Tuğçe Turanlar

  • Anasayfa
  • Hakkımda
  • Hizmetler
    • Bireysel Terapi
    • Çift Terapisi
    • EMDR Terapisi
  • Konular
    • İlişkiler ve Bağlanma
    • Kaygı ve Anksiyete
    • Travma ve Bedensel Bellek
    • Psikanalitik Düşünce
  • Podcast
  • İletişim

Tuğçe Turanlar

  • Anasayfa
  • Hakkımda
  • Hizmetler
    • Bireysel Terapi
    • Çift Terapisi
    • EMDR Terapisi
  • Konular
    • İlişkiler ve Bağlanma
    • Kaygı ve Anksiyete
    • Travma ve Bedensel Bellek
    • Psikanalitik Düşünce
  • Podcast
  • İletişim
  • Anasayfa
  • Hakkımda
  • Hizmetler
    • Bireysel Terapi
    • Çift Terapisi
    • EMDR Terapisi
  • Konular
    • İlişkiler ve Bağlanma
    • Kaygı ve Anksiyete
    • Travma ve Bedensel Bellek
    • Psikanalitik Düşünce
  • Podcast
  • İletişim
featured_image

Sosyal Anksiyete Bozukluğu Nedir

10 Kasım 2024 Yazar: Klinik Psikolog Tuğçe Turanlar İlişkiler ve Bağlanma 0 Yorum

Sosyal anksiyete bozukluğu, bireyin sosyal ortamlarda yoğun kaygı ve korku yaşamasına neden olan bir ruh sağlığı sorunudur. Bu durum, kişinin sosyal ilişkilerini, iş hayatını ve günlük yaşamını olumsuz etkiler. Peki, sosyal anksiyetenin en yaygın belirtileri nelerdir? İşte dikkat edilmesi gereken 5 işaret:

1. Sosyal Durumlardan Kaçınma

Sosyal anksiyete yaşayan kişiler, başkalarıyla etkileşimden kaçınma eğilimindedir. Toplum önünde konuşmak, bir arkadaş grubuna katılmak veya yabancılarla iletişim kurmak gibi durumlar, yoğun kaygı ve endişe yaratabilir.

2. Yoğun Kaygı ve Endişe

Sosyal etkileşimlerden önce, sırasında veya sonrasında yoğun bir kaygı hissedilir. Bu kişiler, başkalarının kendisi hakkında olumsuz düşündüğünü varsayar.

3. Fiziksel Belirtiler

Sosyal anksiyete yalnızca zihinsel değil, aynı zamanda fiziksel belirtilerle de kendini gösterir. Kalp çarpıntısı, terleme, mide bulantısı, kas gerginliği ve nefes darlığı gibi semptomlar, sosyal durumlarda sıkça görülür.

4. Olumsuz Değerlendirilme Korkusu

Kişiler, sosyal ortamlarda sürekli olarak başkalarının kendilerini eleştirdiğine veya olumsuz değerlendirdiğine inanır. Bu durum, özgüven eksikliğine yol açar ve sosyal ilişkilerde çekingen davranışlar sergilemelerine neden olur.

5. Aşırı Öz-Farkındalık

Sosyal anksiyete bozukluğu olan bireyler, sosyal durumlarda kendilerine aşırı odaklanır. “Yanlış bir şey mi söyledim?”, “Komik görünüyor muyum?” gibi düşünceler zihni meşgul eder ve rahat bir şekilde davranmalarını engeller.

Sosyal Anksiyete Bozukluğunda Hangi Terapi Yöntemleri Kullanılır?

Sosyal anksiyete bozukluğu, uygun tedavi yöntemleriyle yönetilebilir ve iyileştirilebilir bir durumdur. İşte etkili terapi yöntemleri:

1. Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT)

BDT, sosyal anksiyete bozukluğunun tedavisinde en sık kullanılan ve en etkili yöntemlerden biridir. Bu terapi yöntemi, bireyin olumsuz düşüncelerini tanımasına, bu düşünceleri değiştirmesine ve daha sağlıklı davranışlar geliştirmesine odaklanır.

2. Maruz Bırakma Terapisi

Bu terapi yöntemi, bireyin kaygı duyduğu sosyal durumlarla kademeli olarak yüzleşmesini içerir. Maruz bırakma terapisi, korkuları azaltmak ve bireyin sosyal durumlara daha kolay adapte olmasını sağlamak için kullanılır.

3. Psikodinamik Terapi

Psikodinamik terapi, bireyin sosyal anksiyetesinin kökenine inerek, geçmişte yaşanan travmatik deneyimlerin ve bilinçdışı çatışmaların çözülmesini hedefler.

