Tuğçe Turanlar

  • Anasayfa
  • Hakkımda
  • Hizmetler
    • Bireysel Terapi
    • Çift Terapisi
    • EMDR Terapisi
    • Jungiyen Yaklaşımla Rüya Analizi
  • Konular
    • İlişkiler ve Bağlanma
    • Kaygı ve Anksiyete
    • Travma ve Bedensel Bellek
    • Psikanalitik Düşünce
  • Podcast
  • Farkındalık Rehberleri
  • İletişim

Tuğçe Turanlar

  • Anasayfa
  • Hakkımda
  • Hizmetler
    • Bireysel Terapi
    • Çift Terapisi
    • EMDR Terapisi
    • Jungiyen Yaklaşımla Rüya Analizi
  • Konular
    • İlişkiler ve Bağlanma
    • Kaygı ve Anksiyete
    • Travma ve Bedensel Bellek
    • Psikanalitik Düşünce
  • Podcast
  • Farkındalık Rehberleri
  • İletişim
  • Anasayfa
  • Hakkımda
  • Hizmetler
    • Bireysel Terapi
    • Çift Terapisi
    • EMDR Terapisi
    • Jungiyen Yaklaşımla Rüya Analizi
  • Konular
    • İlişkiler ve Bağlanma
    • Kaygı ve Anksiyete
    • Travma ve Bedensel Bellek
    • Psikanalitik Düşünce
  • Podcast
  • Farkındalık Rehberleri
  • İletişim
featured_image

Tekrar Eden Yaşam Örüntüleri Neden Olur?

16 Şubat 2026 Yazar: Klinik Psikolog Tuğçe Turanlar Psikanalitik Düşünce 0 Yorum

Tekrar eden yaşam örüntüleri, kişinin farklı ilişkilerde, iş ortamlarında ya da yaşam dönemlerinde benzer duygusal döngüleri yeniden yaşamasıyla ortaya çıkar. Benzer ilişki biçimleri, benzer çatışmalar, benzer hayal kırıklıkları… Kişi bazen kendini farklı insanlarla, farklı ortamlarda, neredeyse aynı duygusal sahnenin içinde bulur.

Bu tekrar eden yaşam örüntüleri çoğu zaman rastlantısal değildir. Psikanalitik açıdan bakıldığında, bilinçdışı süreçlerin ruhsal yaşamı nasıl örgütlediğine dair önemli ipuçları taşır.

Bilinçdışı yalnızca bastırılmış arzuların ya da unutulmuş anıların depolandığı pasif bir alan değildir. Ruhsal yaşamı düzenleyen, deneyimleri sembolik biçimde kodlayan ve çözülmemiş olanı tekrar yoluyla sahneye koyan dinamik bir yapıdır.

Bu nedenle bazı tekrarlar yalnızca “kişilik özelliği”, “şanssızlık” ya da “yanlış insanları seçmek” ile açıklanamaz. Bazen tekrar eden şey, dış dünyadan çok kişinin iç dünyasında kurulmuş eski bir duygusal örgütlenmedir.

Tekrar Eden Yaşam Örüntüleri Nedir?

Tekrar eden yaşam örüntüleri, kişinin farklı zamanlarda ve farklı kişilerle benzer duygusal deneyimleri yeniden yaşamasıdır. Bu örüntüler özellikle ilişkilerde, iş hayatında, aile bağlarında ve kişinin kendisiyle kurduğu ilişkide belirgin hale gelir.

Örneğin kişi farklı iş ortamlarında benzer otorite çatışmaları yaşayabilir. Farklı partnerlerle aynı terk edilme korkusunu deneyimleyebilir. Küçük bir eleştiride beklenmedik yoğunlukta öfke hissedebilir. Sürekli anlaşılmadığını, görülmediğini ya da dışarıda bırakıldığını düşünebilir.

Bu durumlarda sorun yalnızca karşı tarafta olmayabilir. Çoğu zaman harekete geçen şey, geçmişte oluşmuş bir içsel modeldir. Bilinçdışı, tamamlanmamış olanı yeniden organize etmeye çalışır.

Bu tekrar bazen rüyalarda da görünür. Tekrarlayan rüyalar, bilinçdışının aynı duygusal çekirdeği farklı sahneler aracılığıyla yeniden kurmasının bir yolu olabilir.

