Tuğçe Turanlar

  • Anasayfa
  • Hakkımda
  • Hizmetler
    • Bireysel Terapi
    • Çift Terapisi
    • EMDR Terapisi
  • Konular
    • İlişkiler ve Bağlanma
    • Kaygı ve Anksiyete
    • Travma ve Bedensel Bellek
    • Psikanalitik Düşünce
  • Podcast
  • İletişim

Tuğçe Turanlar

  • Anasayfa
  • Hakkımda
  • Hizmetler
    • Bireysel Terapi
    • Çift Terapisi
    • EMDR Terapisi
  • Konular
    • İlişkiler ve Bağlanma
    • Kaygı ve Anksiyete
    • Travma ve Bedensel Bellek
    • Psikanalitik Düşünce
  • Podcast
  • İletişim
  • Anasayfa
  • Hakkımda
  • Hizmetler
    • Bireysel Terapi
    • Çift Terapisi
    • EMDR Terapisi
  • Konular
    • İlişkiler ve Bağlanma
    • Kaygı ve Anksiyete
    • Travma ve Bedensel Bellek
    • Psikanalitik Düşünce
  • Podcast
  • İletişim
featured_image

Kaygılı ve Kaçıngan Bağlanma Stilinin Olduğu İlişkiler

28 Aralık 2024 Yazar: Klinik Psikolog Tuğçe Turanlar İlişkiler ve Bağlanma 0 Yorum

Bağlanma teorisi, John Bowlby tarafından geliştirilmiş ve Mary Ainsworth tarafından genişletilmiştir. Bu teori, erken dönemdeki bakıcılarla kurulan ilişkilerin yetişkinlikteki romantik dinamikleri nasıl etkilediğine dair bir çerçeve sunar. Kaygılı ve kaçıngan bağlanma stilleri, çoğu zaman zorlayıcı ama bir o kadar da çekici bir bağ oluşturur. Bu bağlanma stilleri arasındaki dinamikleri anlamak, sıklıkla ortaya çıkan çatışmaları ve kalıpları aydınlatabilir.

Kaygılı ve Kaçıngan Bağlanma

Kaygılı Bağlanma

Kaygılı bağlanma stiline sahip bireyler, duygusal yakınlığı ve sürekli güvenceyi ararlar.

Bu bireyler:

Terk edilme korkusu yaşar. Partnerlerinden sürekli onay bekler. Partnerlerinin duygularıyla ilgili güvensizlik hisseder. Yapışkan veya aşırı bağımlı davranışlar sergiler.

Bu bağlanma stili genellikle çocuklukta tutarsız bakıcı (ebeveyn) davranışlarından kaynaklanır ve reddedilme algısına karşı hassasiyet geliştirir.

Kaçıngan Bağlanma

Kaçıngan bağlanma stiline sahip bireyler, bağımsızlığı ve duygusal öz yeterliliği ön planda tutar.

Bu bireyler:

Yakınlıktan bunalmaktan korkar. Duygusal savunmasızlığı ifade etmekte zorlanır. Sınırları tehdit altında hissettiklerinde uzaklaşır. Derin duygusal davranışlardan kaçınır.

Bu stil, genellikle duygusal olarak ulaşılamaz bakıcılara (ebeveynlere) sahip olmanın bir sonucu olarak gelişir ve bireyde sadece kendine güven duyabileceği inancını pekiştirir.

Kaygılı ve Kaçıngan Partnerlerin Dinamiği

Kaygılı ve kaçıngan partnerler arasındaki ilişki sıklıkla “itme-çekme” dinamiği olarak tanımlanır. Zıt ihtiyaçlarına rağmen, bu bireyler birbirine çekilir.

İşte sebepleri:

Aşinalık: Her iki taraf, erken dönem ilişkilerindeki duygusal kalıpları bilinçsizce tekrar eder.

İnancın Pekiştirilmesi: Kaygılı bireyler, kaçıngan partnerlerinin uzaklaşmasıyla terk edilme korkularını doğrular; kaçıngan bireyler ise yakınlığın bunaltıcı olduğu inancını kaygılı partnerlerin takibiyle pekiştirir.