4. EMDR (Göz Hareketleriyle Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme)

EMDR, sosyal anksiyete bozukluğu için özellikle geçmiş travmaların veya olumsuz deneyimlerin işlenmesinde etkili bir yöntemdir. Bu terapi, kişinin geçmişte yaşadığı travmatik sosyal deneyimlerin olumsuz etkilerini azaltmaya ve bu deneyimlere dair duyarsızlaşma sağlamaya yardımcı olur.

5. Şema Terapi

Şema terapi, sosyal anksiyete yaşayan bireylerin, çocukluk döneminden gelen ve hâlâ etkisini sürdüren olumsuz düşünce kalıplarını (şemaları) anlamalarına ve değiştirmelerine odaklanır. Özellikle “onaylanma ihtiyacı” ve “reddedilme korkusu” gibi şemalar üzerinde çalışılır.

6. Mindfulness ve Kabul ve Kararlılık Terapisi (ACT)

Mindfulness, bireyin anı farkındalıkla yaşamasını teşvik ederek, sosyal durumlarla ilgili kaygıları azaltmaya yardımcı olur. Kabul ve Kararlılık Terapisi (ACT) ise bireyin, kaygılarına rağmen değerli bulduğu hedeflere yönelmesine destek sağlar.

7. Grup Terapisi

Sosyal anksiyete bozukluğu için grup terapisi, bireylerin sosyal becerilerini geliştirmelerine ve başkalarıyla empati kurarak deneyimlerini paylaşmalarına olanak tanır.

Sonuç

Sosyal anksiyete bozukluğu, yaşam kalitesini önemli ölçüde etkileyen bir zihinsel sağlık sorunudur. Ancak, etkili terapi yöntemleri ve uzman desteğiyle bu durumun üstesinden gelmek mümkündür. Eğer bu belirtileri yaşıyorsanız, bir ruh sağlığı uzmanına başvurmaktan çekinmeyin.

Klinik Psikolog Tuğçe Turanlar

Yule Psikoloji

Kaynaklar

  • American Psychiatric Association. (2023). Social Anxiety Disorder.
  • Mayo Clinic. (2023). Social Anxiety Disorder: Symptoms and Causes.
  • National Institute of Mental Health. (2023). Social Anxiety Disorder (Social Phobia).
  • Shapiro, F. (2017). EMDR Therapy and Social Anxiety: Healing the Past to Transform the Present.

 

Anksiyete EMDR Online EMDR Psikodinamik Psikoterapi Sosyal Anksiyete Sosyal Fobi
Önceki
Sonraki

İlgili Makaleler

Motivasyonel Görüşme
Motivasyonel Görüşme
26 Mart 2024

Motivasyonel Görüşme: Değişim İçin İçsel Gücünüzü Keşfedin Değişim, hayatın...

Devamı
Travma Bağı Nedir, Travma Bağından Nasıl Kurtulurum?
Travma Bağı Nedir, Travma Bağından Nasıl Kurtulurum?
23 Aralık 2023

Travma Bağı Nedir? Travma bağı, genellikle zorlu ve toksik ilişkilerde, kişinin...

Devamı
Depresyon ve Yaratıcılık Arasında Bir Bağlantı Var mı
Depresyon ve Yaratıcılık Arasında Bir Bağlantı Var mı
7 Eylül 2021

Depresyon ile Yaratıcılık arasındaki bağlantı sadece bir mit olabilir mi?...

Devamı
Aşırı düşünmeyi nasıl durdurabilirim?
Aşırı düşünmeyi nasıl durdurabilirim?
26 Aralık 2025

Aşırı düşünmeyi nasıl durdurabilirim? Bu soru, zihni aynı konu, ihtimal ya da...

