Tuğçe Turanlar

  • Anasayfa
  • Hakkımda
  • Konular
    • İlişkiler ve Bağlanma
    • Kaygı ve Anksiyete
    • Travma ve Bedensel Bellek
    • Rüyalar
    • Bilinçdışı Süreçler
    • Psikanalitik Düşünce
  • Podcast
  • İletişim

Tuğçe Turanlar

  • Anasayfa
  • Hakkımda
  • Konular
    • İlişkiler ve Bağlanma
    • Kaygı ve Anksiyete
    • Travma ve Bedensel Bellek
    • Rüyalar
    • Bilinçdışı Süreçler
    • Psikanalitik Düşünce
  • Podcast
  • İletişim
  • Anasayfa
  • Hakkımda
  • Konular
    • İlişkiler ve Bağlanma
    • Kaygı ve Anksiyete
    • Travma ve Bedensel Bellek
    • Rüyalar
    • Bilinçdışı Süreçler
    • Psikanalitik Düşünce
  • Podcast
  • İletişim
Travma terapisi ve EMDR sürecini temsil eden, ellerini göğsünde birleştirmiş sakin bir kadın illüstrasyonu

Travma Terapisi ve EMDR: Geçmiş Yaşantıların Bugüne Etkisi

18 Eylül 2021
Genel
0 comments

Travma terapisi ve EMDR, geçmiş yaşantıların bugünkü duygu, beden, ilişki kurma biçimi ve kendilik algısı üzerindeki etkisini anlamaya yardımcı olur. Geçmişte yaşanan zorlayıcı deneyimler bazen yalnızca “hatırlanan” olaylar olarak kalmaz; kişinin bugünkü kaygılarını, bedensel tepkilerini, ilişki kurma biçimini ve kendine bakışını etkilemeye devam eder. Travma denildiğinde çoğu zaman akla büyük, ani ve sarsıcı olaylar gelir. Ancak travmatik etki her zaman tek bir büyük olaydan ibaret değildir. Bazen uzun süre görülmemek, duygusal olarak ihmal edilmek, güvende hissetmemek, sürekli eleştirilmek ya da ilişkilerde tekrar tekrar incinmek de kişinin iç dünyasında derin izler bırakabilir.

Travma Bugünü Nasıl Etkiler?

Travmatik yaşantıların bugüne etkisi çoğu zaman doğrudan fark edilmez. Kişi “Ben neden bu kadar çabuk tetikleniyorum?”, “Neden bazı durumlarda bedenim hemen alarm veriyor?”, “Neden ilişkilerde güvende hissetmekte zorlanıyorum?” ya da “Neden geçmişte kaldığını düşündüğüm şeyler hala beni etkiliyor?” diye düşünebilir. Bu sorular, çoğu zaman geçmiş deneyimlerle bugünkü tepkiler arasındaki bağlantıya işaret eder.

Travma sonrası yaşanan tepkiler yalnızca zihinsel değildir; beden de geçmişin izlerini taşıyabilir. Kalp çarpıntısı, sıkışma hissi, mide sorunları, uyku problemleri, ani irkilmeler, donakalma, kaçınma ya da yoğun kaygı gibi belirtiler görülebilir. Bazı kişiler için travmanın etkisi panik belirtileriyle, bazıları için ilişkilerde aşırı tetikte olma haliyle, bazıları içinse kendini değersiz, yetersiz ya da suçlu hissetme biçiminde ortaya çıkabilir.

Travmatik anılar çoğu zaman yalnızca “olay bilgisi” olarak değil; duygu, beden duyumu, görüntü, inanç ve ilişki beklentileriyle birlikte depolanır. Bu nedenle kişi bugünde olsa bile, sinir sistemi geçmişteki tehdide benzer bir durum algıladığında sanki o olay yeniden oluyormuş gibi tepki verebilir.

EMDR Terapisi Travmatik Anılarla Nasıl Çalışır?

EMDR terapisi, travmatik anıların işlenmesi ve bu anılarla bağlantılı yoğun duygusal yükün azalması amacıyla kullanılan kanıta dayalı terapi yaklaşımlarından biridir. Açılımı “Göz Hareketleriyle Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme” olan EMDR’de amaç, kişiyi zorlayıcı anıya kontrolsüz biçimde maruz bırakmak değildir. Terapötik süreç içinde güvenli bir çerçeve oluşturularak, geçmiş yaşantının bugünkü duygu, beden ve düşünce sistemi üzerindeki etkisi çalışılır.