Başlangıçtaki Çekim: Kaygılı partnerin yakınlık arzusu, kaçıngan partnerin kendini önemli hissetme ihtiyacını tatmin ederken; kaçıngan partnerin bağımsızlığı, kaygılı partner için bir meydan okuma sunabilir.

Kaygılı-Kaçıngan İlişkilerdeki Zorluklar Çatışma Döngüleri: Kaygılı partnerler yakınlık talep ederken, kaçıngan partnerler uzaklaşır ve bu da hayal kırıklığına yol açan bir döngü yaratır.

Duygusal İhtiyaçların Karşılanamaması: Her iki taraf da öz ihtiyaçlarını karşılanmamış hisseder; kaygılı partner yakınlık, kaçıngan partner ise alan ister.

Tetikleyiciler: Kaçıngan partner, kaygılı partnerin ihtiyaçlarını aşırı bulabilir; kaygılı partner ise kaçıngan partnerin mesafeli davranışını reddedilme olarak algılayabilir.

Daha Sağlıklı Bir İlişki İnşa Etmek

Bu ilişkiler zorlayıcı olsa da çaresiz değildir. Kaygılı ve kaçıngan partnerler, farkındalık ve çaba ile daha dengeli bir dinamik oluşturabilir:

Kendi Farkındalığını Geliştirme: Kendi bağlanma stilini ve bunun davranışlarınız üzerindeki etkisini anlamak ilk adımdır.

Etkili İletişim: İhtiyaçlarınızı net ve çatışmacı olmayan bir şekilde ifade etmek karşılıklı anlayışı geliştirebilir. Örneğin, kaygılı partner “Birlikte kaliteli zaman geçirdiğimizde kendimi güvende hissediyorum” derken, kaçıngan partner “Yalnız vakit geçirmeye ihtiyacım var ama senin yanındayım” diyebilir.

Duygu Düzenleme Pratiği: Kaygılı partnerler, korkularını yatıştırmayı öğrenebilirken; kaçıngan partnerler de duygularını ifade etmeye alışabilir.

Profesyonel Yardım Almak: Partnerlerin bağlanma ile ilgili sorunlarını anlamalarına ve çözüm bulmalarına yardımcı olabilir.

Gottman Çift Terapisi, duygusal yakınlığı artırmayı ve çatışmaları sağlıklı bir şekilde yönetmeyi hedefler. Partnerlerin duygusal ihtiyaçlarını fark etmelerine ve güvenli bağ kurmalarına destek olur.

Psikodinamik Psikoterapi, geçmiş deneyimlerin mevcut ilişkilerdeki etkilerini anlamaya odaklanır ve bağlanma stillerinin kök nedenlerini ele alır.

EMDR Terapisi, özellikle travmatik geçmişin ilişkilere olan etkisini azaltmada etkili bir yöntemdir.

Şema Terapi, bireylerin bağlanma şemalarını keşfetmelerine ve daha sağlıklı ilişkiler kurmalarına yardımcı olabilir.

Profesyonel destek, çiftlerin birbirlerini daha iyi anlamalarını ve daha sağlıklı iletişim kurmalarını sağlayarak ilişkiyi güçlendirebilir.

Sonuç

Kaygılı ve kaçıngan bağlanma stillerinin bir arada olduğu ilişkiler zıt ihtiyaçların bir dansıdır. Ancak sabır, kararlılık ve gelişime açıklıkla bu çiftler, ilişkilerini karşılıklı anlayış ve tatmin kaynağına dönüştürebilir. Bağlanma kalıplarını fark etmek ve üzerinde çalışmak, daha derin bir bağ ve uzun ömürlü bir sevgi için yol açabilir.

Klinik Psikolog Tuğçe Turanlar

Yule Psikoloji

(Online psikolojik danışmanlık randevusu almak için yulepsikoloji@gmail.com adresine mail atabilir ya da 0532 053 3992 whatsapp üzerinden mesaj atarak iletişime geçebilirsiniz.)

