Tuğçe Turanlar

  • Anasayfa
  • Hakkımda
  • Hizmetler
    • Bireysel Terapi
    • Çift Terapisi
    • EMDR Terapisi
  • Konular
    • İlişkiler ve Bağlanma
    • Kaygı ve Anksiyete
    • Travma ve Bedensel Bellek
    • Psikanalitik Düşünce
  • Podcast
  • İletişim

Tuğçe Turanlar

  • Anasayfa
  • Hakkımda
  • Hizmetler
    • Bireysel Terapi
    • Çift Terapisi
    • EMDR Terapisi
  • Konular
    • İlişkiler ve Bağlanma
    • Kaygı ve Anksiyete
    • Travma ve Bedensel Bellek
    • Psikanalitik Düşünce
  • Podcast
  • İletişim
  • Anasayfa
  • Hakkımda
  • Hizmetler
    • Bireysel Terapi
    • Çift Terapisi
    • EMDR Terapisi
  • Konular
    • İlişkiler ve Bağlanma
    • Kaygı ve Anksiyete
    • Travma ve Bedensel Bellek
    • Psikanalitik Düşünce
  • Podcast
  • İletişim
featured_image

Borderline Kişilik Yapısı: DSM-5 Tanı Ölçütlerine Klinik Bir Bakış

19 Ocak 2023 Yazar: Klinik Psikolog Tuğçe Turanlar İlişkiler ve Bağlanma, Travma ve Bedensel Bellek 0 Yorum

Borderline kişilik bozukluğu, DSM-5’te belirli tanı ölçütleriyle ele alınan bir klinik tablodur. Bu ölçütler, kişinin ilişkilerinde, benlik algısında, duygulanımında ve dürtü kontrolünde tekrar eden bazı örüntüleri tanımlamak için kullanılır.

Ancak burada en baştan önemli bir ayrım yapmak gerekir: DSM-5 tanı ölçütleri, kişinin kendisine ya da bir başkasına tanı koyması için hazırlanmış bir liste değildir. Bu ölçütler, ancak kişinin yaşam öyküsü, ilişkisel deneyimleri, işlevselliği, ruhsal belirtileri ve klinik bağlamı birlikte değerlendirildiğinde anlam kazanır.

Bu yazıda borderline kişilik bozukluğunun DSM-5 tanı ölçütlerini daha anlaşılır bir dille ele alacağız. Ardından bu ölçütlere psikodinamik perspektiften nasıl bakılabileceğini değerlendireceğiz.

Borderline Kişilik Bozukluğu DSM-5’te Nasıl Tanımlanır?

DSM-5’te borderline kişilik bozukluğu; kişilerarası ilişkilerde, benlik algısında, duygulanımda ve dürtüsellik alanında belirgin bir istikrarsızlık örüntüsüyle tanımlanır. Bu örüntü genellikle erken erişkinlik döneminden itibaren farklı yaşam alanlarında kendini gösterir.

Burada “istikrarsızlık” sözcüğü yalnızca duygu değişimlerini anlatmaz. Kişinin kendisini, başkalarını, ilişkileri ve ayrılığı deneyimleme biçiminde tekrarlayan dalgalanmaları ifade eder. Bir ilişki bir anda çok güvenli, çok yakın ve çok anlamlı hissedilebilirken; başka bir anda aynı ilişki tehdit edici, kırıcı ya da terk edici bir deneyime dönüşebilir.

Bu nedenle borderline kişilik bozukluğu yalnızca “yoğun duygular” meselesi değildir. Daha derinde, bağ kurma, ayrılığa dayanma, kendilik sürekliliğini koruma ve duyguları düzenleme alanlarında yaşanan güçlüklerle ilişkilidir.

DSM-5 Tanı Ölçütleri Ne Anlama Gelir?

DSM-5 tanı ölçütleri, klinik değerlendirme için betimleyici bir çerçeve sunar. Yani bu ölçütler, kişinin iç dünyasını tüm karmaşıklığıyla açıklamaz; daha çok gözlenen ve bildirilen bazı örüntüleri sınıflandırmaya yardımcı olur.

Bu noktada iki şeyi birbirinden ayırmak gerekir.

Birincisi, DSM-5 ölçütleri “ne görüldüğünü” tarif eder. Örneğin terk edilme korkusu, ilişkilerde dalgalanma, kimlik algısında değişkenlik, dürtüsellik ya da yoğun öfke gibi alanları tanımlar.

