Tuğçe Turanlar

  • Anasayfa
  • Hakkımda
  • Hizmetler
    • Bireysel Terapi
    • Çift Terapisi
    • EMDR Terapisi
  • Konular
    • İlişkiler ve Bağlanma
    • Kaygı ve Anksiyete
    • Travma ve Bedensel Bellek
    • Psikanalitik Düşünce
  • Podcast
  • İletişim

Tuğçe Turanlar

  • Anasayfa
  • Hakkımda
  • Hizmetler
    • Bireysel Terapi
    • Çift Terapisi
    • EMDR Terapisi
  • Konular
    • İlişkiler ve Bağlanma
    • Kaygı ve Anksiyete
    • Travma ve Bedensel Bellek
    • Psikanalitik Düşünce
  • Podcast
  • İletişim
  • Anasayfa
  • Hakkımda
  • Hizmetler
    • Bireysel Terapi
    • Çift Terapisi
    • EMDR Terapisi
  • Konular
    • İlişkiler ve Bağlanma
    • Kaygı ve Anksiyete
    • Travma ve Bedensel Bellek
    • Psikanalitik Düşünce
  • Podcast
  • İletişim
featured_image

Dişi ve Erkek Narsisizmi: İlişkilerde İki Farklı Yüz

18 Ağustos 2025 Yazar: Klinik Psikolog Tuğçe Turanlar İlişkiler ve Bağlanma 0 Yorum

Narsisizm, son yıllarda psikoloji gündeminin zirvesine oturdu. Toksik ilişkilerden iş yeri dinamiklerine kadar her yerde bu terimi duyuyoruz. Peki, narsisizmin tek bir yüzü mü var? Psikoterapist Bärbel Wardetzki’ye göre, bu karmaşık yapının toplumsal rollerle şekillenen iki farklı yüzü var: erkek narsisizmi ve dişi narsisizmi. Her iki biçim de aslında aynı yaradan, derin bir değersizlik duygusundan beslenir; ancak dışa vuruluş şekilleri farklıdır.

Wardetzki, Almanya’da narsisizm üzerine çalışan bir terapist ve yazardır. Onun “erkek” ve “dişi” narsisizm ayrımı, biyolojik cinsiyetten çok narsisizmin toplum içinde aldığı iki farklı dışavurum biçimini anlatır. Wardetzki’ye göre “erkek” rolü (güçlü, mesafeli, kontrolcü olma beklentisi) narsisizmi farklı bir şekilde dışa vururken, “dişi” rolü (uyumlu, besleyici, kendini feda eden olma beklentisi) bambaşka bir kalıba sokar. Bu nedenle bir erkek “dişi narsisizm” kalıbını, bir kadın da “erkek narsisizm” kalıbını sergileyebilir.

Erkek Narsisizmi: Güç ve Mesafe Üzerinden

Erkek narsisizmi, büyüklük ve üstünlük vurgusu üzerine kuruludur. Kişi kendini yüceltir, ulaşılmaz bir konuma yerleştirir ve sürekli ben-merkezli davranışlar sergiler. Zayıflığını başarı, güç ya da üstünlükle telafi etmeye çalışır.

İlişkilerde kontrolü elinde tutmak ister, teslim olmayı reddeder. Partnerinin hayranlığını kendi özdeğerinin kanıtı olarak görür. Çoğu zaman anne figürünü arar, davranışlarında saldırganlık, isyan ve değersizleştirme öne çıkar. Daha çok “avcı rolünde” hareket eder; incindiğinde ya geri çekilerek ya da saldırıya geçerek savunma mekanizmalarını devreye sokar.

Dişi Narsisizmi: Uyum ve Kurbanlık Üzerinden

Dişi narsisizm ise aşağılık duygusu, depresyon ve çaresizlik temelinde şekillenir. Kişi kendini küçültür, kurban rolüne yerleştirir ve kabul görmek için aşırı uyum gösterir. Kimi zaman kendinden tamamen vazgeçer, zayıflığını uyum, başarı ya da çekicilikle telafi etmeye çalışır.