 


Kaynaklar

  • Bowlby, J. (1988). A Secure Base: Parent-Child Attachment and Healthy Human Development. Basic Books.
  • Mikulincer, M., & Shaver, P. R. (2007). Attachment in Adulthood: Structure, Dynamics, and Change. The Guilford Press.
  • Johnson, S. (2008). Hold Me Tight: Seven Conversations for a Lifetime of Love. Little, Brown and Company.

 

Bağlanma biçimleri Bireysel psikoterapi Çift Terapisi Gottman Çift Terapisi Kaçıngan bağlanma Kaygılı bağlanma Yetişkin bağlanma stilleri
Önceki
Sonraki

İlgili Makaleler

Esaret Fobisi
Esaret Fobisi
8 Haziran 2024

Esaret fobisi, kişinin özgürlüğünün kısıtlanacağı veya kontrol altına alınacağı...

Devamı
Stockholm Sendromu Bir Hastalık mı?
Stockholm Sendromu Bir Hastalık mı?
31 Ocak 2024

Stockholm Sendromu, psikolojik bir yanıt olarak, bir rehine veya taciz...

Devamı
Gottman Çift Terapisi: İlişki Dinamikleri
Gottman Çift Terapisi: İlişki Dinamikleri
19 Aralık 2024

Gottman çift terapisi, çift ilişkilerinde iletişim örüntülerini, çatışma...

Devamı
Borderline (Sınırda) Kişilik Bozukluğu: Belirtiler, Nedenleri ve Tedavi
Borderline (Sınırda) Kişilik Bozukluğu: Belirtiler, Nedenleri ve Tedavi
17 Ocak 2023

Borderline (Sınırda) Kişilik Bozukluğu Nedir? Borderline (sınırda) kişilik...

