Tuğçe Turanlar

  • Anasayfa
  • Hakkımda
  • Hizmetler
    • Bireysel Terapi
    • Çift Terapisi
    • EMDR Terapisi
  • Konular
    • İlişkiler ve Bağlanma
    • Kaygı ve Anksiyete
    • Travma ve Bedensel Bellek
    • Psikanalitik Düşünce
  • Podcast
  • İletişim

Tuğçe Turanlar

  • Anasayfa
  • Hakkımda
  • Hizmetler
    • Bireysel Terapi
    • Çift Terapisi
    • EMDR Terapisi
  • Konular
    • İlişkiler ve Bağlanma
    • Kaygı ve Anksiyete
    • Travma ve Bedensel Bellek
    • Psikanalitik Düşünce
  • Podcast
  • İletişim
  • Anasayfa
  • Hakkımda
  • Hizmetler
    • Bireysel Terapi
    • Çift Terapisi
    • EMDR Terapisi
  • Konular
    • İlişkiler ve Bağlanma
    • Kaygı ve Anksiyete
    • Travma ve Bedensel Bellek
    • Psikanalitik Düşünce
  • Podcast
  • İletişim
featured_image

İlişkilerde Narsisistik Örüntüler ve İlişkisel Dinamikler

4 Eylül 2021 Yazar: Klinik Psikolog Tuğçe Turanlar İlişkiler ve Bağlanma 0 Yorum

İlişkilerde Narsisistik Örüntüler ve İlişkisel Dinamikler

İnsan ilişkileri, karşılıklı tanınma, onaylanma ve güvenli bir bağ kurma ihtiyacı üzerine temellenir. Sağlıklı bir ilişkide iki taraf da hem “ben” olabilme kapasitesini korur hem de “biz” olabilmenin getirdiği duygusal yakınlığı deneyimler. Ancak bazı ilişkisel dinamiklerde bu denge, bir tarafın lehine olacak şekilde bozulur; diğer tarafın duygusal alanı giderek daralır ve ilişkide tek yönlü bir düzen oluşur.

Klinik psikoloji literatüründe narsisistik örüntüler olarak ele alınan bu süreçler, çoğu zaman dışarıdan görüldüğünden çok daha karmaşık bir iç yapıya sahiptir. Görünürdeki kendine güvenli, güçlü ya da mesafeli tutumların ardında; kırılgan bir benlik algısı ve yoğun savunma mekanizmaları yer alabilir. Bu yazıda amaç, bireyleri etiketlemek ya da yargılamak değil; ilişkilerin duygusal atmosferini derinden etkileyen bu örüntülerin nasıl işlediğini ve ilişkisel bağlamda nasıl deneyimlendiğini anlamaya çalışmaktır.


Narsisistik Örüntülerin Kavramsal Çerçevesi: Savunma ve İhtiyaç

Gündelik dilde narsisizm çoğu zaman “kendini beğenmişlik” ya da “bencillik” ile eş anlamlı kullanılır. Oysa klinik açıdan narsisizm, insan gelişiminin doğal bir parçası olan ve kişinin kendine değer verebilmesini sağlayan bir yapıyı da içerir. Psikanalitik yaklaşımlar, bireyin kendilik değerini koruyabilmesi, sınırlarını hissedebilmesi ve yaşamın zorluklarıyla baş edebilmesi için belirli bir düzeyde sağlıklı narsisizme ihtiyaç duyduğunu vurgular.

İlişkisel düzlemde ortaya çıkan narsisistik örüntüler ise genellikle bu yapının zedelendiği noktalarda belirginleşir. Kişi, iç dünyasında taşıdığı değersizlik ya da boşluk hissini telafi edebilmek için ilişkiye aşırı anlam yükleyebilir. Bu noktada partner, ayrı bir birey olmaktan ziyade bir kendilik nesnesi (self-object) olarak algılanabilir; yani öteki, kişinin benlik dengesini sürdürebilmesi için onaylayan, aynalayan ya da hayranlık duyan bir işlev üstlenir. Bu durum çoğu zaman bilinçli bir zarar verme niyetinden değil, kırılgan benliği ayakta tutma çabasından kaynaklanır.