Neden Hep Aynı Şeyleri Yaşıyorum?

Bir kişi “Neden hep aynı şeyleri yaşıyorum?” diye sorduğunda, çoğu zaman yalnızca dış koşulları değil, kendi içsel tekrarlarını da anlamaya çalışıyordur.

Tekrar eden örüntülerde kişi çoğu zaman aynı duygusal sonucu üretir: terk edilme, değersizlik, kontrol kaybı, görülmeme, öfke, suçluluk ya da hayal kırıklığı. Kişiler ve olaylar değişse bile, ortaya çıkan duygu tanıdıktır.

Bu noktada bilinçdışı bir tür senaryo gibi çalışabilir. Kişi farkında olmadan geçmişte öğrendiği ilişki biçimlerini yeniden kurar. Çocuklukta sevgiye ulaşmak için uyum sağlamak zorunda kalan biri, yetişkinlikte de ilişkilerinde kendi ihtiyaçlarını geri çekebilir. Erken dönemde tutarsız bakım deneyimleyen biri, yetişkinlikte hem yakınlık arzulayıp hem de yakınlıktan korkabilir.

Bu örüntüler bilinçli bir seçim gibi yaşanmaz. Kişi çoğu zaman “Böyle olmasını istemiyorum ama yine aynı yere geliyorum” der. Psikanalitik açıdan önemli olan da tam olarak burasıdır: Tekrar eden şey, çoğu zaman kişinin açık niyetinden değil, bilinçdışı beklentilerinden ve savunmalarından kaynaklanır.

Bilinçdışı Günlük Hayatta Nasıl Görünür?

Bilinçdışı çoğu zaman dramatik sahnelerle değil, sıradan tekrarlarla kendini gösterir. Günlük hayatta bazı cümleler, bazı tepkiler ve bazı ilişki döngüleri bilinçdışı süreçlerin izlerini taşıyabilir.

Örneğin kişi her eleştiriyi kişisel bir saldırı gibi algılayabilir. Otorite figürleri karşısında kendini sürekli yetersiz hissedebilir. Yakın ilişkilerde ya fazla yapışan ya da fazla uzaklaşan bir konuma geçebilir. Bir şey iyi giderken bile onu bozacak bir davranışta bulunabilir.

Bu örüntüler bazen kişinin kendisi tarafından da fark edilir:

“Yine aynı şeyi yaptım.”
“Hep aynı insanları buluyorum.”
“Ne zaman biri bana yaklaşsa uzaklaşıyorum.”
“Biri beni eleştirdiğinde kendimi tamamen değersiz hissediyorum.”

Bu cümleler, bilinçdışının günlük hayattaki izlerini anlamak için önemlidir. Çünkü tekrar eden şey yalnızca olay değil, olayın kişide yarattığı içsel sahnedir.

Bilinçdışı Nedir?

Bilinçdışı kavramı modern psikoloji ve psikanalitik düşünce içinde özellikle Sigmund Freud ile merkezi bir önem kazanmıştır. Freud için bilinçdışı, bastırılmış dürtülerin, çatışmaların, arzuların ve erken dönem yaşantıların etkili olduğu ruhsal bir alandır.

Ancak psikanalitik düşünce zamanla bilinçdışını yalnızca bastırılanın deposu olarak değil, ruhsal yaşamı örgütleyen dinamik bir yapı olarak ele almaya başlamıştır. Bu yapı; rüyalarda, dil sürçmelerinde, tekrar eden ilişki biçimlerinde, bedensel tepkilerde ve sembollerde kendini gösterebilir.

Freud, bilinçdışını bastırılmış arzular ve çatışmalar üzerinden açıklarken; Jung kolektif bilinçdışı ve arketip kavramlarını öne çıkarmıştır. Lacan ise bilinçdışının dil gibi yapılandığını savunarak, insanın söyledikleri ile kastettikleri arasındaki bölünmeye dikkat çekmiştir.

Bu farklı kuramsal yaklaşımlar aynı noktada kesişir: İnsan yalnızca bilinçli kararlarıyla hareket etmez. Kişinin farkında olmadığı içsel örgütlenmeler, seçimlerini, ilişkilerini, korkularını ve tekrarlarını etkileyebilir.