İlişkilerde teslim olmaya eğilimlidir; partnerinin isteklerine boyun eğer, hatta onun idealize edilmiş benliğiyle özdeşleşir. Çoğu zaman partner onun için “yedek-ben” haline gelir. Partnerde anne-baba figürü ya da destek arayabilir; kimi zaman da partnere annelik yapar. Saldırganlığı pasif biçimde gösterir, reddetme ya da direnç üzerinden kendini değersizleştirir. Daha çok kurban rolünde kalarak, uyum ve denge arayışıyla kendini savunur.

Öğrendiklerinizi Düşünün: Hangi Yönler Size Tanıdık Geliyor?

Aşağıdaki cümlelerden hangileri size daha tanıdık geliyor?

  1. Başkalarının hayranlığına ihtiyaç duyarım ve bu benim değerimi kanıtlar.
  2. Çoğu zaman empati kurmakta zorlanırım ve mesafeli dururum.
  3. İlişkilerde kontrolün bende olmasını isterim.
  4. Kendimi çoğu zaman kurban gibi hissederim.
  5. Kabul görmek için uyum sağlarım, bazen de kendimden vazgeçerim.
  6. Partnerimin başarılarını ve güçlü yanlarını kendi kimliğime katmaya çalışırım.

✨ Eğer daha çok 1-2-3 size uyuyorsa, erkek narsisizmine özgü yönler sizde daha baskın olabilir. ✨ Eğer daha çok 4-5-6 size uyuyorsa, dişi narsisizme özgü yönler sizde daha fazla olabilir.

Not: Bu test bir tanı aracı değildir; yalnızca farkındalık yaratmayı amaçlar.

Neden İki Farklı Yüz?

Wardetzki, bu kavramları geliştirirken hepimizde az ya da çok narsisistik ihtiyaçlar olduğunu vurgular: beğenilme, değer görme ve kabul edilme. Bu ihtiyaçların çocuklukta nasıl karşılandığı, narsisizmin ilerleyen yıllarda hangi yönde gelişeceğini belirler. Erkek ve dişi narsisizm, toplumsal beklentiler ve cinsiyet rollerinin de etkisiyle farklı görünümler alır.

Narsisizm mi, Narsisistik Kişilik Bozukluğu mu?

Burada önemli bir ayrım vardır. Narsisistik Kişilik Bozukluğu (DSM-5’te yer alan tanı) kalıcı, katı ve işlevselliği bozan bir durumdur. Bu noktada “bozukluk”tan söz ederiz ve klinik tabloya gireriz.

Wardetzki’nin erkek ve dişi narsisizm ayrımı ise tanıdan bağımsızdir. Daha çok ilişkilerdeki dinamikleri ve narsisistik yaralanmaları anlamak için kullanılan bir çerçevedir. Böylece narsisizmin yalnızca patolojik yönlerini değil, günlük ilişkilerdeki yansımalarını da görmemizi sağlar.

Sonuç: İki Yüz, Tek Yara

Sonuç olarak, narsisizmin ister ‘erkek’ (büyüklük ve mesafe) ister ‘dişi’ (uyum ve kurbanlık) yüzüyle ortaya çıksın, temelinde derin bir değersizlik yarası yatar. İlişkilerde bu iki farklı dinamiği anlamak, hem kendimizdeki hem de partnerimizdeki sağlıksız kalıpları fark etmek için kritik bir adımdır. Asıl hedef, bu kalıpların ötesine geçerek daha otantik ve sağlıklı bir benlik değeri inşa edebilmektir.


Klinik Psikolog Tuğçe Turanlar, psikodinamik yönelim ağırlıklı çalışmaktadır. Travmalarla çalışırken EMDR yöntemini, kişilik örüntüleriyle çalışırken Şema Terapiyi, ilişkilerde ise Gottman Çift Terapisi yaklaşımını kullanmaktadır. Özellikle narsisizm, bağlanma sorunları ve ilişkisel dinamikler üzerine yoğunlaşır. Yazılarında hem klinik deneyimlerinden hem de bilimsel araştırmalardan beslenerek psikolojik kavramları herkesin anlayabileceği bir dille aktarmayı amaçlar.