İdealizasyon ve Değersizleştirme Döngüsü

Narsisistik örüntülerin baskın olduğu ilişkilerde etkileşimler sıklıkla yoğun ve dalgalı bir duygusal zeminde ilerler. İlişkinin başlangıcında “idealizasyon” olarak adlandırılan bir evre görülür. Bu dönemde partner kusursuz, eşsiz ve özel olarak algılanır; kişi kendini son derece değerli ve görülmüş hissedebilir. Ancak bu yoğun yakınlık, çoğu zaman gerçek bir tanışmaya değil, zihinde yaratılan ideal bir imgenin karşı tarafa yansıtılmasına dayanır.

Zaman içinde partnerin hata yapması, sınır koyması ya da farklı bir ihtiyaç ifade etmesiyle birlikte bu ideal imge sarsılır. Bu noktada “değersizleştirme” süreci devreye girebilir. Bir gün önce yüceltilen partner, kısa süre içinde eleştirilen ya da yetersiz hissettiren bir konuma itilebilir. İlişkinin diğer tarafı için bu döngü oldukça kafa karıştırıcıdır; kişi neyin değiştiğini anlamakta zorlanır ve sürekli olarak kendi davranışlarını sorgulamaya başlar. Empatik temas zayıflar, ilişkide duygusal güven giderek azalır.


Gerçeklik Algısının Aşınması: Gaslighting ve Sınır İhlalleri

Bu ilişkisel dinamiklerin en zorlayıcı yönlerinden biri, iletişimde ortaya çıkan gerçeklik çarpıtmalarıdır. Gaslighting olarak adlandırılan bu etkileşim biçiminde, bireyin yaşadığı deneyimler inkâr edilebilir, küçümsenebilir ya da çarpıtılabilir. “Ben öyle bir şey demedim”, “Sen çok abartıyorsun” ya da “Bunu yanlış hatırlıyorsun” gibi ifadeler, karşı tarafın kendi algısından şüphe etmesine yol açabilir.

Bu tür etkileşimler her zaman bilinçli bir manipülasyon olarak gelişmez. Çoğu zaman kişi, hata yapmış ya da kusurlu görünme ihtimalinin yarattığı yoğun utanç ve kaygıdan kaçınmak için bu savunma yoluna başvurur. Ancak sonuçta, ilişki içindeki diğer taraf kendi duygularına yabancılaşabilir, karar verme becerisine olan güvenini kaybedebilir ve sürekli kendini açıklama ihtiyacı hissedebilir. Sağlıklı sınırların bulanıklaştığı bu tür ilişkilerde, duygusal sorumluluk sıklıkla tek taraflı hale gelir.


Değerlendirme

İlişkilerde narsisistik örüntüleri anlamak, yaşanan duygusal karmaşayı daha net bir çerçevede değerlendirebilmek açısından önemlidir. Bu örüntüler, çoğu zaman erken dönem bağlanma deneyimlerinin ve karşılanmamış duygusal ihtiyaçların yetişkinlikteki yansımaları olarak ortaya çıkar. İlişkinin besleyici ve onarıcı olabilmesi; karşılıklı empati kapasitesinin korunmasına, sınırların netliğine ve her iki tarafın da ötekinin varlığını kabul edebilmesine bağlıdır.

Bu dinamikleri fark etmek, kişileri suçlamak ya da sınıflandırmak için değil; ilişkide ortaya çıkan etkileşim biçimlerini daha sağlıklı bir perspektiften ele alabilmek için anlamlı bir zemin sunar.


Bilgilendirme Notu:
Bu metin, narsisistik örüntülerin ilişkisel bağlamdaki yansımalarına dair genel bir psikoeğitim amacı taşımaktadır. Tanı koyma, kişileri etiketleme ya da yönlendirme amacı içermez.