Devamı

Bazı duygular yalnızca geçip gitmez; ilişkilerimiz Bazı duygular yalnızca geçip gitmez; ilişkilerimizde, seçimlerimizde, tekrar eden döngülerimizde iz bırakır.
Seans Odası Sakinleri’nde, bireysel terapi ve çift terapisi alanında çalışan bir klinik psikolog olarak insanın iç dünyası, ilişkileri ve kendini anlama yolculuğu üzerine düşüncelerimi paylaşıyorum.
Bazen bir ilişkinin içindeki görünmeyen döngülere, bazen travmanın bugüne bıraktığı izlere, bazen de çocukluktan taşınan bağlanma biçimlerine bakıyoruz.
Jung, Freud, çağdaş psikanalitik düşünce, masallar, filmler ve gündelik hayattan tanıdık duygular bu yolculukta bize eşlik ediyor.
🎙️ Seans Odası Sakinleri’ni Spotify, Apple Podcasts ve diğer podcast platformlarında dinleyebilirsiniz 🤍
“İçimizde olup biteni bilinçli hale getirmediğimiz “İçimizde olup biteni bilinçli hale getirmediğimizde, onu dış dünyada kaderimizmiş gibi yaşarız.” - Jung
Bazen benzer ilişkilere çekilir, benzer insanlara öfkelenir, benzer durumlarda geri çekilir ya da aynı tür hayal kırıklıklarını farklı sahnelerde yeniden yaşarız. Dışarıdan bakıldığında bütün bunlar şanssızlık, kader ya da hayatın bize hazırladığı bir tekrar gibi görünebilir. Oysa dış dünyada sürekli karşımıza çıkan şey, bazen içimizde henüz fark edilmemiş olanın izidir.
Bilinçdışı, yalnızca bastırılmış anılardan ya da unutulmuş deneyimlerden oluşmaz. Çocuklukta geliştirdiğimiz savunmalar, ilişkiler içinde öğrendiğimiz roller, kendimize dair inançlarımız, korkularımız, arzularımız ve gölgede kalan yanlarımız da bilinçdışının parçalarıdır. 
Örneğin “Ben hep terk ediliyorum” diye düşündüğünüzde, farkında olmadan terk edilmeyi bekleyen, yakınlığı tehdit gibi algılayan ya da ilişkilerde kendinizi sürekli aynı mesafeye yerleştiren bir iç düzenekle hareket ediyor olabilirsiniz. 
Bu yaşadığınız acının gerçek olmadığı anlamına gelmez. Tam tersine, acının yalnızca dış koşullardan değil, içsel tekrar örüntülerinden de beslendiğini gösterir. Elbette her şeyin nedeni bilinçdışı değildir. Toplumsal koşullar, travmalar, kayıplar, ekonomik gerçekler ve başkalarının davranışları yaşamımız üzerinde gerçek bir etkiye sahiptir.
Fark edilmeyen duygu çoğu zaman davranışa dönüşür. Kabul edilmeyen öfke pasif saldırganlık olarak ortaya çıkabilir. Tanınmayan değersizlik hissi sürekli onay arayışına dönüşebilir. Yüzleşilmeyen korku ise kontrol ihtiyacı olarak ilişkilerimize sızabilir. 
Bilinçli hale getirmek, yalnızca zihinsel olarak “anlamak” değildir. Kendi iç dünyamızı gözlemleyebilmek, duygularımıza isim verebilmek, tetiklendiğimiz anları fark edebilmek ve eski tepkilerimizle bugünkü gerçekliği ayırt edebilmektir. 
Terapi de çoğu zaman tam olarak bu alanda çalışır: kader sandığımız tekrarları psikolojik bir dile çevirmek. İç dünyamızı tanımaya başladığımızda dış dünya tamamen değişmeyebilir. Ancak biz, aynı dünyaya aynı bilinçdışı zorunluluklarla cevap vermek zorunda kalmayız. 🌷
Klinik Psikolog Tuğçe Turanlar
#psikoloji
Hiç ilk görüşte aşık oldunuz mu?
Bazen birine gerç Hiç ilk görüşte aşık oldunuz mu?
Bazen birine gerçekten değil, onun üzerindeki kendi hayalimize, özlemimize ya da eksik kalan bir parçamıza tutuluruz. Jung’a göre aşkın ilk dönemindeki bu büyülenmede projeksiyon önemli bir rol oynar; karşımızdaki kişiyi olduğu gibi değil, içimizde taşıdığımız imgeyle birlikte görürüz.
Bu bölümde aşkı, projeksiyonu, anima-animus kavramlarını ve Her filmi üzerinden kurduğumuz o ilk büyülenmenin neden bu kadar güçlü olduğunu anlatıyorum.
Bu sorunun cevabını Jung’un kavramları üzerinden daha derinlemesine dinlemek isterseniz, profildeki linkten Seans Odası Sakinleri podcastine ulaşabilirsiniz. Bölümü Apple Podcasts ve Spotify üzerinden dinleyebilirsiniz 🩵
#podcast #psikoloji
