Tuğçe Turanlar

  • Anasayfa
  • Hakkımda
  • Hizmetler
    • Bireysel Terapi
    • Çift Terapisi
    • EMDR Terapisi
  • Konular
    • İlişkiler ve Bağlanma
    • Kaygı ve Anksiyete
    • Travma ve Bedensel Bellek
    • Psikanalitik Düşünce
  • Podcast
  • İletişim

Tuğçe Turanlar

  • Anasayfa
  • Hakkımda
  • Hizmetler
    • Bireysel Terapi
    • Çift Terapisi
    • EMDR Terapisi
  • Konular
    • İlişkiler ve Bağlanma
    • Kaygı ve Anksiyete
    • Travma ve Bedensel Bellek
    • Psikanalitik Düşünce
  • Podcast
  • İletişim
  • Anasayfa
  • Hakkımda
  • Hizmetler
    • Bireysel Terapi
    • Çift Terapisi
    • EMDR Terapisi
  • Konular
    • İlişkiler ve Bağlanma
    • Kaygı ve Anksiyete
    • Travma ve Bedensel Bellek
    • Psikanalitik Düşünce
  • Podcast
  • İletişim
featured_image

Dogville – Şiddet ve Psikososyal Dinamiği

7 Eylül 2021 Yazar: Klinik Psikolog Tuğçe Turanlar İlişkiler ve Bağlanma 0 Yorum

Dogville: Grace yumuşacık elleriyle Dogville kasabası sakinlerine bir hediye olarak doğar. Kalbinde iyilik tohumları ve gerçekleri görmeyi reddeden inatçılığıyla tüm kasaba halkının çamurunun altında ezilir.  Tom Grace’i gangsterlerden kaçarken kendi kasabasında bulur ve ona tüm iyi niyetiyle yardım etmek istediğini söyler ve Tom’a göre kasabada yaşayan diğer insanlar da seve seve yardım edecektir. Çünkü orası Dogville kasabasıdır. İnsanları iyi niyetlidir. Grace’in saflığı ve inatçılığı, kötülüğün damla damla çoğalıp herkesi boğmasına sebep olur. Sözde iyilik kasabası Dogville ise üzerindeki şeffaflığı karanlık arzulara teslim eder ve hep birlikte şiddettin şiddeti doğuracağı gerçeğini gözler önüne sererler.

Dünyanın herhangi bir yerinde Dogville kasabasında yaşananları görebiliriz. Şiddetin ortaya çıkışını araştırmak için zamanda dolaşmaya gerek olduğunu düşünmüyorum. Bazen basit bir kıskançlık yüzünden bile ortaya çıkabilir. İnsani duygular şiddeti kendi içinde saklı tutabilir. Dogville sakinleri sanki içlerindeki şeytanı serbest bırakırken, beklenen gün gelmiş gibi davranıyorlardı. Kötülüğe engel olmadan, onu yok sayarak sessizliğin içinde daha da büyümesini sağladılar.

İnsanlar, Grace ’in yardıma ihtiyacı olduğunu anlayınca, onu sömürmek için daha da derine indiler. Başka bir insandan üstün olduğu hissine kapılan kasabalılar sahip oldukları düzeni değiştirdiler. Mesela bu kasabada sessiz ve sakin bir yaşam vardı. Kadınların, erkeklerin ve çocukların belli görevleri vardı. Kimse herhangi bir iş için bir başkasına ihtiyaç duymuyordu. Ancak Grace kasabaya geldiği zaman, güzel, çaresiz, iyiliksever ve yardıma muhtaçtı. İnsanlar ona yardım etmekten ziyade onunla ne yapacaklarını düşündü. Tom’un dediği gibi buna iş olarak bakarsak, onlara bir şeyler vermek lazım. Böylece yaptıkları sözde iyiliğin karşılığını alabileceklerdi. Önce Grace’e iş verdiler ve yanında da küçük bir miktar maaş. Sonra çalışma saatlerini arttırıp maaşını kestiler ve altından kalkamayacağı kadar büyük bir iş yüküne maruz bıraktılar. Grace’in kalbi, eziyetin, tecavüzün, tacizin ve iftiranın acımasızlığıyla daha da çok yoruldu. İsyan etmek yerine her yapılana boyun eğen Grace, kasabalıların elinde oyuncağa dönüştü.