İkincisi, psikodinamik bakış “bu örüntülerin kişi için ne anlama geldiğini” anlamaya çalışır. Yani bu davranışların, duyguların ve ilişkisel tepkilerin arkasındaki gelişimsel, ilişkisel ve savunucu işlevlere bakar.

Bu yüzden DSM-5 ölçütleri ile psikodinamik perspektif birbirinin yerine geçmez. Biri tanı için betimleyici bir dil sunar; diğeri bu belirtilerin ruhsal anlamını, ilişkisel bağlamını ve kişisel tarih içindeki yerini anlamaya çalışır.

Borderline Kişilik Bozukluğu Tanı Ölçütleri

DSM-5’te borderline kişilik bozukluğu dokuz temel ölçüt üzerinden değerlendirilir. Klinik tanı açısından bu ölçütlerin en az beşinin, belirgin ve süreğen bir örüntü içinde bulunması gerekir. Ancak sayı tek başına yeterli değildir. Ölçütlerin şiddeti, süresi, tekrar etme biçimi, kişinin işlevselliğine etkisi ve başka klinik durumlarla ilişkisi mutlaka değerlendirilmelidir.

Aşağıdaki açıklamalar tanı koymak için değil, ölçütlerin ne anlama geldiğini daha anlaşılır hale getirmek için hazırlanmıştır.

Terk Edilme Korkusu

Borderline kişilik bozukluğunda sık değerlendirilen ölçütlerden biri, gerçek ya da algılanan terk edilme ihtimaline karşı yoğun bir duyarlılıktır.

Burada terk edilme yalnızca fiziksel olarak bırakılmak anlamına gelmez. Bir mesajın geç yanıtlanması, ses tonundaki değişim, görüşmenin ertelenmesi ya da karşıdaki kişinin kısa süreli uzaklaşması bile bazı kişilerde güçlü bir duygusal tehdit gibi yaşanabilir.

Bu deneyimde temel duygu çoğu zaman yalnızca “üzülmek” değildir. Daha derinde panik, çaresizlik, öfke, değersizlik ya da yok sayılmışlık hissi devreye girebilir. Kişi ilişkiyi kaybetmemek için yoğun bir çaba gösterebilir; bazen de tam tersine, incinmemek için kendisini hızla geri çekebilir.

Bu ölçüt, kişinin “fazla hassas” olduğu anlamına gelmez. Daha çok, ayrılık ve bağ kaybı temasının ruhsal dünyada ne kadar güçlü bir tehdit olarak yaşandığını gösterir.

İlişkilerde İdealizasyon ve Değersizleştirme

Borderline örüntüde ilişkiler zaman zaman yoğun yakınlık ve yoğun hayal kırıklığı arasında gidip gelebilir. Bir kişi başlangıçta çok iyi, çok güvenilir, çok özel ya da kurtarıcı gibi algılanabilir. Fakat bir kırılma yaşandığında aynı kişi bir anda ilgisiz, kötü, terk edici ya da güvenilmez gibi hissedilebilir.

Bu dalgalanma çoğu zaman bilinçli bir manipülasyon değil, içsel deneyimin hızlı değişmesiyle ilgilidir. İlişki içinde bir güvenlik hissi oluştuğunda karşıdaki kişi çok iyi bir konuma yerleşebilir. Fakat reddedilme, eleştirilme, bekletilme ya da ihmal edilme hissi ortaya çıktığında bu güvenlik hızla bozulabilir.

Psikodinamik açıdan bu durum, iyi ve kötü deneyimlerin aynı kişi içinde birlikte tutulmasındaki güçlükle ilişkilendirilir. Kişi sevdiği birinin aynı zamanda kırıcı, sınırlı, ayrı ya da hayal kırıklığı yaratabilen biri olduğunu ruhsal olarak taşımakta zorlanabilir.

Bu nedenle ilişkilerdeki dalgalanma yalnızca ilişki davranışı olarak değil, içsel nesne temsillerindeki bölünmeler ve duygulanım düzenleme güçlükleri üzerinden de anlaşılabilir.