Bilinçdışı Sembollerle Nasıl Konuşur?

Bilinçdışı doğrudan konuşmaz; çoğu zaman semboller aracılığıyla kendini ifade eder.

Bir rüyada görülen karanlık bir ev, bir yılan, bir su baskını ya da yıkılan bir yapı yalnızca görüntü değildir. Bu imgeler, kişinin ruhsal durumuna, bastırılmış duygularına ya da henüz temsil edilememiş yaşantılarına işaret edebilir.

Örneğin sürekli su baskını gördüğünü söyleyen birini düşünelim. Rüyasında evin alt katı suyla doludur. Kişi üst kata çıkar ama su yükselmeye devam eder. Jungiyen sembolizmde su çoğu zaman bilinçdışını ve taşan duygulanımı temsil eder. Bu tür rüyalar, bastırılmış bir duygunun artık zihinsel sınırlar içinde tutulamadığını düşündürebilir.

Burada rüya yalnızca bir mesaj değil, ruhsal bir dengeleme çabasıdır. Bilinçdışı, kişinin bilinçli yaşamında yer açamadığı bir duyguyu sembolik biçimde sahneye koyar.

Freud ve Jung’un rüya analizine dair karşılaştırmalı yaklaşımları için:
Rüya Analizi: Freud ve Jung’un Karşılaştırmalı Görüşleri

Jungiyen Bakışta Gölge ve Tekrar Eden Örüntüler

Jung’a göre insan yalnızca bilinçli kimliğinden ibaret değildir. Bilinçli olarak benimsediğimiz yönlerimizin yanında, reddettiğimiz, bastırdığımız ya da kendimize yakıştıramadığımız parçalar da vardır. Jung bu reddedilen alanı “Gölge” kavramıyla açıklar.

Gölge ile yüzleşilmeyen durumlarda, kişi kendi içeriğini başkalarına yansıtabilir. Kendi öfkesini kabul etmekte zorlanan biri, çevresinde sürekli öfkeli insanlar olduğunu düşünebilir. Kendi bağımlılık ihtiyacını reddeden biri, başkalarını zayıf ya da yapışkan bulabilir. Kendi kırılganlığıyla temas edemeyen biri, kırılgan insanlara tahammül edemeyebilir.

Böylece içsel içerik dış dünyada yeniden sahnelenir. Kişi aslında kendi içinde karşılaşamadığı bir parçayla, ilişkiler aracılığıyla tekrar tekrar karşılaşır.

Bu nedenle tekrar eden yaşam örüntüleri bazen yalnızca geçmiş travmalarla değil, kişinin kendi reddedilmiş yönleriyle kurduğu ilişkiyle de bağlantılıdır. Gölge tanınmadığında kader gibi yaşanır; tanındığında ise dönüşüm için bir kapı aralayabilir.

Yineleme Zorlantısı Nedir?

Freud’un “yineleme zorlantısı” olarak tanımladığı süreç, bastırılanın hatırlanmak yerine tekrar edilmesidir. Kişi bazı yaşantıları bilinçli olarak hatırlayamaz ya da anlamlandıramaz; fakat benzer duygusal koşulları eylem yoluyla yeniden üretir.

Örneğin çocuklukta tutarsız bir ebeveynle büyüyen biri, yetişkinlikte benzer biçimde mesafeli partnerlere yönelebilir. İlişkinin başında yoğun bir çekim hissedebilir; fakat yakınlık arttığında kaygısı da artar. Bazen fazla yaklaşır, bazen geri çekilir, bazen de ilişkiyi farkında olmadan sabote eder.

İlişki bozulduğunda şu cümle kurulur:

“Yine aynı şey oldu.”

Oysa tekrar eden yalnızca partner tipi değildir. Tekrar eden şey, kişinin içsel ilişki modelidir.

Yineleme çoğu zaman haz ilkesine aykırıdır; çünkü kişiye acı verir. Fakat Freud’a göre bu tekrarın ardında bir tür ustalık kazanma çabası bulunur. Kişi bir zamanlar pasif kaldığı sahneyi, bu kez kontrol edilebilir bir biçimde yeniden kurmaya çalışır.