Tüm bu olanlardan sonra Tom’un kararıyla Grace’in kasabadan kaçması herkes için daha iyi olacaktı. Ancak bu kaçış Grace’in Tom’un gerçek yüzünü görmesini sağladı ve sayesinde Tom’un babasının parasını çalmakla suçlandı. Kaçış sırasında ise Ben’in tecavüzüne uğradı. Kasabalılar bu durumdan rahatsız olup Grace’in boynuna ağırlığı olan bir tasma bağladı. Zavallı kadın, Tom’un onu Gangsterlere ihbar etmesiyle bu cani insanların arasından kurtuldu. Gangsterlerin liderinin Grace’in babası olduğu sırrını öğrenen kasabalılar kendi sonlarına doğru yürüdüklerini anladılar. Bu sırada ise Grace ve babası kibirlilik üzerine kısa bir süre sohbet ettiler. Kasabalıların aslında düşündüğü kadar iyi olmadıkları ve ona iyi davranmadıkları gerçeğini artık inkâr etmeyen Grace Dogville’de kimseyi sağ bırakmadı. Sadece, kasabaya ilk geldiği zaman kemiğini çaldığı köpeği canlı bıraktı.

Yardıma muhtaç bir kadının çaresizliğini suistimal eden Dogville kasabası sakinlerini biraz yakından tanımaya çalışalım.

Tom, kasabanın filozof ruhlu gencidir. Kelimeleri aklında kurgularken kasabanın içinde dolaşır ya da Old Lady’s Bench’te düşüncülere dalar. Kendince bir yazar olan Tom düşünmeyi, düşünceleri yazmayı ertelemek için de kullanır. Ahlak konusundaki vaazları, yazmaya olan ilgisi, Dogville halkını yönetmeye çalışma biçimi, kendini kasabada tek bilen olarak görmek, Tom’un dünyasını özetlemek için yeterli olabilir.

Dogville’de aydınlığın yerini karanlık almaya başladığı zaman, Tom olanları izlemiştir. Grace eziyete uğradığında ya da her gece tecavüze uğradığında, yardım etmek yerine, Dogville’de dolaşmaya çıkmıştır. Bir şeyler yapmak yerine yine düşünceleri seçerek bir şeylere müdahale etmeyi ertelemiştir. Kendini hiçbir kararın sonucunda suçlu görmemiştir. Grace’i gangsterlere ihbar ettiği ve onlara teslim ettiği zaman o da gerçek benliğini göstermiştir. Güçlü tarafın yanında olarak Grace’i kötülemiştir. Grace’in kaldığı yeri gösterirken gangsterlere hürmet göstermektedir. Tom kendince bir suçluyu yakalamıştır ve şimdi onu teslim ediyordur. Gerçekleri öğrendiği an kendi ölümünü engellemek için, büyük bir ikiyüzlülükle savaşmıştır.

Grace ve kasaba halkı arasında yönlendirici görevini üstlenirken adeta bir satranç tahtasındadır ve iki tarafta da oyuncu olarak yer almaktadır. Sözler, düşünceler ve verdiği kararların acı dolu sonuçları vardır. Bunlara doğrudan müdahale etmektense dolaşmayı ve düşünmeyi seçmektedir. Ne Grace’e olan aşkı ne de onu kurtarma arzusu kötülüğün ortaya çıkmasını engelleyememiştir. Hatta Grace’in her gece tecavüze uğradığını gördüğü halde engellemek yerine gördüklerini savunma olarak kullanmayı tercih etmiştir. “ Bütün kasaba sana sahip olmuşken biz neden birlikte olamıyoruz” diyen Tom, bir kez daha reddedildikten ve verdiği bütün kararlar başarısızlıkla sonuçlandıktan sonra Grace artık onun hayallerinde olmayacaktır. İşte burada sorulabilecek en güzel soru “Grace bir kadın değil de erkek olsaydı?” yaşananlar ne derece değişebilirdi. Tom ilk başta kasabaya gelen bu yabancıya erkek olduğu için yardım eder miydi? Kasabanın arzularına bakılırsa, kasabaya saklanan güçlü bir erkek olsaydı onların zaaflarını yönlendirmekte başarılı olabilirdi. Çünkü karakterler güçlü değil, çaresiz ve açgözlü.