Kaynaklar

Erdoğan, B., & Öztürk, E. (2018). RUHSAL TRAVMANIN AKTARIMINDA NARSİSİZM. Bartın Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dergisi, 3(3), 11-20.

Karaaziz, M., & Atak, İ. E. (2013). NARSİSİZM VE NARSİSİZMLE İLGİLİ ARAŞTIRMALAR ÜZERİNE BİR GÖZDEN GEÇİRME. Nesne Psikoloji Dergisi, 1(2), 44-59.

American Psychiatric Association, A. P., & American Psychiatric Association. (2013). Diagnostic and statistical manual of mental disorders: DSM-5.

 

Gaslighting Ghosting ilişki
Sonraki

İlgili Makaleler

Dişi ve Erkek Narsisizmi: İlişkilerde İki Farklı Yüz
Dişi ve Erkek Narsisizmi: İlişkilerde İki Farklı Yüz
18 Ağustos 2025

Narsisizm, son yıllarda psikoloji gündeminin zirvesine oturdu. Toksik...

Devamı
Dopamin Nedir
Dopamin Nedir
18 Haziran 2024

Dopamin, beynimizdeki sinir hücreleri arasında sinyaller taşıyan önemli...

Devamı
Duygudurum Bozukluğu Nedir
Duygudurum Bozukluğu Nedir
5 Kasım 2024

Duygudurum bozukluğu, kişinin duygu durumunda sürekli veya tekrarlayan...

Devamı
Bipolar Bozukluk ve Türleri
Bipolar Bozukluk ve Türleri
7 Mayıs 2023

Bipolar Bozukluk Nedir Bipolar Bozukluk belli bir düzen olmaksızın yineleyen...