Sorun şu ki, bu tekrar çoğu zaman çözüm üretmez. Eski sahne yeniden kurulur, eski duygu yeniden yaşanır ve kişi kendini aynı döngünün içinde bulur.

İlişkilerde Tekrar Eden Döngüler Nasıl Oluşur?

Erken bağlanma deneyimleri, kişinin ilişkilerde ne beklediğini ve yakınlığı nasıl deneyimlediğini şekillendirir. Bu beklentiler yalnızca düşünsel inançlar değildir; bedensel, duygusal ve ilişkisel kalıplar halinde yaşanır.

Bir kişi partnerine yoğun şekilde yakınlaşmak isterken aynı anda terk edilmekten korkabilir. Bu içsel çelişki savunma davranışlarına dönüşebilir: geri çekilme, aşırı kontrol, kışkırtma, test etme, susma ya da öfkeyle mesafe koyma.

Döngü çoğu zaman şu şekilde işler:

Yakınlık arzusu ortaya çıkar.
Yakınlık arttıkça terk edilme korkusu tetiklenir.
Kişi kendini korumak için savunma davranışı geliştirir.
Partner uzaklaşır ya da ilişki gerilir.
Bilinçdışı model kendini doğrular: “Zaten sonunda herkes gider.”

Böylece kişi istemediği sonucu farkında olmadan yeniden üretmiş olur. Bu tür ilişkisel döngülerde önemli olan yalnızca “yanlış kişiyi seçmek” değil, yakınlık karşısında hangi içsel senaryonun harekete geçtiğini anlamaktır.

Beden Neden Geçmişi Tekrarlar?

Tekrar eden örüntüler yalnızca zihinsel değildir; bedensel ve duygusal bellekle de ilişkilidir. Modern nöropsikanaliz, bilinçdışı süreçlerin yalnızca düşünce düzeyinde değil, sinir sistemi ve örtük bellek sistemleri düzeyinde de işlediğini gösterir.

Mark Solms ve Jaak Panksepp’in çalışmaları, duygulanımların beyin sapı ve limbik sistem düzeyinde örgütlendiğini vurgular. Arayış, korku, öfke ve bakım gibi temel duygusal sistemler, deneyimlerin duygusal tonunu belirler.

Travmatik ya da yoğun stres altında yaşanan deneyimler her zaman söze dökülebilir bir anı olarak yerleşmez. Bazen kişi ne olduğunu anlatabilir ama bedeni hâlâ o deneyimi “geçmişte kalmış” gibi değil, “şimdi oluyormuş” gibi yaşar.

Bu nedenle bir bakış, bir ses tonu, bir sessizlik ya da küçük bir eleştiri bedende yoğun bir tepki yaratabilir. Kişi mantıksal olarak durumun o kadar büyük olmadığını bilse bile, sinir sistemi eski bir tehdit modelini devreye sokabilir.

Bu noktada tekrar, bilinçli bir tercih değildir. Daha çok güncellenmemiş bir içsel tahmin modelinin çalışmasıdır.

Bu nedenle yineleme bir irade zayıflığı ya da karakter sorunu olarak görülmemelidir. Çoğu zaman sinir sisteminin eski bir organizasyon biçimini sürdürmesidir.

Tekrar Eden Örüntüler Nasıl Değişir?

Tekrar eden örüntülerin değişmesi yalnızca fark etmekle olmaz. Farkındalık önemlidir; fakat tek başına yeterli değildir. Asıl mesele, yaşantının sembolleştirilebilmesi ve ruhsal yapı içinde yeniden anlamlandırılabilmesidir.

Sembolleştirme, ham duygunun söze, imgeye ve düşünceye dönüşmesidir. Kişi yaşadığı şeyi yalnızca bedensel tepki, öfke, panik ya da geri çekilme olarak deneyimlemek yerine, onun neye temas ettiğini anlamaya başladığında dönüşüm mümkün hale gelir.

Örneğin her eleştiride yoğun bir değersizlik hissi yaşayan biri, başlangıçta bu duyguyu yalnızca öfke ya da kapanma ile ifade edebilir. Ancak zamanla bu tepkinin çocuklukta sık yaşanan yetersizlik deneyimleriyle bağlantılı olduğunu fark ettiğinde, eleştiri artık yalnızca “şimdi olan bir saldırı” gibi yaşanmaz.