Tom taraflar arasında sözcü olarak kalmayı tercih etti. Grace’i sürekli yönlendirip kasaba halkının tepkilerini ölçtü. Ardından gelecek hamleleri ona göre belirledi. Piyon Grace, tüm acıları çekerken, Tom hamleleri kurguluyordu. Bunun adı aşk ve sevdiğini özgürlüğe kavuşturmaksa Tom Grace’e gerçekten âşıktı.

Diğer insanlar adına konuşup bir sahtekâr gibi davranan Tom, aslında düşüncelerini tamamlayamamış içlerinde kaybolmuş bir adamdır. Belki de başına geleni hak etmiştir. Kim bilebilir ki?

Grace şiddetin hem kurbanı hem celladı olan, yardıma muhtaç, güzel, kadın ve açlıktan bir köpeğin kemini çalmış bir insandır.  Tom için Dogville’in ne kadar iyi bir yer olduğunu gösterebileceği bir fırsattır. Artık ahlak konusundaki derslerini uygulamalı da gösterebilecektir. Bu yüzden Grace bir hediyedir.

Dogville dikenlerini gören Grace, Tom’un rehberliğinde kasabadan kaçar ve Ben sayesinde yakalanır. Bu olaydan sonra her şey daha da kötü olur. Grace’in boynuna ağırlığa bağlı bir tasma takılır. Tasmayı Tom’un pek zeki sayılmayan arkadaşı Bill icat etmiştir. Tasma takılırken Doktor Edison, Grace’e tasmayı ceza olarak düşünmemesi gerektiğini söyler. Bu da diğer yapılan eziyetlerdeki gibi kibar ve sakince gerçekleşir. Grace sesini çıkarmaz ancak gözleri artık acısındaki şiddeti saklayamaz. Boynundaki tasmanın ağırlığıyla kulübesine gider ve artık esirdir. Kimseden gizlenmeyen tecavüzlerle birlikte Grace saflığını kaybeder. Geç de olsa Dogville’den intikamını alır ve tabii ki de bu yaşanılanları telafi etmeyecektir.

Grace kasabalılara kendini sevdirmek için çabaladığı zamanlarda, Dogville’in en güzel manzaralı evinin sahibi Mckay ile kısa süreli sohbetler gerçekleştirirdi. Bu sohbetlerden birinde, gözleri görmeyen Mckay’e ışığı seven bir adamın neden perdeleri açmadığını soruyordu. Amaç kör olduğunu inkâr eden bir adama gerçeği itiraf ettirmek. Grace bu şekilde hem Mckay’de hem diğer kasabalılarda farklı türlerde izler bırakıyordu. Belki de bir şeyleri değiştirmek hoşuna gidiyordu.

Grace, babasının da dediği gibi yeri geldiğinde merhametli olmak yerine sürekli herkesi her şey için bağışlıyordu. İyilik ve kötülük kavramlarının ayrımını keskin bir şekilde yapmak yerine sanki bütün davranışların değeri aynıymış gibi tepki veriyordu. Yalnızca aynı şeylerin başkasının da başına gelebileceği düşüncesi Grace’i gerçeklerle yüzleştirir. “Buradan geçen biri zaaflarını açığa çıkarabilir.”  O halde Dogville yok olmalıdır. Bütün başına gelenlerin birikmiş tepkisi bir anda ortaya çıkar. Grace inancını yitirmiştir ve öcünü almak ister. Şiddete şiddetle karşılık vermeyi tercih eder ve sonu zalimce gerçekleştirir. Bu da bir çeşit öç alıcı bir şiddettir.

Dogville’de yaşayan iki aileden biri Chuck ve Vera kendi içlerindeki mutsuzlukla yaşamlarını sürdürürler. Vera eğitime inanan, çocuklarına önem veren, eşine sadık ve her an her şeye ağlayabilecek bir karaktere sahiptir. Bu özellikler içindeki şiddeti saklamak için yeterli değildir. Vera’nın çocuklarından Jason, Grace’i kendisine vurması için tehdit eder. Oysaki Jason sadece kelimeleri yanlış yazmıştır ve Grace de onu uyarmıştır. Bu rağmen Jason inatla ceza ister. Grace eğer ona vurmayı kabul etmezse annesine gidip onu dövdüğünü söyleyecektir. Yani biraz daha uzaktan bakacak olursak, Grace’in şiddeti Jason’ın tehdidiyle başlar.  Vera ve Chuck bu çocuğu yetiştirmiştir ve aile içinde nasıl bir şiddet olabileceğine dair ipuçları taşımaktadır. Jason ile başlayan şiddet Chuck’ın tecavüzü ve Vera’nın suçlayıcı tavırlarıyla son bulur.