Kimlik Algısında Değişkenlik

Borderline kişilik bozukluğunda değerlendirilen bir diğer alan, kişinin kendilik algısındaki belirgin değişkenliktir. Kişi zaman zaman kim olduğu, ne istediği, nasıl biri olduğu, hangi değerlere tutunduğu ya da yaşamda nereye yöneldiği konusunda süreklilik kurmakta zorlanabilir.

Bu durum günlük kararsızlıktan farklıdır. Burada daha temel bir kendilik sürekliliği meselesi vardır. Kişi bazı dönemlerde kendisini güçlü, bağımsız ve yeterli hissederken; başka dönemlerde değersiz, boş, dağılmış ya da yönsüz hissedebilir.

Kimlik algısındaki bu dalgalanma ilişkilerle de bağlantılıdır. Kişinin kendisini nasıl gördüğü, bazen ilişki içinde nasıl görüldüğüne çok bağlı hale gelebilir. Onaylandığında kendilik hissi toparlanabilir; reddedildiğinde ya da eleştirildiğinde hızla çözülebilir.

Bu ölçütü değerlendirirken kişinin yalnızca ne söylediğine değil, yaşam öyküsü boyunca benlik algısının ne kadar süreklilik gösterdiğine de bakılır.

Dürtüsellik ve Kendine Zarar Verme Riski

DSM-5’te borderline kişilik bozukluğu değerlendirilirken dürtüsellik önemli bir alandır. Dürtüsellik, özellikle yoğun duygusal zorlanma anlarında kişinin kendisine zarar verme potansiyeli taşıyan davranışlara yönelmesiyle ilişkili olabilir.

Bu davranışlar farklı alanlarda görülebilir. Harcama, madde kullanımı, riskli cinsel davranışlar, kontrolsüz yeme, hızlı ve riskli kararlar alma ya da kişinin güvenliğini tehlikeye atan davranışlar bu çerçevede değerlendirilebilir.

Burada temel mesele davranışın kendisinden çok, davranışın duygusal işlevini anlamaktır. Bazı dürtüsel davranışlar, dayanılması zor bir içsel gerilimi azaltma, boşluk hissinden çıkma, öfkeyi yatıştırma ya da kendini yeniden hissetme girişimi olarak ortaya çıkabilir.

Kendine zarar verme davranışları ve intihar düşünceleri ise ayrıca dikkatle ele alınmalıdır. Bu tür düşünce ya da davranışlar varsa, konu yalnızca psikolojik bir yorum meselesi değildir; klinik açıdan ciddiyetle değerlendirilmesi gereken bir güvenlik alanıdır. Böyle bir risk söz konusu olduğunda kişinin yalnız kalmaması, bir ruh sağlığı uzmanına, en yakın sağlık kuruluşuna ya da acil destek hattına başvurması önemlidir.

Bu bölüm, okuyucunun kendisine tanı koyması için değil; risk içeren belirtilerin hafife alınmaması gerektiğini vurgulamak için yer almaktadır.

Duygudurum Dalgalanmaları, Boşluk Hissi ve Öfke

Borderline kişilik bozukluğunda duygular çoğu zaman yoğun, hızlı değişen ve düzenlenmesi güç yaşantılar olarak tarif edilir. Kişi kısa süre içinde yoğun üzüntü, öfke, kaygı, utanç ya da çaresizlik hissedebilir.

Bu dalgalanmalar bazen dışarıdan “ani değişim” gibi görünür. Fakat içeriden bakıldığında çoğu zaman bir tetikleyici vardır: reddedilme hissi, anlaşılmama, yalnız kalma, eleştirilme, belirsizlik ya da ilişkide mesafe oluşması gibi.

Süreğen boşluk hissi de bu yapıda önemli bir belirtidir. Kişi zaman zaman içsel bir doluluk, anlam ya da süreklilik hissini kaybetmiş gibi yaşayabilir. Bu boşluk hissi, yalnızlıkla karışabilir ama ondan farklıdır. Daha çok iç dünyada bir canlılık, bağlılık ya da kendilik hissinin zayıflaması gibi deneyimlenir.

Öfke de bu çerçevede değerlendirilir. Yoğun öfke dışa vurulabilir; bazen içe dönebilir ve sonrasında suçluluk, utanç ya da kendinden nefret etme duygularını tetikleyebilir. Bu nedenle öfkeyi yalnızca “kontrolsüz tepki” olarak değil, çoğu zaman incinme, terk edilme ve değersizlik duygularıyla bağlantılı bir duygulanım olarak anlamak gerekir.

