendirilme ya da “kurtarılma” arzusunu anlatmak için kullanılan bir kavramdır. Bu nedenle, bir klinik tanıdan çok, belirli bir psikolojik ve toplumsal örüntüye işaret eder.

Bu örüntüde kişi, yaşamını dönüştürecek gücü kendi içinde değil, dışarıda aramaya başlayabilir. İlişkilerde partnerin idealize edilmesi, aşırı uyum sağlama, kendi benliğini geri plana itme ve güvende hissetmek için bir başkasının varlığına ihtiyaç duyma bu yapının sık görülen görünümlerindendir.

Kavramın dikkat çekici yanı, yalnızca bireysel psikolojiyle değil; masallar, kültürel anlatılar ve toplumsallaşma süreçleriyle de ilişkili olmasıdır. 

Külkedisi masalında olduğu gibi, kadın bekler, sabreder, uyum gösterir; değişim ise kendi eyleminden çok dışarıdan gelen bir figürle mümkün olur. Böylece bağımsızlık, özgürleştirici bir alan olmaktan çıkıp kaygı uyandıran bir alana dönüşebilir.

Psikodinamik açıdan bakıldığında ise bu örüntü, bağımsızlıkla ilgili çatışmalı duyguların bastırılması üzerinden de okunabilir.

🌷

#psikoloji
Beyaz Şövalye Sendromu, ilişkide sürekli kurtarıcı Beyaz Şövalye Sendromu, ilişkide sürekli kurtarıcı role geçmeyi anlatır. Kişi karşısındakini sevmekle yetinmez; onu toparlamaya, iyileştirmeye, taşımaya ve düzeltmeye de çalışır.

İlk bakışta bu, sevgi, fedakarlık ve bağlılık gibi görünebilir. Ama zamanla ilişki, iki kişinin birbirine eşlik ettiği bir alan olmaktan çıkıp birinin diğerini sürekli düzenlemeye çalıştığı bir yapıya dönüşebilir.

Bu dinamikte partnerin sorunları kişinin gündemine dönüşür, partnerin duyguları ise kendi sorumluluğu gibi hissedilir. Kimi zaman dışarıdan “çok ilgili” görünen tutumun altında, kaybetme korkusu ya da vazgeçilmez olma ihtiyacı da bulunabilir.

Oysa sağlıklı destek vermek ile kurtarıcı role geçmek aynı şey değildir. Destek vermek, karşı tarafın yerine yaşamak değil; yanında olurken yine de onun kendi ayakları üzerinde durmasına alan açmaktır.

Beyaz şövalye dinamiğinde ise bu denge bozulur. Bir süre sonra sevgi ile sorumluluk, şefkat ile yük taşıma birbirine karışır. Bu da ilişkide eşitliği zedeler; yorgunluk, kırgınlık ve bastırılmış öfke yaratabilir ❤️‍🩹

Çoğu zaman bu rol kötü niyetle değil, iyi niyetle başlar. Ama yine de şu fark önemlidir: Sevgi, birini taşımak değildir. Destek olmak, onun yerine yaşamak değildir. 

Yakınlık, birini kurtarma görevi değildir.

#psikoloji
“Bırak yapsınlar” yaklaşımı, umursamazlık ya da he “Bırak yapsınlar” yaklaşımı, umursamazlık ya da her şeyi akışına bırakmak değildir. Asıl mesele, kontrol edemediğiniz kişilerle, tepkilerle ve durumlarla sürekli zihinsel mücadele etmek yerine enerjinizi gerçekten etkileyebildiğiniz alana yöneltebilmektir 🌷

Yani odağı, başkalarının ne yaptığına değil; kendi tutumunuza, sınırlarınıza ve seçimlerinize çevirmektir.

Bu bakış açısı, dışarıyı kontrol etmeye çalışırken yaşadığınız yorgunluğu ve güçsüzlük hissini azaltmaya yardımcı olabilir. 

Başkalarının davranışlarını değiştirmeye çalışmak yerine, kendi tepkinizi düzenlemeniz, değerlerinize uygun hareket etmeniz ve gerçekliği olduğu gibi görebilmeniz daha işlevsel bir zemin sağlar. Böylece zihninizdeki gereksiz yük azalabilir, daha net düşünmek ve daha sağlıklı kararlar almak kolaylaşabilir.

Günlük yaşamda bu yaklaşım; mesajınıza dönmeyen bir arkadaş, eleştirel bir iş ortamı ya da hayal kırıklığı yaratan bir ilişki dinamiği karşısında hemen savunmaya geçmemenizi destekler. 

Bunun yerine durup olanı fark etmek, kısa bir içsel mesafe oluşturmak ve ardından “Ben şimdi ne yapacağım?” sorusuna dönmek mümkün hâle gelir. 