“Yeterince iyi olursam sevilirim” inancı, çoğu zam “Yeterince iyi olursam sevilirim” inancı, çoğu zaman çocuklukta duygusal olarak yeterince görülmemiş olmanın izlerini taşır. Duygusal olarak yeterince ulaşılabilir olmayan ebeveynlerle büyüyen çocuk, sorunu kendinde arar. Daha uyumlu, daha başarılı, daha sessiz ya da daha az talepkar olursa sevileceğine inanır. Bu strateji çocuklukta ilişkiyi koruyarak hayatta kalmayı sağlar; ancak yetişkinlikte kişinin kendi ihtiyaçlarını bastırmasına, ilişkilerde fazla sorumluluk almasına ve sürekli onay aramasına yol açabilir.
İyileşme, geçmişte hayatta kalmanızı sağlayan bu eski örüntüyü fark etmekle başlar. Yetişkinlikte sağlıklı ve güvenli bağlar kurmak; kusursuz bir rol yapmayı değil, kendi sınırlarınız ve ihtiyaçlarınızla sahici bir şekilde var olabilmeyi gerektirir. Unutmayın, sevgi kazanılması gereken bir ödül değildir. Değeriniz, ne kadar faydalı olduğunuzla değil; var olmanızla ilgilidir. 🩵
#psikoloji
Bazı yanlarımızı saklarız; çünkü onları kendimize Bazı yanlarımızı saklarız; çünkü onları kendimize yakıştıramayız.
Öfke, kıskançlık, kırılganlık ya da güç arzusu bazen ‘ben böyle biri değilim’ diyerek bilinçdışına itilir. Ama bastırılan şey kaybolmaz; çoğu zaman başka insanlarda bizi en çok rahatsız eden şey olarak geri döner. Jung buna gölge der. Dr. Jekyll ve Bay Hyde hikayesi de tam olarak bunu anlatır: insanın kendinden ayırmaya çalıştığı karanlık yan, yok olmaz; güçlenerek geri döner. 
Bu bölümde gölgeyi, projeksiyonu ve neden bazı yanlarımızı inkar ettiğimizi bu hikaye üzerinden anlatıyorum. 
Bu sorunun cevabını Jung’un gölge kavramı üzerinden daha derinlemesine anlamak isterseniz, profildeki linkten Seans Odası Sakinleri podcastine ulaşabilirsiniz. 
Bölümü Apple Podcasts ve Spotify’dan dinleyebilirsiniz 🎙️
#psikoloji #podcast
Yalnızlık, çoğu zaman tek başına olmaktan çok, sah Yalnızlık, çoğu zaman tek başına olmaktan çok, sahici bir yakınlık kuramamaktan doğar. Bu nedenle insan bazen kalabalıkların içinde, ilişkilerin ortasında ve sürekli iletişim hâlindeyken bile kendini derinden yalnız hisseder. 
Sorun her zaman çevrede kaç kişinin olduğu değildir; o ilişkilerin ne kadar güvenli, karşılıklı ve duygusal olarak taşıyıcı olduğudur.
Sosyal medya çağında bu ayrım daha da belirginleşti. İnsanlar hiç olmadığı kadar görünür, ulaşılabilir ve bağlantı içinde. Ancak bağlantının artması, yakınlığın da arttığı anlamına gelmiyor. Mesajlaşmak, birbirini izlemek ya da sürekli çevrimiçi kalmak; anlaşılma, görülme ve duygusal olarak karşılık bulma ihtiyacını her zaman karşılamıyor. Bu yüzden kişi çok sayıda ilişki içinde olsa bile, gerçek bir temas yaşamadığında yalnızlık sürüyor.
Yalnızlığı ağırlaştıran bir başka etken de, tek başına olmaya yüklenen anlamdır. Çünkü tek başınalık ile yalnızlık aynı şey değildir. Tek başına olmak kimi zaman içe dönüş, dinlenme ve ruhsal toparlanma alanı sunabilir. Yalnızlık ise ilişki içinde de hissedilebilen bir kopukluk hâlidir. İnsan her yalnız kaldığında zarar görmez; ama kendisi olarak var olamadığı ilişkiler içinde giderek daha fazla yalnızlaşabilir.
Bu yüzden yalnızlığı yalnızca daha fazla sosyalleşme ihtiyacı olarak görmek yeterli değildir. Bazen ihtiyaç duyulan şey daha çok insan değil, daha sahici temas; bazen de yakınlıkla, mesafeyle ve tek başınalıkla kurulan içsel ilişkiyi yeniden düşünmektir🌷
#psikoloji
Instagram'da takip et

  • KVKK Aydınlatma Metni
  • Web Sitesi Aydınlatma Metni
  • Çerez Politikası
  • uzmanpsikologtugceturanlar@gmail.com
  • 0532 053 39 92 WhatsApp üzerinden ulaşabilirsiniz

Adres

Kuloğlu Mah. Ağa Hamamı Sok. Yasemin Apt. No:14 D:1 Beyoğlu / İstanbul

Bu internet sitesinin içeriği ve uygulamaları, sadece bilgilendirme ve eğitim amaçlı olup, herhangi bir şekilde tıbbi öneri verme veya herhangi bir danışan sağlama amacı ile oluşturulmamıştır. Sitemizde yer alan alıntı ve görüşler açıkça belirtilmediği takdirde resmi görüşlerini yansıtmamaktadır.