Devamı

Bazı duygular yalnızca geçip gitmez; ilişkilerimiz Bazı duygular yalnızca geçip gitmez; ilişkilerimizde, seçimlerimizde, tekrar eden döngülerimizde iz bırakır.
Seans Odası Sakinleri’nde, bireysel terapi ve çift terapisi alanında çalışan bir klinik psikolog olarak insanın iç dünyası, ilişkileri ve kendini anlama yolculuğu üzerine düşüncelerimi paylaşıyorum.
Bazen bir ilişkinin içindeki görünmeyen döngülere, bazen travmanın bugüne bıraktığı izlere, bazen de çocukluktan taşınan bağlanma biçimlerine bakıyoruz.
Jung, Freud, çağdaş psikanalitik düşünce, masallar, filmler ve gündelik hayattan tanıdık duygular bu yolculukta bize eşlik ediyor.
🎙️ Seans Odası Sakinleri’ni Spotify, Apple Podcasts ve diğer podcast platformlarında dinleyebilirsiniz 🤍
“İçimizde olup biteni bilinçli hale getirmediğimiz “İçimizde olup biteni bilinçli hale getirmediğimizde, onu dış dünyada kaderimizmiş gibi yaşarız.” - Jung
Bazen benzer ilişkilere çekilir, benzer insanlara öfkelenir, benzer durumlarda geri çekilir ya da aynı tür hayal kırıklıklarını farklı sahnelerde yeniden yaşarız. Dışarıdan bakıldığında bütün bunlar şanssızlık, kader ya da hayatın bize hazırladığı bir tekrar gibi görünebilir. Oysa dış dünyada sürekli karşımıza çıkan şey, bazen içimizde henüz fark edilmemiş olanın izidir.
Bilinçdışı, yalnızca bastırılmış anılardan ya da unutulmuş deneyimlerden oluşmaz. Çocuklukta geliştirdiğimiz savunmalar, ilişkiler içinde öğrendiğimiz roller, kendimize dair inançlarımız, korkularımız, arzularımız ve gölgede kalan yanlarımız da bilinçdışının parçalarıdır. 
Örneğin “Ben hep terk ediliyorum” diye düşündüğünüzde, farkında olmadan terk edilmeyi bekleyen, yakınlığı tehdit gibi algılayan ya da ilişkilerde kendinizi sürekli aynı mesafeye yerleştiren bir iç düzenekle hareket ediyor olabilirsiniz. 
Bu yaşadığınız acının gerçek olmadığı anlamına gelmez. Tam tersine, acının yalnızca dış koşullardan değil, içsel tekrar örüntülerinden de beslendiğini gösterir. Elbette her şeyin nedeni bilinçdışı değildir. Toplumsal koşullar, travmalar, kayıplar, ekonomik gerçekler ve başkalarının davranışları yaşamımız üzerinde gerçek bir etkiye sahiptir.
Fark edilmeyen duygu çoğu zaman davranışa dönüşür. Kabul edilmeyen öfke pasif saldırganlık olarak ortaya çıkabilir. Tanınmayan değersizlik hissi sürekli onay arayışına dönüşebilir. Yüzleşilmeyen korku ise kontrol ihtiyacı olarak ilişkilerimize sızabilir. 
Bilinçli hale getirmek, yalnızca zihinsel olarak “anlamak” değildir. Kendi iç dünyamızı gözlemleyebilmek, duygularımıza isim verebilmek, tetiklendiğimiz anları fark edebilmek ve eski tepkilerimizle bugünkü gerçekliği ayırt edebilmektir. 
Terapi de çoğu zaman tam olarak bu alanda çalışır: kader sandığımız tekrarları psikolojik bir dile çevirmek. İç dünyamızı tanımaya başladığımızda dış dünya tamamen değişmeyebilir. Ancak biz, aynı dünyaya aynı bilinçdışı zorunluluklarla cevap vermek zorunda kalmayız. 🌷
Klinik Psikolog Tuğçe Turanlar
#psikoloji
Hiç ilk görüşte aşık oldunuz mu?
Bazen birine gerç Hiç ilk görüşte aşık oldunuz mu?
Bazen birine gerçekten değil, onun üzerindeki kendi hayalimize, özlemimize ya da eksik kalan bir parçamıza tutuluruz. Jung’a göre aşkın ilk dönemindeki bu büyülenmede projeksiyon önemli bir rol oynar; karşımızdaki kişiyi olduğu gibi değil, içimizde taşıdığımız imgeyle birlikte görürüz.
Bu bölümde aşkı, projeksiyonu, anima-animus kavramlarını ve Her filmi üzerinden kurduğumuz o ilk büyülenmenin neden bu kadar güçlü olduğunu anlatıyorum.
Bu sorunun cevabını Jung’un kavramları üzerinden daha derinlemesine dinlemek isterseniz, profildeki linkten Seans Odası Sakinleri podcastine ulaşabilirsiniz. Bölümü Apple Podcasts ve Spotify üzerinden dinleyebilirsiniz 🩵
#podcast #psikoloji