Kişi şunu ayırt etmeye başlar:

“Şu an eleştirildim ve bu bana eski bir değersizlik duygusunu hatırlattı.”

Bu ayrım çok önemlidir. Çünkü geçmiş ile şimdi birbirinden ayrıldığında, otomatik tepkinin yerini düşünülmüş bir yanıt alabilir.

Psikoterapi sürecinde de dönüşüm çoğu zaman bu şekilde gerçekleşir. Kişi tekrar eden örüntüyü yalnızca konuşmaz; onu terapötik ilişki içinde fark eder, hisseder, temsil eder ve yeniden anlamlandırır. Böylece geçmiş, bugünü otomatik olarak yönetmek zorunda kalmaz.

Tekrar Eden Yaşam Örüntüleri Kader Değildir

Tekrar eden yaşam örüntüleri çoğu zaman kişinin farkında olmadan taşıdığı duygusal şablonlarla ilişkilidir. Bu şablonlar yalnızca düşüncelerde değil; ilişkilerde, bedensel tepkilerde, rüyalarda ve seçimlerde kendini gösterebilir.

Bilinçdışı çözüldüğünde kişi geçmişi tekrar etmek zorunda kalmaz. Onu anlamlandırabilir, temsil edebilir ve bugünkü yaşamında daha bilinçli seçimler yapabilir.

Yinelenen örüntüler kader değildir. Çoğu zaman işlenmemiş deneyimin otomatik sonucudur.

Ve anlamlandırılan şey, artık kader gibi yaşanmak zorunda kalmaz.

Daha ayrıntılı bilgi için: Solms (2018) – The Neurobiological Underpinnings of Psychoanalytic Theory and Therapy.

Görüşme talepleri ve sorularınız için İletişim sayfasındaki bilgilerden ulaşabilirsiniz.

Bu yazıyı paylaş

Bu içerik yalnızca bilgilendirme amaçlıdır; tanı veya tedavi yerine geçmez.

Önceki
Sonraki

İlgili Makaleler

Hangi Terapi Yöntemi Bana Uygun?
Hangi Terapi Yöntemi Bana Uygun?
21 Eylül 2025

Hangi terapi yöntemi bana uygun? Terapiye başlamayı düşünen birçok kişi ilk...

Devamı
Psikanalitik Psikoterapi Nedir? Nasıl Çalışır?
Psikanalitik Psikoterapi Nedir? Nasıl Çalışır?
27 Mart 2024

Psikanalitik psikoterapi, kişinin bugünkü zorlanmalarını bilinçdışı süreçler,...

Devamı
Sahte Benlik Nedir? Winnicott’ın Gerçek Benlik Ayrımı
Sahte Benlik Nedir? Winnicott’ın Gerçek Benlik Ayrımı
12 Temmuz 2026

Bazı kişiler hayatlarını doğru cevaplar vererek geçirir; ama içeriden...

Devamı
Yas ile Melankoli Arasındaki Fark Nedir?
Yas ile Melankoli Arasındaki Fark Nedir?
25 Temmuz 2026

Yas ile melankoli arasındaki temel fark, kaybın nasıl yaşandığıyla ilgilidir....