Devamı

Instagram

Hiç ilk görüşte aşık oldunuz mu?
Bazen birine gerç Hiç ilk görüşte aşık oldunuz mu?
Bazen birine gerçekten değil, onun üzerindeki kendi hayalimize, özlemimize ya da eksik kalan bir parçamıza tutuluruz. Jung’a göre aşkın ilk dönemindeki bu büyülenmede projeksiyon önemli bir rol oynar; karşımızdaki kişiyi olduğu gibi değil, içimizde taşıdığımız imgeyle birlikte görürüz.
Bu bölümde aşkı, projeksiyonu, anima-animus kavramlarını ve Her filmi üzerinden kurduğumuz o ilk büyülenmenin neden bu kadar güçlü olduğunu anlatıyorum.
Bu sorunun cevabını Jung’un kavramları üzerinden daha derinlemesine dinlemek isterseniz, profildeki linkten Seans Odası Sakinleri podcastine ulaşabilirsiniz. Bölümü Apple Podcasts ve Spotify üzerinden dinleyebilirsiniz 🩵
#podcast #psikoloji
“Yeterince iyi olursam sevilirim” inancı, çoğu zam “Yeterince iyi olursam sevilirim” inancı, çoğu zaman çocuklukta duygusal olarak yeterince görülmemiş olmanın izlerini taşır. Duygusal olarak yeterince ulaşılabilir olmayan ebeveynlerle büyüyen çocuk, sorunu kendinde arar. Daha uyumlu, daha başarılı, daha sessiz ya da daha az talepkar olursa sevileceğine inanır. Bu strateji çocuklukta ilişkiyi koruyarak hayatta kalmayı sağlar; ancak yetişkinlikte kişinin kendi ihtiyaçlarını bastırmasına, ilişkilerde fazla sorumluluk almasına ve sürekli onay aramasına yol açabilir.
İyileşme, geçmişte hayatta kalmanızı sağlayan bu eski örüntüyü fark etmekle başlar. Yetişkinlikte sağlıklı ve güvenli bağlar kurmak; kusursuz bir rol yapmayı değil, kendi sınırlarınız ve ihtiyaçlarınızla sahici bir şekilde var olabilmeyi gerektirir. Unutmayın, sevgi kazanılması gereken bir ödül değildir. Değeriniz, ne kadar faydalı olduğunuzla değil; var olmanızla ilgilidir. 🩵
#psikoloji
Bazı yanlarımızı saklarız; çünkü onları kendimize Bazı yanlarımızı saklarız; çünkü onları kendimize yakıştıramayız.
Öfke, kıskançlık, kırılganlık ya da güç arzusu bazen ‘ben böyle biri değilim’ diyerek bilinçdışına itilir. Ama bastırılan şey kaybolmaz; çoğu zaman başka insanlarda bizi en çok rahatsız eden şey olarak geri döner. Jung buna gölge der. Dr. Jekyll ve Bay Hyde hikayesi de tam olarak bunu anlatır: insanın kendinden ayırmaya çalıştığı karanlık yan, yok olmaz; güçlenerek geri döner. 
Bu bölümde gölgeyi, projeksiyonu ve neden bazı yanlarımızı inkar ettiğimizi bu hikaye üzerinden anlatıyorum. 
Bu sorunun cevabını Jung’un gölge kavramı üzerinden daha derinlemesine anlamak isterseniz, profildeki linkten Seans Odası Sakinleri podcastine ulaşabilirsiniz. 
Bölümü Apple Podcasts ve Spotify’dan dinleyebilirsiniz 🎙️
#psikoloji #podcast
Yalnızlık, çoğu zaman tek başına olmaktan çok, sah Yalnızlık, çoğu zaman tek başına olmaktan çok, sahici bir yakınlık kuramamaktan doğar. Bu nedenle insan bazen kalabalıkların içinde, ilişkilerin ortasında ve sürekli iletişim hâlindeyken bile kendini derinden yalnız hisseder. 
Sorun her zaman çevrede kaç kişinin olduğu değildir; o ilişkilerin ne kadar güvenli, karşılıklı ve duygusal olarak taşıyıcı olduğudur.
Sosyal medya çağında bu ayrım daha da belirginleşti. İnsanlar hiç olmadığı kadar görünür, ulaşılabilir ve bağlantı içinde. Ancak bağlantının artması, yakınlığın da arttığı anlamına gelmiyor. Mesajlaşmak, birbirini izlemek ya da sürekli çevrimiçi kalmak; anlaşılma, görülme ve duygusal olarak karşılık bulma ihtiyacını her zaman karşılamıyor. Bu yüzden kişi çok sayıda ilişki içinde olsa bile, gerçek bir temas yaşamadığında yalnızlık sürüyor.
Yalnızlığı ağırlaştıran bir başka etken de, tek başına olmaya yüklenen anlamdır. Çünkü tek başınalık ile yalnızlık aynı şey değildir. Tek başına olmak kimi zaman içe dönüş, dinlenme ve ruhsal toparlanma alanı sunabilir. Yalnızlık ise ilişki içinde de hissedilebilen bir kopukluk hâlidir. İnsan her yalnız kaldığında zarar görmez; ama kendisi olarak var olamadığı ilişkiler içinde giderek daha fazla yalnızlaşabilir.