“Yeterince iyi olursam sevilirim” inancı, çoğu zam “Yeterince iyi olursam sevilirim” inancı, çoğu zaman çocuklukta duygusal olarak yeterince görülmemiş olmanın izlerini taşır. Duygusal olarak yeterince ulaşılabilir olmayan ebeveynlerle büyüyen çocuk, sorunu kendinde arar. Daha uyumlu, daha başarılı, daha sessiz ya da daha az talepkar olursa sevileceğine inanır. Bu strateji çocuklukta ilişkiyi koruyarak hayatta kalmayı sağlar; ancak yetişkinlikte kişinin kendi ihtiyaçlarını bastırmasına, ilişkilerde fazla sorumluluk almasına ve sürekli onay aramasına yol açabilir.
İyileşme, geçmişte hayatta kalmanızı sağlayan bu eski örüntüyü fark etmekle başlar. Yetişkinlikte sağlıklı ve güvenli bağlar kurmak; kusursuz bir rol yapmayı değil, kendi sınırlarınız ve ihtiyaçlarınızla sahici bir şekilde var olabilmeyi gerektirir. Unutmayın, sevgi kazanılması gereken bir ödül değildir. Değeriniz, ne kadar faydalı olduğunuzla değil; var olmanızla ilgilidir. 🩵
#psikoloji
Bazı yanlarımızı saklarız; çünkü onları kendimize Bazı yanlarımızı saklarız; çünkü onları kendimize yakıştıramayız.
Öfke, kıskançlık, kırılganlık ya da güç arzusu bazen ‘ben böyle biri değilim’ diyerek bilinçdışına itilir. Ama bastırılan şey kaybolmaz; çoğu zaman başka insanlarda bizi en çok rahatsız eden şey olarak geri döner. Jung buna gölge der. Dr. Jekyll ve Bay Hyde hikayesi de tam olarak bunu anlatır: insanın kendinden ayırmaya çalıştığı karanlık yan, yok olmaz; güçlenerek geri döner. 
Bu bölümde gölgeyi, projeksiyonu ve neden bazı yanlarımızı inkar ettiğimizi bu hikaye üzerinden anlatıyorum. 
Bu sorunun cevabını Jung’un gölge kavramı üzerinden daha derinlemesine anlamak isterseniz, profildeki linkten Seans Odası Sakinleri podcastine ulaşabilirsiniz. 
Bölümü Apple Podcasts ve Spotify’dan dinleyebilirsiniz 🎙️
#psikoloji #podcast
Yalnızlık, çoğu zaman tek başına olmaktan çok, sah Yalnızlık, çoğu zaman tek başına olmaktan çok, sahici bir yakınlık kuramamaktan doğar. Bu nedenle insan bazen kalabalıkların içinde, ilişkilerin ortasında ve sürekli iletişim hâlindeyken bile kendini derinden yalnız hisseder. 
Sorun her zaman çevrede kaç kişinin olduğu değildir; o ilişkilerin ne kadar güvenli, karşılıklı ve duygusal olarak taşıyıcı olduğudur.
Sosyal medya çağında bu ayrım daha da belirginleşti. İnsanlar hiç olmadığı kadar görünür, ulaşılabilir ve bağlantı içinde. Ancak bağlantının artması, yakınlığın da arttığı anlamına gelmiyor. Mesajlaşmak, birbirini izlemek ya da sürekli çevrimiçi kalmak; anlaşılma, görülme ve duygusal olarak karşılık bulma ihtiyacını her zaman karşılamıyor. Bu yüzden kişi çok sayıda ilişki içinde olsa bile, gerçek bir temas yaşamadığında yalnızlık sürüyor.
Yalnızlığı ağırlaştıran bir başka etken de, tek başına olmaya yüklenen anlamdır. Çünkü tek başınalık ile yalnızlık aynı şey değildir. Tek başına olmak kimi zaman içe dönüş, dinlenme ve ruhsal toparlanma alanı sunabilir. Yalnızlık ise ilişki içinde de hissedilebilen bir kopukluk hâlidir. İnsan her yalnız kaldığında zarar görmez; ama kendisi olarak var olamadığı ilişkiler içinde giderek daha fazla yalnızlaşabilir.
Bu yüzden yalnızlığı yalnızca daha fazla sosyalleşme ihtiyacı olarak görmek yeterli değildir. Bazen ihtiyaç duyulan şey daha çok insan değil, daha sahici temas; bazen de yakınlıkla, mesafeyle ve tek başınalıkla kurulan içsel ilişkiyi yeniden düşünmektir🌷
#psikoloji
Instagram'da takip et

  • KVKK Aydınlatma Metni
  • Web Sitesi Aydınlatma Metni
  • Çerez Politikası
  • uzmanpsikologtugceturanlar@gmail.com
  • 0532 053 39 92 WhatsApp üzerinden ulaşabilirsiniz

Adres

Kuloğlu Mah. Ağa Hamamı Sok. Yasemin Apt. No:14 D:1 Beyoğlu / İstanbul

Bu internet sitesinin içeriği ve uygulamaları, sadece bilgilendirme ve eğitim amaçlı olup, herhangi bir şekilde tıbbi öneri verme veya herhangi bir danışan sağlama amacı ile oluşturulmamıştır. Sitemizde yer alan alıntı ve görüşler açıkça belirtilmediği takdirde resmi görüşlerini yansıtmamaktadır.