Ancak bunun, şiddet, tehdit ya da hak ihlali içeren durumlarda pasif kalmak anlamına gelmediğini unutmamak gerekir. Böyle durumlarda öncelik, kendinizi korumak ve destek almaktır.

Klinik Psikolog Tuğçe Turanlar

Kaynak: Bırak Yapsınlar Teorisi - Mel Robbins 
Mutluluk Tuzağı - Russ Harris
Travma sadece “kötü bir anı” değildir. Sinir siste Travma sadece “kötü bir anı” değildir. Sinir sisteminde ve bedende iz bırakabilir. Çözülmemiş travmatik stres, bedenin alarm sistemini (HPA ekseni) uzun süre açık tutabilir. Bu da bizi fark etmeden “hayatta kalma” moduna sokar. Uyku bozulabilir. Enerji düşebilir. Ağrı ve gerginlik artabilir.

Zihin ve beden ayrı yapılar değildir. Duygusal stres; hormonlar, sinir sistemi ve bağışıklık sistemiyle sürekli etkileşim halindedir. Uzun süren stres kortizol dengesini etkileyebilir. Bu denge bozulduğunda vücudun enflamasyonu düzenlemesi zorlaşabilir. Bu durum bazı kişilerde bedensel kırılganlığı artırabilir. Burada amaç “duygular hastalık yapar” demek değildir. Daha doğru ifade şudur: Stres yükü arttıkça bazı sağlık sorunları için risk artabilir.

Gabor Maté’nin kuramsal çerçevesi, özellikle sınır koyamama ve öfkeyi bastırma gibi örüntülerin “gizli stres” yaratabileceğini söyler. Bu, kesin bir neden–sonuç iddiası değildir. Klinik gözlemlerle güçlenen bir yorumdur. ACE çalışmaları da çocuklukta olumsuz deneyimler arttıkça yetişkinlikte bazı sağlık risklerinin arttığını gösterir. Travma bir hastalığın tek nedeni değildir. Genetik ve çevresel etkenler de önemlidir. En kritik nokta suçlamak değil, tabloyu doğru okumaktır.

#psikoloji 

Okuma önerisi: Dr. Gabor Maté – Vücudunuz Hayır Diyorsa 

**Bu içerik bilgilendirme amaçlıdır. Tanı koymaz ve tedavi önerisi yerine geçmez. Şikâyetleriniz için bir hekime ve/veya ruh sağlığı uzmanına başvurunuz.**
Tetris Oynamak Travmatik Anıların Etkisini Azaltır Tetris Oynamak Travmatik Anıların Etkisini Azaltır mı?
Klinik araştırmalar, travmatik bir olaydan sonra Tetris oynamanın, akla gelen rahatsız edici görüntülerin sıklığını azaltabileceğini göstermektedir. 

Bu yöntem, Tetris’in beynin sınırlı kapasiteye sahip “çalışma belleğini” meşgul ederek anının şiddetini zayıflatmasıyla çalışır. 

Ancak Tetris tek başına bir tedavi değil, profesyonel süreci destekleyen bir bilişsel araçtır.

Tetris Beyindeki Travmatik Görüntüleri Nasıl Zayıflatır?

Travmatik anılar zihnimizde genellikle canlı ve sarsıcı “fotoğraflar” olarak saklanır. Beynimizin aynı anda işleyebileceği bilgi miktarı ise sınırlıdır.

“Bilişsel rekabet” adı verilen sürece göre; bir kişi travmatik bir anıyı hatırlarken aynı anda Tetris gibi blokların döndürülmesini gerektiren bir oyun oynarsa, beyin her iki görsel işi aynı kalitede yapamaz. 

Tetris, beynin görsel kaynaklarını doldurarak travmatik görüntünün zihne daha sönük ve daha az rahatsız edici bir şekilde geri kaydedilmesini sağlar.

Beyin Esnekliği (Nöroplastisite) Bu Süreçte Nasıl Bir Rol Oynar?

Beynimiz deneyimlerle kendini yeniden şekillendirme (nöroplastisite) yeteneğine sahiptir. 

Travmatik anılar sabit kayıtlar değildir; her hatırlandıklarında değişime açık hale gelirler. 

Tetris oynamak, anının en canlı olduğu o kısa sürede araya girerek travma devrelerini “kesintiye uğratır”. Böylece anının duygusal yükü zamanla hafifleyebilir.

Tetris ve EMDR Terapisi Arasındaki Benzerlik Nedir?

Tetris, klinik psikolojide kullanılan EMDR (Göz Hareketleriyle Duyarsızlaştırma) yöntemiyle benzer bir mantığa sahiptir. EMDR’de terapist rehberliğinde gözler sağa sola hareket ettirilerek beyin meşgul edilir. 