Chuck’ın tecavüzünden sonra Jason, Grace’in kendisine vurduğunu annesine söyleyecektir. Koruma içgüdüsü ve Grace’e olan ön yargısı hesap sordurtacaktır. Grace bunu çocuğun istediğini ve Bill’in kız kardeşi Liz, Jason’ın bunu hep yaptığını söylese de Vera için bir şey değişmeyecektir. Grace suçludur ve bir daha çocukların yanına yaklaşamayacaktır.

Diğer bir hesap sorma ise Martha’nın Grace ve Chuck’ı birlikte görmesi yüzünden olacaktır. Vera’ya göre Grace onun kocasını ayartmıştır ve ders alması gerekmektedir. Çünkü Vera eğitime inanır. Martha ve Liz Grace’i tutar ve Vera da Grace için kasabanın dostluğu simgeleyen yedi bibloyu tek tek kırmaya başlar. Grace eğer ilk iki biblo kırılırken gözyaşlarını tutabilirse diğerleri kırılmayacaktır. Ancak Grace kendine hâkim olamaz duygularına yenik düşer ve ağlamaya başlar. Burada Vera belki de gerçeğin farkındadır. Chuck’ın Grace’e zorla sahip olduğunu biliyordur. Gerçekleri çarpıtarak acısını dindirmeye çalışıyordur. Sonuçta Grace bu kasabaya sonradan dâhil olmuştur. Ailesi suçlu da olsa daha önemlidir. Şiddetin içinde bir düzenleri vardır. Bu düzen Grace tarafından tehdit altındadır. Kadınlık gururunu da göz önünde bulunduracak olursak Vera bunları tüm karmaşıklığıyla gerçekleştirmektedir. Chuck’ın Grace’e tecavüz ettiğini öğrendikten sonra da bakış açısını değiştirmeyecektir. Gerçekler değiştirilir ve yeniden yaratılır. Bu yaratılış sürecindeki tüm çatlaklar Grace’in üzerine dökülecektir.

Chuck, diğer Henson erkeklerine göre şiddet gösterme konusunda daha çok ön plandadır. Grace, Chuck’a geçmişini hatırlattığı için nefreti ve cezalandırılmayı hak eder. Büyük bir şehirden bu kayıp kasabaya gelmiştir. Belki de Chuck ile aynı hatayı yapmaktadır. Buranın ne kadar berbat bir yer olduğunu hem ona hem kendisine kanıtlaması için bir fırsattır. Grace Chuck’ın tüm bu tecavüz işkencelerine boyun eğer. Onu kimseye şikâyet etmez ya da gerçeği kimseye söylemek için çabalamaz. Belki de herkes Chuck’a inanacaktır ve Grace yine düzen bozan kötü kadın olacaktır.

Chuck, kanun adamlarının kasabaya gelip Grace’i aradıkları zaman evinde gördüğü Grace’i hemen fırsata çevirmiştir. Sesini çıkarırsan gangsterlere yem olursun. Gözyaşların, isteksizliğin sorun değil. Sen zaten buraya gelerek cezayı hak ettin. Bu olaydan önce de Grace Chuck’a samimiyetiyle ilgili küçük tepkilerde bulunmuştu. Chuck’ın sinirlenmesiyle Grace geri adım atıp özür dilemişti. Grace bunu herkes için yapıyordu. Onlara sürekli ne kadar iyi, mükemmel insanlar olduklarını söylemek zorundaymış gibi davranıyordu. Belki de onu ancak bu şekilde sevebileceklerini düşünüyordu. Ancak bir atasözümüz vardır “Sen eşek olduktan sonra semer vuranın çok olur “ diye. Yani Grace’in itaatkârlığı, sessizliği tüm zulümlere olan tepkisizliği diğer insanların onu istediği gibi sömürmesine sebep olmuştur.