Stres Altında Kuşkuculuk ve Dissosiyatif Yaşantılar

DSM-5 ölçütlerinden biri de yoğun stres altında ortaya çıkabilen geçici kuşkucu düşünceler ya da dissosiyatif yaşantılardır.

Kuşkuculuk burada sürekli ve sabit bir düşünce sistemi anlamına gelmez. Daha çok stres yükseldiğinde, kişinin karşısındakinin niyetini tehdit edici biçimde algılaması, ilişkide güven duygusunun hızla bozulması ya da kendisini hedef alınmış hissetmesi şeklinde ortaya çıkabilir.

Dissosiyatif yaşantılar ise kişinin kendisinden, bedeninden, duygularından ya da bulunduğu ortamdan kopuk hissetmesiyle ilişkili olabilir. Bazı kişiler yoğun stres altında “sanki orada değilmişim gibi”, “kendimi dışarıdan izliyormuşum gibi” ya da “bedenim bana ait değilmiş gibi” deneyimler tarif edebilir.

Bu yaşantılar değerlendirilirken süresi, sıklığı, bağlamı ve başka klinik durumlarla ilişkisi dikkatle ele alınmalıdır.

Psikodinamik Perspektiften Borderline Kişilik Yapısı

Psikodinamik literatürde borderline kişilik yapısı, yalnızca tanı ölçütleri üzerinden anlaşılmaz. DSM-5 ölçütleri bize belirli örüntüleri tarif eder; psikodinamik bakış ise bu örüntülerin ruhsal dünyada neye hizmet ettiğini, hangi ilişkisel deneyimlerle bağlantılı olduğunu ve kişinin kendiliğini nasıl korumaya çalıştığını anlamaya yönelir.

Bu çerçevede borderline kişilik yapısı; erken dönem ilişkisel deneyimler, bağlanma örüntüleri, ayrışma-bireyleşme süreçleri, içsel nesne temsilleri ve duygulanım düzenleme kapasitesiyle birlikte ele alınır.

Buradaki amaç kişiyi bir tanı kategorisine sıkıştırmak değildir. Aksine, belirtilerin arkasındaki ruhsal mantığı anlamaktır. Yoğun öfke, terk edilme korkusu, ilişkilerde dalgalanma ya da boşluk hissi; yalnızca davranışsal belirtiler olarak değil, kişinin ruhsal sürekliliğini koruma çabasının kırılgan biçimleri olarak da değerlendirilebilir.

İlişkisel Deneyim, İçsel Nesneler ve Duygulanım

Psikodinamik açıdan borderline kişilik yapısında ilişki deneyimi merkezi bir yer tutar. Kişinin dış dünyadaki ilişkileri, çoğu zaman iç dünyadaki nesne ilişkileriyle birlikte şekillenir.

“İçsel nesne” kavramı, kişinin önemli ilişkileri ruhsal dünyasında nasıl temsil ettiğini anlatır. Örneğin sevilen, güven veren, yatıştıran, terk eden, eleştiren ya da inciten figürler yalnızca dış dünyada kalmaz; kişinin iç dünyasında da belirli izler bırakır.

Borderline yapılanmada bu temsiller arasında keskin geçişler görülebilir. Bir kişi bir anda çok iyi, çok yakın ve çok güvenilir hissedilirken; başka bir anda tehlikeli, kötü ya da terk edici olarak algılanabilir. Bu değişim bazen karşıdaki kişinin davranışıyla orantılı görünmeyebilir; çünkü tetiklenen şey yalnızca o anki ilişki değil, geçmiş ilişkisel deneyimlerin içsel yankısıdır.

Bu nedenle borderline kişilik yapısını anlamak için yalnızca belirtilere bakmak yeterli değildir. Kişinin ilişkilerde neyi tehdit olarak yaşadığı, hangi duygulara dayanmakta zorlandığı, yakınlık ve ayrılık arasında nasıl konumlandığı, kendisini ve karşısındakini zihninde nasıl tuttuğu da değerlendirilmelidir.

Bu Ölçütler Tek Başına Ne Anlama Gelmez?

DSM-5 ölçütlerinin bazılarını kendinde ya da bir başkasında fark etmek, otomatik olarak borderline kişilik bozukluğu tanısı anlamına gelmez.