EMDR sürecinde kişi geçmişte yaşadığı olayla bağlantılı olumsuz inançları, duyguları ve bedensel duyumları fark etmeye başlar. Örneğin “Ben güvende değilim”, “Ben değersizim”, “Ben suçluyum” ya da “Kontrol bende değil” gibi inançlar travmatik yaşantılarla birlikte güçlenmiş olabilir. Terapi sürecinde bu anılar yeniden işlendikçe, kişinin bugünkü yaşamında daha gerçekçi ve destekleyici anlamlar geliştirmesi mümkün hale gelir.

Travma Terapisinde Amaç Nedir?

Travma terapisi, kişinin geçmişi unutmasını ya da yaşananları önemsizleştirmesini hedeflemez. Amaç, geçmişte yaşananların bugün üzerindeki etkisini anlamak ve bu etkilerle daha düzenlenmiş bir şekilde temas kurabilmektir. Bazı durumlarda önce duygu düzenleme, güvenlik, beden farkındalığı ve ilişki örüntüleri üzerine çalışmak gerekebilir. Bu nedenle EMDR, mekanik bir teknikten çok, iyi değerlendirilmiş bir klinik sürecin parçası olarak düşünülmelidir.

Geçmiş değişmez; ancak geçmişin bugün üzerindeki etkisi çalışılabilir. Travma terapisi ve EMDR, kişinin yaşadıklarını yok saymadan, onlara bugünden daha güvenli ve düzenlenmiş bir yerden bakabilmesine yardımcı olabilir. Amaç, “olanları unutmak” değil; geçmişin bugünü yönetmesini azaltmak ve kişinin kendi yaşamıyla daha özgür bir ilişki kurabilmesini desteklemektir.

Ek Notlar

EMDR’de danışan, travmatik anıyı zihnine getirirken aynı anda göz hareketleri, sesler ya da dokunsal uyaranlar gibi iki yönlü uyarımlara odaklanır. Bu süreç, kişinin geçmişteki bilgiyi işlerken aynı anda bugünde ve güvende kalmasına yardımcı olmayı hedefler.