Bu yüzden yalnızlığı yalnızca daha fazla sosyalleşme ihtiyacı olarak görmek yeterli değildir. Bazen ihtiyaç duyulan şey daha çok insan değil, daha sahici temas; bazen de yakınlıkla, mesafeyle ve tek başınalıkla kurulan içsel ilişkiyi yeniden düşünmektir🌷
#psikoloji
Külkedisi Sendromu, kadınların bağımsızlığa karşı Külkedisi Sendromu, kadınların bağımsızlığa karşı geliştirdikleri bilinçdışı korkuyu ve bir başkası tarafından korunma, yönlendirilme ya da “kurtarılma” arzusunu anlatmak için kullanılan bir kavramdır. Bu nedenle, bir klinik tanıdan çok, belirli bir psikolojik ve toplumsal örüntüye işaret eder.
Bu örüntüde kişi, yaşamını dönüştürecek gücü kendi içinde değil, dışarıda aramaya başlayabilir. İlişkilerde partnerin idealize edilmesi, aşırı uyum sağlama, kendi benliğini geri plana itme ve güvende hissetmek için bir başkasının varlığına ihtiyaç duyma bu yapının sık görülen görünümlerindendir.
Kavramın dikkat çekici yanı, yalnızca bireysel psikolojiyle değil; masallar, kültürel anlatılar ve toplumsallaşma süreçleriyle de ilişkili olmasıdır. 
Külkedisi masalında olduğu gibi, kadın bekler, sabreder, uyum gösterir; değişim ise kendi eyleminden çok dışarıdan gelen bir figürle mümkün olur. Böylece bağımsızlık, özgürleştirici bir alan olmaktan çıkıp kaygı uyandıran bir alana dönüşebilir.
Psikodinamik açıdan bakıldığında ise bu örüntü, bağımsızlıkla ilgili çatışmalı duyguların bastırılması üzerinden de okunabilir.
🌷
#psikoloji
Beyaz Şövalye Sendromu, ilişkide sürekli kurtarıcı Beyaz Şövalye Sendromu, ilişkide sürekli kurtarıcı role geçmeyi anlatır. Kişi karşısındakini sevmekle yetinmez; onu toparlamaya, iyileştirmeye, taşımaya ve düzeltmeye de çalışır.
İlk bakışta bu, sevgi, fedakarlık ve bağlılık gibi görünebilir. Ama zamanla ilişki, iki kişinin birbirine eşlik ettiği bir alan olmaktan çıkıp birinin diğerini sürekli düzenlemeye çalıştığı bir yapıya dönüşebilir.
Bu dinamikte partnerin sorunları kişinin gündemine dönüşür, partnerin duyguları ise kendi sorumluluğu gibi hissedilir. Kimi zaman dışarıdan “çok ilgili” görünen tutumun altında, kaybetme korkusu ya da vazgeçilmez olma ihtiyacı da bulunabilir.
Oysa sağlıklı destek vermek ile kurtarıcı role geçmek aynı şey değildir. Destek vermek, karşı tarafın yerine yaşamak değil; yanında olurken yine de onun kendi ayakları üzerinde durmasına alan açmaktır.
Beyaz şövalye dinamiğinde ise bu denge bozulur. Bir süre sonra sevgi ile sorumluluk, şefkat ile yük taşıma birbirine karışır. Bu da ilişkide eşitliği zedeler; yorgunluk, kırgınlık ve bastırılmış öfke yaratabilir ❤️‍🩹
Çoğu zaman bu rol kötü niyetle değil, iyi niyetle başlar. Ama yine de şu fark önemlidir: Sevgi, birini taşımak değildir. Destek olmak, onun yerine yaşamak değildir. 
Yakınlık, birini kurtarma görevi değildir.
#psikoloji
Instagram'da takip et

Konular

  • İlişkisel Örüntüler
  • Bağlanma ve Yakınlık Sorunları
  • Travma ve Psikolojik İzler
  • Kişilik Yapıları
  • İçsel Çatışmalar ve Anlam Arayışı
  • Kaygı, Kontrol ve Aşırı Düşünme
  • Rüyalar ve Bilinçdışı Süreçler

Hızlı Erişim

  • Hakkımda
  • S.O.S Podcast
  • Spotify'da Dinle
  • Apple Podcasts'te Dinle
  • Bireysel Danışmanlık
  • Çift Danışmanlığı
  • İletişim

Yasal Uyarı

Bu internet sitesinin içeriği ve uygulamaları, sadece bilgilendirme ve eğitim amaçlı olup, herhangi bir şekilde tıbbi öneri verme veya herhangi bir danışan sağlama amacı ile oluşturulmamıştır. Sitemizde yer alan alıntı ve görüşler açıkça belirtilmediği takdirde resmi görüşlerini yansıtmamaktadır. Yazılı izin alınmaksızın kaynak gösterilerek dahi kullanılamaz.