Zaman zaman terk edilmekten korkmak, ilişkilerde hayal kırıklığı yaşamak, kimlik karmaşası hissetmek, yoğun öfkelenmek ya da boşluk duygusuyla karşılaşmak insan ruhsallığının farklı dönemlerinde görülebilir. Klinik değerlendirmede önemli olan bu yaşantıların ne kadar süreğen olduğu, hangi bağlamlarda ortaya çıktığı, kişinin işlevselliğini nasıl etkilediği ve yaşam öyküsünde nasıl bir örüntü oluşturduğudur.

Bu nedenle borderline kişilik bozukluğu değerlendirmesi, tek tek belirtilerin işaretlenmesiyle değil; kişinin bütün ruhsal yapılanmasının, ilişkisel tarihinin ve güncel yaşam işlevselliğinin birlikte ele alınmasıyla yapılır.

Borderline Kişilik Bozukluğu Hakkında Daha Genel Bir Okuma

Bu yazı, özellikle DSM-5 tanı ölçütleri ve psikodinamik perspektif üzerine odaklanan daha teknik bir değerlendirme yazısıdır.

Borderline kişilik bozukluğunun belirtileri, nedenleri ve terapi süreci hakkında daha genel bir çerçeve için “Borderline Kişilik Bozukluğu Nedir? Belirtileri ve Tedavi Süreci” yazısını okuyabilirsiniz.

Podcast Notu

“Borderline Annenin Çocuğu Olmak” başlıklı bölüm, Seans Odası Sakinleri podcast serisinde bu tema çerçevesinde ele alınmaktadır.

Seans Odası Sakinleri (S.O.S.) Spotify Podcast
Seans Odası Sakinleri (S.O.S.) Apple Podcast
Seans Odası Sakinleri (S.O.S.) YouTube

Okuyucu İçin Not

Bu yazı, DSM-5’te yer alan borderline kişilik bozukluğu tanı ölçütlerini ve psikodinamik literatürdeki bazı açıklama biçimlerini bilgilendirici bir çerçevede ele almak amacıyla hazırlanmıştır.

Buradaki bilgiler tanı koyma, tedavi önerme ya da kişisel bir klinik değerlendirme yerine geçmez. Borderline kişilik bozukluğu ya da başka bir ruhsal güçlük ancak ruh sağlığı alanında yetkin bir uzman tarafından, kapsamlı klinik değerlendirme içinde ele alınmalıdır.

Kendine zarar verme düşünceleri, intihar düşünceleri ya da güvenlikle ilgili acil bir risk varsa, vakit kaybetmeden en yakın acil servise, 112 Acil Çağrı Merkezi’ne ya da bir ruh sağlığı uzmanına başvurulmalıdır.

Kaynak: Borderline Personality Disorders and DSM-5

1 Like
Önceki
Sonraki

İlgili Makaleler

Depresyon Nedir? Depresyon Belirtileri Nelerdir?
Depresyon Nedir? Depresyon Belirtileri Nelerdir?
12 Ocak 2024

Depresyon Nedir Kişinin hayatındaki aktivitelerde ilgi kaybı ve sürekli bir...

Devamı
Kendini Tanıma Rehberi: 7 Günlük Kendine Dönüş
Kendini Tanıma Rehberi: 7 Günlük Kendine Dönüş
24 Eylül 2025

Kendini tanıma rehberi, duygularını, ihtiyaçlarını, sınırlarını ve iç sesini daha...

Devamı
Psikoterapi ve Koçluk Arasındaki Fark Nedir?
Psikoterapi ve Koçluk Arasındaki Fark Nedir?
10 Ağustos 2024

Psikoterapi ve koçluk arasındaki farkları anlamak, kişisel gelişim, mental sağlık...

Devamı
Mikro Aldatma ve İlişkiler
Mikro Aldatma ve İlişkiler
19 Ağustos 2025

Romantik ilişkiler güven, bağlılık ve karşılıklı sadakat üzerine kurulur. Ancak...