Çift Terapisi

Yazı gezinmesi

Next

Instagram

“Yeterince iyi olursam sevilirim” inancı, çoğu zam “Yeterince iyi olursam sevilirim” inancı, çoğu zaman çocuklukta duygusal olarak yeterince görülmemiş olmanın izlerini taşır. Duygusal olarak yeterince ulaşılabilir olmayan ebeveynlerle büyüyen çocuk, sorunu kendinde arar. Daha uyumlu, daha başarılı, daha sessiz ya da daha az talepkar olursa sevileceğine inanır. Bu strateji çocuklukta ilişkiyi koruyarak hayatta kalmayı sağlar; ancak yetişkinlikte kişinin kendi ihtiyaçlarını bastırmasına, ilişkilerde fazla sorumluluk almasına ve sürekli onay aramasına yol açabilir.
İyileşme, geçmişte hayatta kalmanızı sağlayan bu eski örüntüyü fark etmekle başlar. Yetişkinlikte sağlıklı ve güvenli bağlar kurmak; kusursuz bir rol yapmayı değil, kendi sınırlarınız ve ihtiyaçlarınızla sahici bir şekilde var olabilmeyi gerektirir. Unutmayın, sevgi kazanılması gereken bir ödül değildir. Değeriniz, ne kadar faydalı olduğunuzla değil; var olmanızla ilgilidir. 🩵
#psikoloji
Bazı yanlarımızı saklarız; çünkü onları kendimize Bazı yanlarımızı saklarız; çünkü onları kendimize yakıştıramayız.
Öfke, kıskançlık, kırılganlık ya da güç arzusu bazen ‘ben böyle biri değilim’ diyerek bilinçdışına itilir. Ama bastırılan şey kaybolmaz; çoğu zaman başka insanlarda bizi en çok rahatsız eden şey olarak geri döner. Jung buna gölge der. Dr. Jekyll ve Bay Hyde hikayesi de tam olarak bunu anlatır: insanın kendinden ayırmaya çalıştığı karanlık yan, yok olmaz; güçlenerek geri döner. 
Bu bölümde gölgeyi, projeksiyonu ve neden bazı yanlarımızı inkar ettiğimizi bu hikaye üzerinden anlatıyorum. 
Bu sorunun cevabını Jung’un gölge kavramı üzerinden daha derinlemesine anlamak isterseniz, profildeki linkten Seans Odası Sakinleri podcastine ulaşabilirsiniz. 
Bölümü Apple Podcasts ve Spotify’dan dinleyebilirsiniz 🎙️
#psikoloji #podcast
Yalnızlık, çoğu zaman tek başına olmaktan çok, sah Yalnızlık, çoğu zaman tek başına olmaktan çok, sahici bir yakınlık kuramamaktan doğar. Bu nedenle insan bazen kalabalıkların içinde, ilişkilerin ortasında ve sürekli iletişim hâlindeyken bile kendini derinden yalnız hisseder. 
Sorun her zaman çevrede kaç kişinin olduğu değildir; o ilişkilerin ne kadar güvenli, karşılıklı ve duygusal olarak taşıyıcı olduğudur.
Sosyal medya çağında bu ayrım daha da belirginleşti. İnsanlar hiç olmadığı kadar görünür, ulaşılabilir ve bağlantı içinde. Ancak bağlantının artması, yakınlığın da arttığı anlamına gelmiyor. Mesajlaşmak, birbirini izlemek ya da sürekli çevrimiçi kalmak; anlaşılma, görülme ve duygusal olarak karşılık bulma ihtiyacını her zaman karşılamıyor. Bu yüzden kişi çok sayıda ilişki içinde olsa bile, gerçek bir temas yaşamadığında yalnızlık sürüyor.
Yalnızlığı ağırlaştıran bir başka etken de, tek başına olmaya yüklenen anlamdır. Çünkü tek başınalık ile yalnızlık aynı şey değildir. Tek başına olmak kimi zaman içe dönüş, dinlenme ve ruhsal toparlanma alanı sunabilir. Yalnızlık ise ilişki içinde de hissedilebilen bir kopukluk hâlidir. İnsan her yalnız kaldığında zarar görmez; ama kendisi olarak var olamadığı ilişkiler içinde giderek daha fazla yalnızlaşabilir.
Bu yüzden yalnızlığı yalnızca daha fazla sosyalleşme ihtiyacı olarak görmek yeterli değildir. Bazen ihtiyaç duyulan şey daha çok insan değil, daha sahici temas; bazen de yakınlıkla, mesafeyle ve tek başınalıkla kurulan içsel ilişkiyi yeniden düşünmektir🌷
#psikoloji
Külkedisi Sendromu, kadınların bağımsızlığa karşı Külkedisi Sendromu, kadınların bağımsızlığa karşı geliştirdikleri bilinçdışı korkuyu ve bir başkası tarafından korunma, yönlendirilme ya da “kurtarılma” arzusunu anlatmak için kullanılan bir kavramdır. Bu nedenle, bir klinik tanıdan çok, belirli bir psikolojik ve toplumsal örüntüye işaret eder.
Bu örüntüde kişi, yaşamını dönüştürecek gücü kendi içinde değil, dışarıda aramaya başlayabilir. İlişkilerde partnerin idealize edilmesi, aşırı uyum sağlama, kendi benliğini geri plana itme ve güvende hissetmek için bir başkasının varlığına ihtiyaç duyma bu yapının sık görülen görünümlerindendir.