Ben, Martha ve McKay kasabanın yalnız yaşayan insanları. Her birinin dışarı yansıyan bir sessizliği var. Ben, kamyonuyla meyve sebze taşıyan bir adam. Kasaba dışına sadece o çıkıyor gibi görünüyor. Tom’un da yönlendirmesiyle kasabadan kaçmak isteyen Grace, Ben’den kaçmak için yardım istiyor. Bu muhtaç kadının onun için her şeyi yapacağını düşünen Ben öncelikle 10 doları peşin alır. Sonrasın da ise parayı yetersiz bulur ve iş iştir diyerek Grace’e tecavüz eder. “Bunu kişisel algılama, Grace” der. Geneleve vereceği parayı Grace’e olan tecavüzü telafi etmiştir.

Kasabaya geri döndüklerinde Ben söyleneni yapmış gibi görülmektedir. Pek suçluluk duygusu da hissetmez. Belki de bu tarz işler daha önceden yaptıklarından farksız değildir. Ben de diğerleri gibi Grace’in ne hissettiğini pek düşünmez.

Ben, Grace’e ihanet etmeden önce kasabada içkici, günahkâr ve genelevlere giden bir adam olarak tanınır. Kendi fikirlerinin olup olmadığı bile belli değildir. Düşünmeye ihtiyaç duymaz gibidir. Belki de Dogville’de bir şeyler saklamayan, göründüğü gibi olan tek adamdır. Ancak Grace’in masumiyetinin Dogville üzerindeki yarattığı etki, Ben’i pek de kötü göstermez. Grace daha kötüdür. Ahlak kuralları konusunda sürekli ahkâm kesen Tom ve diğerleri Grace’e Ben’in yaptıklarından farklı şeyler yapmamıştır.

McKay, körlüğünü gizlemeye çalışan bir adamdır. Dogville’in her yerini çok iyi bilir ve onları tasvir etmekten hoşlanır. Belki de insanları kör olmadığına böyle inandırmaya çalışıyordur. Ancak Dogville her şeyin farkındadır.

McKay ile Grace sohbet ederken, McKay ellerini Grace’in dizlerinin üzerinde gezdirir. Grace bundan rahatsız olarak Tom’a anlatır. Tom ise bunun yanlışlıkla olduğunu söyler tıpkı Ginger’ın Grace’i patikadan geçtiği için azarladığındaki gibi. McKay’in kör olması, Grace’e yapılan kötülüklerdeki yerini almasını engellememiştir. Grace yalnız yaşayan kör bir adama yardım ettiğinde bile tacize uğramaktadır. Dogville, Grace’in mutlu olabilecek bir sığınak bulmasını engellemekten hiç vazgeçmeyecektir. Her el, bakış ona doğru yönlendirilmiş bir silah olmaktadır.

Kasabanın gözcüsü Martha’nın görevi çanı çalmaktır. Aynı zamanda org çalar. Pedalları eskimesin diye onları kullanmaz. Sadece çalıyormuş gibi yapar. Dakik olma konusunda kusursuzdur. Çanı hep zamanında çalar. Kendisini önemli hissetmesini sağlayan tek şey, çan ile arasındaki bağ olabilir. Grace’in kasabada kalması için oylama yapıldığı sırada çanın başka bir şey için kullanılması onu oldukça rahatsız etmişti. Belki de kasaba içindeki yeri değişecekti. Burada da Grace’in kasaba düzeninin değişmesine olan ilk etkisini görebiliyoruz.

Kasabanın Grace gelmeden önce kalplerinde ne çeşit bir kötülük barındırdıklarını anlamak zordur. Buradaki insanlar kötülüğü öğrendiler mi yoksa doğuştan içlerinde mi vardı bilmiyoruz. Bildiğimiz tek şey ellerine sömürülecek bir şey geçince onu tüketmekten zevk almalarıdır. En küçüğünden en büyüğüne, en sağlıklısından engelli olanına kadar hepsinin Grace’e eziyet etmek için bir sebebi vardı. Peki, Grace’in içindeki iyilik için ne söyleyebiliriz. Grace’in kasabada saklanma sebebi babası gibi gangster olmak istememesiydi. Elindeki gücü insanlara kötülük yapmak için kullanmak istemiyordu. Ta ki beklenen o son ana kadar. Dogville’in içindeki lanet Grace’e de ulaştı. Şiddete şiddetle karşılık verdi. Babasının ona verdiği gücü kabul etti ve onu Dogville’i yok etmek için kullandı. Sadece ona kötülük yapmayan ve Dogville insanlarıyla ilişkisi bulunmayan köpek Moses yaşama şansını buldu.