Kaynaklar

Unmasking gender differences in narcissism within intimate partner violence. Personality and Individual Differences, 167, 110194. 

Wardetzki, B. (2019). Dişi narsisizm – Uçlarda yaşayanlar: Kabul görmeye olan açlık (F. S. Öztürk & M. Öğünmez, Çev.).

Dişi Narsisizm Erkek Narsisizm İlişkiler Kırılgan Narsisizm Narsisizm narsist
Önceki
Sonraki

İlgili Makaleler

Stockholm Sendromu Bir Hastalık mı?
Stockholm Sendromu Bir Hastalık mı?
31 Ocak 2024

Stockholm Sendromu, psikolojik bir yanıt olarak, bir rehine veya taciz...

Devamı
Şizoid Kişilik: Neden İnsanlardan Kaçıyorum?
Şizoid Kişilik: Neden İnsanlardan Kaçıyorum?
11 Ocak 2026

Modern dünya bizi sürekli "sosyalleşmeye", "paylaşmaya" ve "dışadönük" olmaya...

Devamı
Ters Psikoloji Nedir
Ters Psikoloji Nedir
5 Eylül 2023

Ters Psikoloji Nedir: Bir kişinin amacına ulaşmak veya dilediği bir eylemin...

Devamı
Aşk Bağımlılığı
Aşk Bağımlılığı
4 Şubat 2022

AŞK BAĞIMLILIĞI Aşk bağımlığı olan kişiler, duygusal çaresizliğin kaotik...