Kavramın dikkat çekici yanı, yalnızca bireysel psikolojiyle değil; masallar, kültürel anlatılar ve toplumsallaşma süreçleriyle de ilişkili olmasıdır. 
Külkedisi masalında olduğu gibi, kadın bekler, sabreder, uyum gösterir; değişim ise kendi eyleminden çok dışarıdan gelen bir figürle mümkün olur. Böylece bağımsızlık, özgürleştirici bir alan olmaktan çıkıp kaygı uyandıran bir alana dönüşebilir.
Psikodinamik açıdan bakıldığında ise bu örüntü, bağımsızlıkla ilgili çatışmalı duyguların bastırılması üzerinden de okunabilir.
🌷
#psikoloji
Beyaz Şövalye Sendromu, ilişkide sürekli kurtarıcı Beyaz Şövalye Sendromu, ilişkide sürekli kurtarıcı role geçmeyi anlatır. Kişi karşısındakini sevmekle yetinmez; onu toparlamaya, iyileştirmeye, taşımaya ve düzeltmeye de çalışır.
İlk bakışta bu, sevgi, fedakarlık ve bağlılık gibi görünebilir. Ama zamanla ilişki, iki kişinin birbirine eşlik ettiği bir alan olmaktan çıkıp birinin diğerini sürekli düzenlemeye çalıştığı bir yapıya dönüşebilir.
Bu dinamikte partnerin sorunları kişinin gündemine dönüşür, partnerin duyguları ise kendi sorumluluğu gibi hissedilir. Kimi zaman dışarıdan “çok ilgili” görünen tutumun altında, kaybetme korkusu ya da vazgeçilmez olma ihtiyacı da bulunabilir.
Oysa sağlıklı destek vermek ile kurtarıcı role geçmek aynı şey değildir. Destek vermek, karşı tarafın yerine yaşamak değil; yanında olurken yine de onun kendi ayakları üzerinde durmasına alan açmaktır.
Beyaz şövalye dinamiğinde ise bu denge bozulur. Bir süre sonra sevgi ile sorumluluk, şefkat ile yük taşıma birbirine karışır. Bu da ilişkide eşitliği zedeler; yorgunluk, kırgınlık ve bastırılmış öfke yaratabilir ❤️‍🩹
Çoğu zaman bu rol kötü niyetle değil, iyi niyetle başlar. Ama yine de şu fark önemlidir: Sevgi, birini taşımak değildir. Destek olmak, onun yerine yaşamak değildir. 
Yakınlık, birini kurtarma görevi değildir.
#psikoloji
“Bırak yapsınlar” yaklaşımı, umursamazlık ya da he “Bırak yapsınlar” yaklaşımı, umursamazlık ya da her şeyi akışına bırakmak değildir. Asıl mesele, kontrol edemediğiniz kişilerle, tepkilerle ve durumlarla sürekli zihinsel mücadele etmek yerine enerjinizi gerçekten etkileyebildiğiniz alana yöneltebilmektir 🌷
Yani odağı, başkalarının ne yaptığına değil; kendi tutumunuza, sınırlarınıza ve seçimlerinize çevirmektir.
Bu bakış açısı, dışarıyı kontrol etmeye çalışırken yaşadığınız yorgunluğu ve güçsüzlük hissini azaltmaya yardımcı olabilir. 
Başkalarının davranışlarını değiştirmeye çalışmak yerine, kendi tepkinizi düzenlemeniz, değerlerinize uygun hareket etmeniz ve gerçekliği olduğu gibi görebilmeniz daha işlevsel bir zemin sağlar. Böylece zihninizdeki gereksiz yük azalabilir, daha net düşünmek ve daha sağlıklı kararlar almak kolaylaşabilir.
Günlük yaşamda bu yaklaşım; mesajınıza dönmeyen bir arkadaş, eleştirel bir iş ortamı ya da hayal kırıklığı yaratan bir ilişki dinamiği karşısında hemen savunmaya geçmemenizi destekler. 
Bunun yerine durup olanı fark etmek, kısa bir içsel mesafe oluşturmak ve ardından “Ben şimdi ne yapacağım?” sorusuna dönmek mümkün hâle gelir. 
Ancak bunun, şiddet, tehdit ya da hak ihlali içeren durumlarda pasif kalmak anlamına gelmediğini unutmamak gerekir. Böyle durumlarda öncelik, kendinizi korumak ve destek almaktır.
Klinik Psikolog Tuğçe Turanlar
Kaynak: Bırak Yapsınlar Teorisi - Mel Robbins 
Mutluluk Tuzağı - Russ Harris
Instagram'da takip et

Konular

  • İlişkisel Örüntüler
  • Bağlanma ve Yakınlık Sorunları
  • Travma ve Psikolojik İzler
  • Kişilik Yapıları
  • İçsel Çatışmalar ve Anlam Arayışı
  • Kaygı, Kontrol ve Aşırı Düşünme
  • Rüyalar ve Bilinçdışı Süreçler

Hızlı Erişim

  • Hakkımda
  • S.O.S Podcast
  • Spotify'da Dinle
  • Apple Podcasts'te Dinle
  • Bireysel Danışmanlık
  • Çift Danışmanlığı
  • İletişim

Yasal Uyarı

Bu internet sitesinin içeriği ve uygulamaları, sadece bilgilendirme ve eğitim amaçlı olup, herhangi bir şekilde tıbbi öneri verme veya herhangi bir danışan sağlama amacı ile oluşturulmamıştır. Sitemizde yer alan alıntı ve görüşler açıkça belirtilmediği takdirde resmi görüşlerini yansıtmamaktadır. Yazılı izin alınmaksızın kaynak gösterilerek dahi kullanılamaz.