Tetris de görsel-uzamsal dikkatimizi yoğun şekilde kullanarak beyni benzer bir “duyarsızlaşma” sürecine sokar.

Önemli olan oyunun kendisi değil, zihni görsel olarak meşgul etme biçimidir. Benzer bir destekleyici etki için şu aktiviteler de tercih edilebilir:

* Yapboz (Puzzle)
* Çizim ve Boyama
* El İşleri: Örgü örmek gibi
* Mekansal Planlama

**Bu içerik bilgilendirme amaçlıdır. Eğer travma sonrası stres belirtileri yaşıyorsanız, mutlaka bir ruh sağlığı uzmanından destek almalısınız.**

#psikoloji
Her Şey Yolundayken Neden “Kötü Bir Şey Olacak” Gi Her Şey Yolundayken Neden “Kötü Bir Şey Olacak” Gibi Hissediyoruz?❤️‍🩹

Hayatınızda her şey yolunda giderken aniden bir huzursuzluk çöküyor mu? Sanki bu mutluluğun bir bedeli olacakmış gibi bir tetikte olma hali...
Aslında bu, sinir sisteminizin size bir oyunudur. Eğer kaotik bir ortamda büyüdüyseniz, sinir sisteminiz huzuru “tekinsiz bir boşluk” olarak kodlar. Çünkü sizin için tanıdık olan mutsuzluk, yabancı olan huzurdan daha “güvenli” hissettirir.

🌱Bu döngünün temelinde şunlar olabilir:

* Kaosun Konforu: Zihniniz, ne zaman ne olacağını bildiği o eski huzursuz günleri özler; çünkü krizin içinde nasıl hayatta kalacağınızı biliyorsunuzdur.

* Kontrol Çabası: Dışarıdan gelecek olası bir “darbeyi” bekleyip gerilmek yerine, kendi mutsuzluğunuzu yaratarak durumu kontrol altında tutmaya çalışırsınız.

* Ebeveyne Bilinçdışı Sadakat: Eğer mutsuz veya acı çeken ebeveynlerle büyüdüyseniz, onlardan daha mutlu olmayı onlara bir “ihanet” gibi hissedebilirsiniz. Onların yaşayamadığı o huzurlu hayatı yaşamak, bilinçdışında bir suçluluk duygusu yaratarak sizi yeniden tanıdık olan o mutsuz zemine çekebilir.

🌱Huzura tahammül etmek, sinir sistemine bu sessizliğin güvenli olduğunu ve mutlu olmanın bir suç olmadığını yeniden öğretmekle başlar.

Bu konu hakkında daha detaylı bilgi edinmek ve makalenin tamamını okumak için web sitemdeki yazıyı inceleyebilirsiniz: tugceturanlar.com 👩🏻‍💻

Not: Psikolojiye dair farkındalık notları, hazırladığım kendi kendine yardım araçları ve topluluğa özel içerikler için “Seans Odası Sakinleri” Telegram kanalına katılabilirsiniz. Terapi sürecini desteklemek ya da bireysel içsel yolculuğuna eşlik etmek isteyen herkes bu alana davetlidir. Katılım için gerekli bağlantıya profilimden ulaşılabilir.

#psikoloji #psikoterapi
Instagram'da takip et

Öne Çıkan Konular

  • İlişkisel Örüntüler
  • Bağlanma ve Yakınlık Sorunları
  • Travma ve Psikolojik İzler
  • Kişilik Yapıları
  • İçsel Çatışmalar ve Anlam Arayışı
  • Kaygı, Kontrol ve Aşırı Düşünme
  • Rüyalar ve Bilinçdışı Süreçler

Son Eklenenler

  • Tetris ve Travma: Kötü Anıları Durdurmak Mümkün mü?
  • Tekrarlayan Rüyalar Neden Görülür? Bilinçdışının Israrı
  • Tekrar Eden Yaşam Örüntüleri ve Bilinçdışı: Semboller Ne Anlatır?
  • Her Şey Yolundayken Mutsuz Hissetmek
  • Paranoid Kişilik Yapısı: Sürekli Tehdit Algısı ve Güven Sorunu
  • Sosyal Kaygı: Görülme Korkusuna Analitik Bir Bakış

Yasal Uyarı

Bu internet sitesinin içeriği ve uygulamaları, sadece bilgilendirme ve eğitim amaçlı olup, herhangi bir şekilde tıbbi öneri verme veya herhangi bir danışan sağlama amacı ile oluşturulmamıştır. Sitemizde yer alan alıntı ve görüşler açıkça belirtilmediği takdirde resmi görüşlerini yansıtmamaktadır. Yazılı izin alınmaksızın kaynak gösterilerek dahi kullanılamaz