Devamı

Instagram

Hiç ilk görüşte aşık oldunuz mu?
Bazen birine gerç Hiç ilk görüşte aşık oldunuz mu?
Bazen birine gerçekten değil, onun üzerindeki kendi hayalimize, özlemimize ya da eksik kalan bir parçamıza tutuluruz. Jung’a göre aşkın ilk dönemindeki bu büyülenmede projeksiyon önemli bir rol oynar; karşımızdaki kişiyi olduğu gibi değil, içimizde taşıdığımız imgeyle birlikte görürüz.
Bu bölümde aşkı, projeksiyonu, anima-animus kavramlarını ve Her filmi üzerinden kurduğumuz o ilk büyülenmenin neden bu kadar güçlü olduğunu anlatıyorum.
Bu sorunun cevabını Jung’un kavramları üzerinden daha derinlemesine dinlemek isterseniz, profildeki linkten Seans Odası Sakinleri podcastine ulaşabilirsiniz. Bölümü Apple Podcasts ve Spotify üzerinden dinleyebilirsiniz 🩵
#podcast #psikoloji
“Yeterince iyi olursam sevilirim” inancı, çoğu zam “Yeterince iyi olursam sevilirim” inancı, çoğu zaman çocuklukta duygusal olarak yeterince görülmemiş olmanın izlerini taşır. Duygusal olarak yeterince ulaşılabilir olmayan ebeveynlerle büyüyen çocuk, sorunu kendinde arar. Daha uyumlu, daha başarılı, daha sessiz ya da daha az talepkar olursa sevileceğine inanır. Bu strateji çocuklukta ilişkiyi koruyarak hayatta kalmayı sağlar; ancak yetişkinlikte kişinin kendi ihtiyaçlarını bastırmasına, ilişkilerde fazla sorumluluk almasına ve sürekli onay aramasına yol açabilir.
İyileşme, geçmişte hayatta kalmanızı sağlayan bu eski örüntüyü fark etmekle başlar. Yetişkinlikte sağlıklı ve güvenli bağlar kurmak; kusursuz bir rol yapmayı değil, kendi sınırlarınız ve ihtiyaçlarınızla sahici bir şekilde var olabilmeyi gerektirir. Unutmayın, sevgi kazanılması gereken bir ödül değildir. Değeriniz, ne kadar faydalı olduğunuzla değil; var olmanızla ilgilidir. 🩵
#psikoloji
Bazı yanlarımızı saklarız; çünkü onları kendimize Bazı yanlarımızı saklarız; çünkü onları kendimize yakıştıramayız.
Öfke, kıskançlık, kırılganlık ya da güç arzusu bazen ‘ben böyle biri değilim’ diyerek bilinçdışına itilir. Ama bastırılan şey kaybolmaz; çoğu zaman başka insanlarda bizi en çok rahatsız eden şey olarak geri döner. Jung buna gölge der. Dr. Jekyll ve Bay Hyde hikayesi de tam olarak bunu anlatır: insanın kendinden ayırmaya çalıştığı karanlık yan, yok olmaz; güçlenerek geri döner. 
Bu bölümde gölgeyi, projeksiyonu ve neden bazı yanlarımızı inkar ettiğimizi bu hikaye üzerinden anlatıyorum. 
Bu sorunun cevabını Jung’un gölge kavramı üzerinden daha derinlemesine anlamak isterseniz, profildeki linkten Seans Odası Sakinleri podcastine ulaşabilirsiniz. 
Bölümü Apple Podcasts ve Spotify’dan dinleyebilirsiniz 🎙️
#psikoloji #podcast
Yalnızlık, çoğu zaman tek başına olmaktan çok, sah Yalnızlık, çoğu zaman tek başına olmaktan çok, sahici bir yakınlık kuramamaktan doğar. Bu nedenle insan bazen kalabalıkların içinde, ilişkilerin ortasında ve sürekli iletişim hâlindeyken bile kendini derinden yalnız hisseder. 
Sorun her zaman çevrede kaç kişinin olduğu değildir; o ilişkilerin ne kadar güvenli, karşılıklı ve duygusal olarak taşıyıcı olduğudur.
Sosyal medya çağında bu ayrım daha da belirginleşti. İnsanlar hiç olmadığı kadar görünür, ulaşılabilir ve bağlantı içinde. Ancak bağlantının artması, yakınlığın da arttığı anlamına gelmiyor. Mesajlaşmak, birbirini izlemek ya da sürekli çevrimiçi kalmak; anlaşılma, görülme ve duygusal olarak karşılık bulma ihtiyacını her zaman karşılamıyor. Bu yüzden kişi çok sayıda ilişki içinde olsa bile, gerçek bir temas yaşamadığında yalnızlık sürüyor.
Yalnızlığı ağırlaştıran bir başka etken de, tek başına olmaya yüklenen anlamdır. Çünkü tek başınalık ile yalnızlık aynı şey değildir. Tek başına olmak kimi zaman içe dönüş, dinlenme ve ruhsal toparlanma alanı sunabilir. Yalnızlık ise ilişki içinde de hissedilebilen bir kopukluk hâlidir. İnsan her yalnız kaldığında zarar görmez; ama kendisi olarak var olamadığı ilişkiler içinde giderek daha fazla yalnızlaşabilir.