Dogville’de iyilik kelimesinin karşılığını bulmak oldukça zordu. Merhamet etmeleri gereken yerde alacakları karşılığı düşünüyorlardı. Tom gerçeği anladığı anda Grace’e “insan olmak konusunda çok şey anladık” der. Aslında Tom her şeyin farkındaydı. Kötü olan ve engellenmesi gereken şeyler her yeri sarmıştı. Tom’un ahlakı bile kendi içinde ahlaksızdı. Çıkarlarına uymayan her şey için ahlak kavramı da değişiyordu.

Dogville neredeyse şiddetin her türünü içeriyordu. Vera psikolojik şiddet kavramını Grace’in biblolarını kırarak ona yaşatmıştı. Elma bahçesinin bereketi için tecavüz eden Chuck cinsel şiddetine kalıp da bulmuştu. Ortada kirlenmiş bir Âdem ve Havva teması vardı. Köle gibi çalıştırıp maaş almasına da son veren kasabalılar ekonomik ve fiziksel şiddet kavramını da atlamak istememişler gibi. Yumuşacık elleriyle kasabaya merhaba diyen Grace, elleri sertleşmiş boynunda ağırlıklı bir tasma ile kalakalmıştı. Grace kelimesinin karşılığı olan zarafet kavramı, beden bulmuş haliyle şiddeti üzerine çekme işini, belki de daha çok kolaylaştırmıştı.

“Şiddet dikenlerindeki pudraları döker ve daha da büyür”

Klinik Psikolog Tuğçe Turanlar

“Dogville – Şiddet ve Psikososyal Dinamiği”

 

 

şiddet
Önceki
Sonraki

İlgili Makaleler

Metamfetamin ve Beyin Üzerindeki Etkileri
Metamfetamin ve Beyin Üzerindeki Etkileri
7 Eylül 2021

Metamfetamin Metamfetamin, santral sistemde sinir uçlarında dopamin,...

Devamı
Depresyon Nedir? Depresyon Belirtileri Nelerdir?
Depresyon Nedir? Depresyon Belirtileri Nelerdir?
12 Ocak 2024

Depresyon Nedir Kişinin hayatındaki aktivitelerde ilgi kaybı ve sürekli bir...

Devamı
Love Bombing: İlişkilerde Sevgi Görünümlü Manipülasyon
Love Bombing: İlişkilerde Sevgi Görünümlü Manipülasyon
17 Haziran 2024

İlişkinizin ilk günlerini hatırlıyor musunuz? Her şey harikaydı, değil mi? Size...

Devamı
Aşk içinde kalmanın bir yolu var mı
Aşk içinde kalmanın bir yolu var mı
5 Eylül 2021

“Aşk, varoluşsal boyutta benlik sınırlarının terk edilmesidir.” Kernberg Aşkın...