Devamı

Partnerimizi çoğu zaman yalnızca sevdiğimiz kişi o Partnerimizi çoğu zaman yalnızca sevdiğimiz kişi olarak görmeyiz. Ondan bizi dinlemesini, sakinleştirmesini, anlamasını ve içimizdeki karmaşaya bir yön vermesini bekleriz.
Gün içinde biriken kaygıyı, kırgınlığı ya da çözemediğimiz düşünceleri eve taşırız. Bunları ilk olarak partnerimizle paylaşırız. Çünkü yakın ilişkiler, bağlanma ve güven ihtiyacımızın en görünür olduğu alanlardan biridir.
Ancak partner terapist değildir. Terapist, profesyonel bir konumdan dinler. Kendi ihtiyaçlarını sürece taşımaz. Tarafsız ve kapsayıcı bir alan kurar. Partnerlik ise karşılıklıdır. Partnerimizin de yorgunluğu, kırılganlığı, beklentileri ve sınırları vardır.
Bir insandan her şeyi beklediğimizde, ilişki ağırlaşır. Partnerimizi yetersiz kalacağı bir role çağırırız. Duygusal ihtiyaçlarımızı tek bir ilişkiye yüklemek yerine dostluklara, ilgi alanlarına ve gerektiğinde profesyonel desteğe de alan açmak ilişkiye nefes aldırır.
🌷
#psikoloji #ilişkiler
Aldatma sonrası güvenin yeniden kurulması, yalnızc Aldatma sonrası güvenin yeniden kurulması, yalnızca “özür dilemekle” mümkün olmaz. Özür önemli olabilir; fakat asıl belirleyici olan, aldatan kişinin kendi davranışını gerçekten anlamaya çalışıp çalışmadığıdır.
“Ama sen de…” diye başlayan savunmalar, aldatılan kişinin tepkisini abartılı bulmak ya da ilişki sorunlarını aldatmanın gerekçesi gibi sunmak, onarımı zorlaştırır.
Çünkü güven, ancak sorumluluğun gerçekten alındığı bir yerde yeniden kurulabilir.
Bu konuyu daha ayrıntılı ele aldığım “Aldatma Sonrası Güven Yeniden Kurulur mu?” başlıklı yazıyı tugceturanlar.com’da okuyabilirsiniz.
🌷 
#psikoloji
Sevilmek için neden bazen sesimizi kısar, ihtiyaçl Sevilmek için neden bazen sesimizi kısar, ihtiyaçlarımızı geri çeker, kendimizden vazgeçeriz?
Bu bölümde Küçük Deniz Kızı masalını; İngiliz Psikanalist Winnicott’ın gerçek/sahte benlik ayrımı ve Klinik Psikolog Dana Crowley Jack’in kendini susturma kavramı üzerinden ele alıyoruz. 
Çünkü bazen mesele aşk için fedakârlık değil; sevilmek uğruna kendi sesini kaybetmektir.
Yeni bölüm Spotify ve Apple Podcasts’te.
Yeni bölümlerden haberdar olmak için Seans Odası Sakinleri podcastini takip edebilirsiniz ❤️
#podcast #psikoloji
Travmatik bir deneyimi anlatmak neden iyileştirir? Travmatik bir deneyimi anlatmak neden iyileştirir?
Bu sorunun cevabı, “konuşmak iyi gelir”den çok daha derine gidiyor.
Psikanalitik perspektiften bakıldığında anlatı; zihnin ham halde tuttuğu, henüz tam olarak işleyemediği deneyimi daha düşünülebilir bir forma sokma girişimidir.
Adı konulamayan şey her zaman yok olmaz. Bazen semptom olarak, beden tepkisi olarak ya da ilişkilerde tekrar eden örüntüler olarak kendini göstermeye devam eder.
Anlatmak, bu döngüyü fark etmeye ve yaşanan deneyime başka bir yerden bakmaya yardım edebilir.
Ama iyileştirici olan yalnızca anlatmak değildir. Güvenli, duyulduğunuz ve yargılanmadığınız bir ilişki içinde anlatabilmektir.
#psikoloji
Bazı duygular yalnızca geçip gitmez; ilişkilerimiz Bazı duygular yalnızca geçip gitmez; ilişkilerimizde, seçimlerimizde, tekrar eden döngülerimizde iz bırakır.
Seans Odası Sakinleri’nde, bireysel terapi ve çift terapisi alanında çalışan bir klinik psikolog olarak insanın iç dünyası, ilişkileri ve kendini anlama yolculuğu üzerine düşüncelerimi paylaşıyorum.