Devamı

Şu an yaşadığınız hayatı, hiçbir şey değişmeden, s Şu an yaşadığınız hayatı, hiçbir şey değişmeden, sonsuz kez daha yaşamak zorunda olsaydınız ne hissederdiniz?
Bu soru Nietzsche’ye ait. Bengi dönüş dediği düşünce deneyinde, bir iblis gece yarısı yanınıza sokulur ve der ki: Bu hayatı, her acısı, her sevinci, her sıradan ayrıntısıyla sonsuz kez daha yaşayacaksın. 
Nietzsche sorar: Yere kapanıp lanet mi edersiniz, yoksa “bundan daha güzel bir şey duymadım” diyebileceğiniz bir an yaşadınız mı hiç?
Psikiyatr Irvin Yalom bu soruyu terapide bir turnusol kâğıdı gibi kullanır. Çünkü aynı hayatı tekrar yaşama fikri size dayanılmaz geliyorsa, bunun çoğu zaman tek bir açık nedeni vardır: Hayatınızı henüz iyi yaşamadığınıza inanıyorsunuzdur. Yalom’un dikkat çektiği şey de budur: Ölümden en çok korkan, hayatı en çok seven değil, çoğu zaman hayatını en az yaşamış olandır.
Ama sorunun amacı sizi geçmişin pişmanlığında boğmak değil. Yön ileri: Bundan sonra hayatımı nasıl yaşamalıyım ki, beş yıl sonra dönüp baktığımda yeni pişmanlıklar biriktirmemiş olayım?
Bengi dönüş iblisi bu gece kapınızı çalsa, ona ne cevap verirdiniz?
Psikanaliz denince çoğumuzun aklına içimizde derin Psikanaliz denince çoğumuzun aklına içimizde derinlerde saklı duran karanlık bir depo, mistik bir hayal gücü veya açılmayı bekleyen gizli bir kutu gelir. Özellikle Jung ve romantik filozoflar, bilinçdışını her şeyin içine tıkıştırıldığı karmaşık bir yığın veya “karanlık bir irade” olarak resmetmişlerdir. Ancak Jacques Lacan, bu yaygın inancı kökünden sarsar.
Lacan’a göre bilinçdışı varlıksal (ontolojik) bir madde veya mekân değil; bir boşluk, bir yarık ve bir kesintidir. Kusursuzca işlediğini sandığımız günlük hayatımızda, düzgün akan bir cümlemizde aniden ortaya çıkan bir tökezleme, bir duraksama ya da rüyamızdaki mantıksız bir kopuş basit bir yorgunluk belirtisi değildir. 
Lacan, Freud’un tam da bu aksayan yerde, söylemdeki o delikte ya da boşlukta ne bulduğunu sorar ve şu sarsıcı cevabı verir: Henüz gerçekleşmemiş bir şey.
Bilinçdışı bize kendini “doğmamış olanın alanında askıda bekleyen” bir şey olarak gösterir. Bu yüzden dilimiz sürçtüğünde yaşadığımız o anlık bocalama, aslında o tanımsız boşluktan kelimenin tam anlamıyla doğan bir “buluş” veya bize beklediğimizden hem daha azını hem de daha fazlasını veren bir “sürpriz” niteliğindedir.
Ancak bu sürpriz kalıcı değildir. Lacan’ın vurguladığı gibi, bilinçdışının adeta ritmik bir nabız atışı işlevi vardır; o yarıktan bir anlığına gün ışığına çıkar, gerçekleşmemiş arzunun hakikatini fısıldar ve hemen ardından tekrar kendi üstüne kapanıp kaybolmaya yazgılıdır. O kapanmadan önceki kısacık an, kendimizi en çok ele verdiğimiz andır.
Yani bir dahaki sefere diliniz sürçtüğünde veya tuhaf bir rüya gördüğünüzde bunu sıradan bir “hata” diyerek geçiştirmeyin. Çünkü tam o anda, içinizde henüz gerçekleşmemiş bir arzu, o kısacık boşluktan size bir şeyler anlatmaya çalışıyor olabilir.
🌷
#psikoloji
Aldatma sonrası güvenin yeniden kurulması, yalnızc Aldatma sonrası güvenin yeniden kurulması, yalnızca “özür dilemekle” mümkün olmaz. Özür önemli olabilir; fakat asıl belirleyici olan, aldatan kişinin kendi davranışını gerçekten anlamaya çalışıp çalışmadığıdır.
“Ama sen de…” diye başlayan savunmalar, aldatılan kişinin tepkisini abartılı bulmak ya da ilişki sorunlarını aldatmanın gerekçesi gibi sunmak, onarımı zorlaştırır.
Çünkü güven, ancak sorumluluğun gerçekten alındığı bir yerde yeniden kurulabilir.