Devamı

Instagram

Hiç ilk görüşte aşık oldunuz mu?
Bazen birine gerç Hiç ilk görüşte aşık oldunuz mu?
Bazen birine gerçekten değil, onun üzerindeki kendi hayalimize, özlemimize ya da eksik kalan bir parçamıza tutuluruz. Jung’a göre aşkın ilk dönemindeki bu büyülenmede projeksiyon önemli bir rol oynar; karşımızdaki kişiyi olduğu gibi değil, içimizde taşıdığımız imgeyle birlikte görürüz.
Bu bölümde aşkı, projeksiyonu, anima-animus kavramlarını ve Her filmi üzerinden kurduğumuz o ilk büyülenmenin neden bu kadar güçlü olduğunu anlatıyorum.
Bu sorunun cevabını Jung’un kavramları üzerinden daha derinlemesine dinlemek isterseniz, profildeki linkten Seans Odası Sakinleri podcastine ulaşabilirsiniz. Bölümü Apple Podcasts ve Spotify üzerinden dinleyebilirsiniz 🩵
#podcast #psikoloji
“Yeterince iyi olursam sevilirim” inancı, çoğu zam “Yeterince iyi olursam sevilirim” inancı, çoğu zaman çocuklukta duygusal olarak yeterince görülmemiş olmanın izlerini taşır. Duygusal olarak yeterince ulaşılabilir olmayan ebeveynlerle büyüyen çocuk, sorunu kendinde arar. Daha uyumlu, daha başarılı, daha sessiz ya da daha az talepkar olursa sevileceğine inanır. Bu strateji çocuklukta ilişkiyi koruyarak hayatta kalmayı sağlar; ancak yetişkinlikte kişinin kendi ihtiyaçlarını bastırmasına, ilişkilerde fazla sorumluluk almasına ve sürekli onay aramasına yol açabilir.
İyileşme, geçmişte hayatta kalmanızı sağlayan bu eski örüntüyü fark etmekle başlar. Yetişkinlikte sağlıklı ve güvenli bağlar kurmak; kusursuz bir rol yapmayı değil, kendi sınırlarınız ve ihtiyaçlarınızla sahici bir şekilde var olabilmeyi gerektirir. Unutmayın, sevgi kazanılması gereken bir ödül değildir. Değeriniz, ne kadar faydalı olduğunuzla değil; var olmanızla ilgilidir. 🩵
#psikoloji
Bazı yanlarımızı saklarız; çünkü onları kendimize Bazı yanlarımızı saklarız; çünkü onları kendimize yakıştıramayız.
Öfke, kıskançlık, kırılganlık ya da güç arzusu bazen ‘ben böyle biri değilim’ diyerek bilinçdışına itilir. Ama bastırılan şey kaybolmaz; çoğu zaman başka insanlarda bizi en çok rahatsız eden şey olarak geri döner. Jung buna gölge der. Dr. Jekyll ve Bay Hyde hikayesi de tam olarak bunu anlatır: insanın kendinden ayırmaya çalıştığı karanlık yan, yok olmaz; güçlenerek geri döner. 
Bu bölümde gölgeyi, projeksiyonu ve neden bazı yanlarımızı inkar ettiğimizi bu hikaye üzerinden anlatıyorum. 
Bu sorunun cevabını Jung’un gölge kavramı üzerinden daha derinlemesine anlamak isterseniz, profildeki linkten Seans Odası Sakinleri podcastine ulaşabilirsiniz. 
Bölümü Apple Podcasts ve Spotify’dan dinleyebilirsiniz 🎙️
#psikoloji #podcast
Yalnızlık, çoğu zaman tek başına olmaktan çok, sah Yalnızlık, çoğu zaman tek başına olmaktan çok, sahici bir yakınlık kuramamaktan doğar. Bu nedenle insan bazen kalabalıkların içinde, ilişkilerin ortasında ve sürekli iletişim hâlindeyken bile kendini derinden yalnız hisseder. 
Sorun her zaman çevrede kaç kişinin olduğu değildir; o ilişkilerin ne kadar güvenli, karşılıklı ve duygusal olarak taşıyıcı olduğudur.
Sosyal medya çağında bu ayrım daha da belirginleşti. İnsanlar hiç olmadığı kadar görünür, ulaşılabilir ve bağlantı içinde. Ancak bağlantının artması, yakınlığın da arttığı anlamına gelmiyor. Mesajlaşmak, birbirini izlemek ya da sürekli çevrimiçi kalmak; anlaşılma, görülme ve duygusal olarak karşılık bulma ihtiyacını her zaman karşılamıyor. Bu yüzden kişi çok sayıda ilişki içinde olsa bile, gerçek bir temas yaşamadığında yalnızlık sürüyor.
Yalnızlığı ağırlaştıran bir başka etken de, tek başına olmaya yüklenen anlamdır. Çünkü tek başınalık ile yalnızlık aynı şey değildir. Tek başına olmak kimi zaman içe dönüş, dinlenme ve ruhsal toparlanma alanı sunabilir. Yalnızlık ise ilişki içinde de hissedilebilen bir kopukluk hâlidir. İnsan her yalnız kaldığında zarar görmez; ama kendisi olarak var olamadığı ilişkiler içinde giderek daha fazla yalnızlaşabilir.