Bu yüzden yalnızlığı yalnızca daha fazla sosyalleşme ihtiyacı olarak görmek yeterli değildir. Bazen ihtiyaç duyulan şey daha çok insan değil, daha sahici temas; bazen de yakınlıkla, mesafeyle ve tek başınalıkla kurulan içsel ilişkiyi yeniden düşünmektir🌷
#psikoloji
Külkedisi Sendromu, kadınların bağımsızlığa karşı Külkedisi Sendromu, kadınların bağımsızlığa karşı geliştirdikleri bilinçdışı korkuyu ve bir başkası tarafından korunma, yönlendirilme ya da “kurtarılma” arzusunu anlatmak için kullanılan bir kavramdır. Bu nedenle, bir klinik tanıdan çok, belirli bir psikolojik ve toplumsal örüntüye işaret eder.
Bu örüntüde kişi, yaşamını dönüştürecek gücü kendi içinde değil, dışarıda aramaya başlayabilir. İlişkilerde partnerin idealize edilmesi, aşırı uyum sağlama, kendi benliğini geri plana itme ve güvende hissetmek için bir başkasının varlığına ihtiyaç duyma bu yapının sık görülen görünümlerindendir.
Kavramın dikkat çekici yanı, yalnızca bireysel psikolojiyle değil; masallar, kültürel anlatılar ve toplumsallaşma süreçleriyle de ilişkili olmasıdır. 
Külkedisi masalında olduğu gibi, kadın bekler, sabreder, uyum gösterir; değişim ise kendi eyleminden çok dışarıdan gelen bir figürle mümkün olur. Böylece bağımsızlık, özgürleştirici bir alan olmaktan çıkıp kaygı uyandıran bir alana dönüşebilir.
Psikodinamik açıdan bakıldığında ise bu örüntü, bağımsızlıkla ilgili çatışmalı duyguların bastırılması üzerinden de okunabilir.
🌷
#psikoloji
Beyaz Şövalye Sendromu, ilişkide sürekli kurtarıcı Beyaz Şövalye Sendromu, ilişkide sürekli kurtarıcı role geçmeyi anlatır. Kişi karşısındakini sevmekle yetinmez; onu toparlamaya, iyileştirmeye, taşımaya ve düzeltmeye de çalışır.
İlk bakışta bu, sevgi, fedakarlık ve bağlılık gibi görünebilir. Ama zamanla ilişki, iki kişinin birbirine eşlik ettiği bir alan olmaktan çıkıp birinin diğerini sürekli düzenlemeye çalıştığı bir yapıya dönüşebilir.
Bu dinamikte partnerin sorunları kişinin gündemine dönüşür, partnerin duyguları ise kendi sorumluluğu gibi hissedilir. Kimi zaman dışarıdan “çok ilgili” görünen tutumun altında, kaybetme korkusu ya da vazgeçilmez olma ihtiyacı da bulunabilir.
Oysa sağlıklı destek vermek ile kurtarıcı role geçmek aynı şey değildir. Destek vermek, karşı tarafın yerine yaşamak değil; yanında olurken yine de onun kendi ayakları üzerinde durmasına alan açmaktır.
Beyaz şövalye dinamiğinde ise bu denge bozulur. Bir süre sonra sevgi ile sorumluluk, şefkat ile yük taşıma birbirine karışır. Bu da ilişkide eşitliği zedeler; yorgunluk, kırgınlık ve bastırılmış öfke yaratabilir ❤️‍🩹
Çoğu zaman bu rol kötü niyetle değil, iyi niyetle başlar. Ama yine de şu fark önemlidir: Sevgi, birini taşımak değildir. Destek olmak, onun yerine yaşamak değildir. 
Yakınlık, birini kurtarma görevi değildir.
#psikoloji
Instagram'da takip et

Konular

  • İlişkisel Örüntüler
  • Bağlanma ve Yakınlık Sorunları
  • Travma ve Psikolojik İzler
  • Kişilik Yapıları
  • İçsel Çatışmalar ve Anlam Arayışı
  • Kaygı, Kontrol ve Aşırı Düşünme
  • Rüyalar ve Bilinçdışı Süreçler

Hızlı Erişim

  • Hakkımda
  • S.O.S Podcast
  • Spotify'da Dinle
  • Apple Podcasts'te Dinle
  • Bireysel Danışmanlık
  • Çift Danışmanlığı
  • İletişim

Yasal Uyarı

Bu internet sitesinin içeriği ve uygulamaları, sadece bilgilendirme ve eğitim amaçlı olup, herhangi bir şekilde tıbbi öneri verme veya herhangi bir danışan sağlama amacı ile oluşturulmamıştır. Sitemizde yer alan alıntı ve görüşler açıkça belirtilmediği takdirde resmi görüşlerini yansıtmamaktadır. Yazılı izin alınmaksızın kaynak gösterilerek dahi kullanılamaz.