Bu konuyu daha ayrıntılı ele aldığım “Aldatma Sonrası Güven Yeniden Kurulur mu?” başlıklı yazıyı tugceturanlar.com’da okuyabilirsiniz.
🌷 
#psikoloji
Travmatik bir deneyimi anlatmak neden iyileştirir? Travmatik bir deneyimi anlatmak neden iyileştirir?
Bu sorunun cevabı, “konuşmak iyi gelir”den çok daha derine gidiyor.
Psikanalitik perspektiften bakıldığında anlatı; zihnin ham halde tuttuğu, henüz tam olarak işleyemediği deneyimi daha düşünülebilir bir forma sokma girişimidir.
Adı konulamayan şey her zaman yok olmaz. Bazen semptom olarak, beden tepkisi olarak ya da ilişkilerde tekrar eden örüntüler olarak kendini göstermeye devam eder.
Anlatmak, bu döngüyü fark etmeye ve yaşanan deneyime başka bir yerden bakmaya yardım edebilir.
Ama iyileştirici olan yalnızca anlatmak değildir. Güvenli, duyulduğunuz ve yargılanmadığınız bir ilişki içinde anlatabilmektir.
#psikoloji
Bazı duygular yalnızca geçip gitmez; ilişkilerimiz Bazı duygular yalnızca geçip gitmez; ilişkilerimizde, seçimlerimizde, tekrar eden döngülerimizde iz bırakır.
Seans Odası Sakinleri’nde, bireysel terapi ve çift terapisi alanında çalışan bir klinik psikolog olarak insanın iç dünyası, ilişkileri ve kendini anlama yolculuğu üzerine düşüncelerimi paylaşıyorum.
Bazen bir ilişkinin içindeki görünmeyen döngülere, bazen travmanın bugüne bıraktığı izlere, bazen de çocukluktan taşınan bağlanma biçimlerine bakıyoruz.
Jung, Freud, çağdaş psikanalitik düşünce, masallar, filmler ve gündelik hayattan tanıdık duygular bu yolculukta bize eşlik ediyor.
🎙️ Seans Odası Sakinleri’ni Spotify, Apple Podcasts ve diğer podcast platformlarında dinleyebilirsiniz 🤍
🩵 Günlük hayatın içinde çoğu zaman kendimizi duyma 🩵 Günlük hayatın içinde çoğu zaman kendimizi duymadan, duygularımızı fark etmeden ilerleriz. Oysa küçük bir mola verip içimize döndüğümüzde değişimin ilk adımını atmış oluruz. Kendine Dönüş Rehberi, bu yolculukta sana eşlik etmesi için hazırlandı.
🦋 Yedi gün boyunca kısa okumalar, egzersizler ve sorularla kendine daha yakından bakmayı, duygularını tanımayı ve içindeki farklı sesleri keşfetmeyi deneyimleyeceksin. Bazen güçlü yanlarını hatırlayacak, bazen sınır koymayı çalışacak, bazen de içindeki küçük çocukla buluşacaksın. Her gün 10–15 dakikanı ayırman, kendinle kurduğun bağı güçlendirmek için yeterli.
✨Bu rehber terapi yerine geçmez. Ama farkındalığını artırmana, kendine daha şefkatli yaklaşmana ve geleceğe dair yeni niyetler koymana destek olabilir. 
🦋✨ Yolculuğun sonunda kendi notlarınla şekillenen kişisel bir defterin olacak: sana ait, sana yol gösteren bir pusula.
7 Gün 7 Adım: Kendine Dönüş Rehberi
1.	Kendine Bakışın
2.	Duyguların Haritası
3.	İç Sesini Resmet
4.	Güçlü Yanlarının Kolajı
5.	“Hayır” Günlüğü
6.	Küçük Çocuğa Mektup
7.	Gelecek Benliğe Niyet
🔗 Kendine Dönüş Rehberi’ne profilimdeki linkten ulaşıp indirebilirsin 🩵
Klinik Psikolog Tuğçe Turanlar 
#psikoloji
Instagram'da takip et

  • KVKK Aydınlatma Metni
  • Web Sitesi Aydınlatma Metni
  • Çerez Politikası
  • uzmanpsikologtugceturanlar@gmail.com
  • 0532 053 39 92 WhatsApp üzerinden ulaşabilirsiniz

Adres

Kuloğlu Mah. Ağa Hamamı Sok. Yasemin Apt. No:14 D:1 Beyoğlu / İstanbul

Bu internet sitesinin içeriği ve uygulamaları, sadece bilgilendirme ve eğitim amaçlı olup, herhangi bir şekilde tıbbi öneri verme veya herhangi bir danışan sağlama amacı ile oluşturulmamıştır. Sitemizde yer alan alıntı ve görüşler açıkça belirtilmediği takdirde resmi görüşlerini yansıtmamaktadır.