Bazen bir ilişkinin içindeki görünmeyen döngülere, bazen travmanın bugüne bıraktığı izlere, bazen de çocukluktan taşınan bağlanma biçimlerine bakıyoruz.
Jung, Freud, çağdaş psikanalitik düşünce, masallar, filmler ve gündelik hayattan tanıdık duygular bu yolculukta bize eşlik ediyor.
🎙️ Seans Odası Sakinleri’ni Spotify, Apple Podcasts ve diğer podcast platformlarında dinleyebilirsiniz 🤍
“İçimizde olup biteni bilinçli hale getirmediğimiz “İçimizde olup biteni bilinçli hale getirmediğimizde, onu dış dünyada kaderimizmiş gibi yaşarız.” - Jung
Bazen benzer ilişkilere çekilir, benzer insanlara öfkelenir, benzer durumlarda geri çekilir ya da aynı tür hayal kırıklıklarını farklı sahnelerde yeniden yaşarız. Dışarıdan bakıldığında bütün bunlar şanssızlık, kader ya da hayatın bize hazırladığı bir tekrar gibi görünebilir. Oysa dış dünyada sürekli karşımıza çıkan şey, bazen içimizde henüz fark edilmemiş olanın izidir.
Bilinçdışı, yalnızca bastırılmış anılardan ya da unutulmuş deneyimlerden oluşmaz. Çocuklukta geliştirdiğimiz savunmalar, ilişkiler içinde öğrendiğimiz roller, kendimize dair inançlarımız, korkularımız, arzularımız ve gölgede kalan yanlarımız da bilinçdışının parçalarıdır. 
Örneğin “Ben hep terk ediliyorum” diye düşündüğünüzde, farkında olmadan terk edilmeyi bekleyen, yakınlığı tehdit gibi algılayan ya da ilişkilerde kendinizi sürekli aynı mesafeye yerleştiren bir iç düzenekle hareket ediyor olabilirsiniz. 
Bu yaşadığınız acının gerçek olmadığı anlamına gelmez. Tam tersine, acının yalnızca dış koşullardan değil, içsel tekrar örüntülerinden de beslendiğini gösterir. Elbette her şeyin nedeni bilinçdışı değildir. Toplumsal koşullar, travmalar, kayıplar, ekonomik gerçekler ve başkalarının davranışları yaşamımız üzerinde gerçek bir etkiye sahiptir.
Fark edilmeyen duygu çoğu zaman davranışa dönüşür. Kabul edilmeyen öfke pasif saldırganlık olarak ortaya çıkabilir. Tanınmayan değersizlik hissi sürekli onay arayışına dönüşebilir. Yüzleşilmeyen korku ise kontrol ihtiyacı olarak ilişkilerimize sızabilir. 
Bilinçli hale getirmek, yalnızca zihinsel olarak “anlamak” değildir. Kendi iç dünyamızı gözlemleyebilmek, duygularımıza isim verebilmek, tetiklendiğimiz anları fark edebilmek ve eski tepkilerimizle bugünkü gerçekliği ayırt edebilmektir. 
Terapi de çoğu zaman tam olarak bu alanda çalışır: kader sandığımız tekrarları psikolojik bir dile çevirmek. İç dünyamızı tanımaya başladığımızda dış dünya tamamen değişmeyebilir. Ancak biz, aynı dünyaya aynı bilinçdışı zorunluluklarla cevap vermek zorunda kalmayız. 🌷
Klinik Psikolog Tuğçe Turanlar
#psikoloji
Instagram'da takip et

  • KVKK Aydınlatma Metni
  • Web Sitesi Aydınlatma Metni
  • Çerez Politikası
  • uzmanpsikologtugceturanlar@gmail.com
  • 0532 053 39 92 WhatsApp üzerinden ulaşabilirsiniz

Adres

Kuloğlu Mah. Ağa Hamamı Sok. Yasemin Apt. No:14 D:1 Beyoğlu / İstanbul

Bu internet sitesinin içeriği ve uygulamaları, sadece bilgilendirme ve eğitim amaçlı olup, herhangi bir şekilde tıbbi öneri verme veya herhangi bir danışan sağlama amacı ile oluşturulmamıştır. Sitemizde yer alan alıntı ve görüşler açıkça belirtilmediği takdirde resmi görüşlerini yansıtmamaktadır.