Bu yüzden yalnızlığı yalnızca daha fazla sosyalleşme ihtiyacı olarak görmek yeterli değildir. Bazen ihtiyaç duyulan şey daha çok insan değil, daha sahici temas; bazen de yakınlıkla, mesafeyle ve tek başınalıkla kurulan içsel ilişkiyi yeniden düşünmektir🌷
#psikoloji
Külkedisi Sendromu, kadınların bağımsızlığa karşı Külkedisi Sendromu, kadınların bağımsızlığa karşı geliştirdikleri bilinçdışı korkuyu ve bir başkası tarafından korunma, yönlendirilme ya da “kurtarılma” arzusunu anlatmak için kullanılan bir kavramdır. Bu nedenle, bir klinik tanıdan çok, belirli bir psikolojik ve toplumsal örüntüye işaret eder.
Bu örüntüde kişi, yaşamını dönüştürecek gücü kendi içinde değil, dışarıda aramaya başlayabilir. İlişkilerde partnerin idealize edilmesi, aşırı uyum sağlama, kendi benliğini geri plana itme ve güvende hissetmek için bir başkasının varlığına ihtiyaç duyma bu yapının sık görülen görünümlerindendir.
Kavramın dikkat çekici yanı, yalnızca bireysel psikolojiyle değil; masallar, kültürel anlatılar ve toplumsallaşma süreçleriyle de ilişkili olmasıdır. 
Külkedisi masalında olduğu gibi, kadın bekler, sabreder, uyum gösterir; değişim ise kendi eyleminden çok dışarıdan gelen bir figürle mümkün olur. Böylece bağımsızlık, özgürleştirici bir alan olmaktan çıkıp kaygı uyandıran bir alana dönüşebilir.
Psikodinamik açıdan bakıldığında ise bu örüntü, bağımsızlıkla ilgili çatışmalı duyguların bastırılması üzerinden de okunabilir.
🌷
#psikoloji
Beyaz Şövalye Sendromu, ilişkide sürekli kurtarıcı Beyaz Şövalye Sendromu, ilişkide sürekli kurtarıcı role geçmeyi anlatır. Kişi karşısındakini sevmekle yetinmez; onu toparlamaya, iyileştirmeye, taşımaya ve düzeltmeye de çalışır.
İlk bakışta bu, sevgi, fedakarlık ve bağlılık gibi görünebilir. Ama zamanla ilişki, iki kişinin birbirine eşlik ettiği bir alan olmaktan çıkıp birinin diğerini sürekli düzenlemeye çalıştığı bir yapıya dönüşebilir.
Bu dinamikte partnerin sorunları kişinin gündemine dönüşür, partnerin duyguları ise kendi sorumluluğu gibi hissedilir. Kimi zaman dışarıdan “çok ilgili” görünen tutumun altında, kaybetme korkusu ya da vazgeçilmez olma ihtiyacı da bulunabilir.
Oysa sağlıklı destek vermek ile kurtarıcı role geçmek aynı şey değildir. Destek vermek, karşı tarafın yerine yaşamak değil; yanında olurken yine de onun kendi ayakları üzerinde durmasına alan açmaktır.
Beyaz şövalye dinamiğinde ise bu denge bozulur. Bir süre sonra sevgi ile sorumluluk, şefkat ile yük taşıma birbirine karışır. Bu da ilişkide eşitliği zedeler; yorgunluk, kırgınlık ve bastırılmış öfke yaratabilir ❤️‍🩹
Çoğu zaman bu rol kötü niyetle değil, iyi niyetle başlar. Ama yine de şu fark önemlidir: Sevgi, birini taşımak değildir. Destek olmak, onun yerine yaşamak değildir. 
Yakınlık, birini kurtarma görevi değildir.
#psikoloji
Instagram'da takip et

Konular

  • İlişkisel Örüntüler
  • Bağlanma ve Yakınlık Sorunları
  • Travma ve Psikolojik İzler
  • Kişilik Yapıları
  • İçsel Çatışmalar ve Anlam Arayışı
  • Kaygı, Kontrol ve Aşırı Düşünme
  • Rüyalar ve Bilinçdışı Süreçler

Hızlı Erişim

  • Hakkımda
  • S.O.S Podcast
  • Spotify'da Dinle
  • Apple Podcasts'te Dinle
  • Bireysel Danışmanlık
  • Çift Danışmanlığı
  • İletişim

Yasal Uyarı

Bu internet sitesinin içeriği ve uygulamaları, sadece bilgilendirme ve eğitim amaçlı olup, herhangi bir şekilde tıbbi öneri verme veya herhangi bir danışan sağlama amacı ile oluşturulmamıştır. Sitemizde yer alan alıntı ve görüşler açıkça belirtilmediği takdirde resmi görüşlerini yansıtmamaktadır. Yazılı izin alınmaksızın kaynak gösterilerek dahi kullanılamaz.